Dünya Haberleri

    Azerbaycan’a rağmen olmaz

    Emre KIZILKAYA/DIŞ AÇI
    28.04.2009 - 16:05 | Son Güncelleme:

    “Soykırım” kelimesi üzerinde yapılan tartışmalar, ABD açısından, Trans-Kafkasya’daki ‘Büyük Oyun’un perdelenmesine yarıyor. Yapmamız gereken, Obama’nın soykırım deyip demediğini veya ABD’nin bölgede ne istediğini bir kenara bırakıp, artık “milli bir siyaset” oluşturmak. Bu yüzden “Bakü’ye rağmen” değil, “Bakü ile birlikte” Ermenistan’a yakınlaşmak şart.

    ABD Başkanı Barack Obama, 24 Nisan mesajında, “soykırım” sözcüğünü İngilizce değil de, Ermenice telaffuz edince hiç kimseye yaranamadı. Hem Türkiye, hem de Ermeni lobisi sert tepki gösterdi. Hatta Ermeni diasporasının “anavatandaki” beyni olan Taşnak Partisi, hükümetten ayrılabileceğini duyurdu.

     

    Obama Yönetimi’nin bu tepkilerden rahatsız olduğunu sanmayalım. Aksine, muhtemelen gayet memnunlar. Nitekim soykırım tartışması, aslında bir “perdeleme” işlevi görüyor.Türkiye ve Ermenistan arasındaki bu kısır tarih tartışması onyıllardır süredururken, büyük güçler, perde arkasında taşları yerinden oynatmaya devam ediyorlar.

     

    * * *

     

    Soykırım perdelemesinin arkasında olan biten ne mi?

     

    Önce kısaca bölgenin tarihini hatırlayalım.


    SSCB’nin dağılmasının ardından Ermenistan, kendi haline terkedildi. Bölgenin en yoksul ülkelerinden biri olarak, neredeyse kendisi kadar yoksullaşan Rusya’nın “nüfuz alanı” içinde olması ABD tarafından yıllarca umursanmadı. Tâ ki aynı Rusya, enerji kartı sayesinde “süpergüç” olmayı yeniden zorlayana dek...

     

    Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının, özellikle İkinci Irak Savaşı’nın ardından –İran’dakiler hariç- tamamen ABD’nin kontrolüne geçmesi üzerine, “enerji savaşlarının ikinci arenası” olan Orta Asya’ya ve oraya giden yol olan Kafkasya’ya çevrildi gözler. Bu kez Rusya, neredeyse SSCB dönemindeki gibi güçlü bir direnç sergiliyor ve Orta Asya cumhuriyetlerinin dizginlerini bırakmıyor.

     

    Amacın Rusya ve İran’ın devre dışı bırakılması olduğu düşünülürse, Orta Asya enerji kaynaklarının Batı’ya nakli sadece Azerbaycan yoluyla mümkün. Bu rotayı bir şekilde Türkiye’ye ulaştırdıktan sonra, Avrupa Birliği’ne de varılmış oluyor.

     

    Zaten sorun da, Azerbaycan “anakarası” ile Türkiye’nin coğrafi bağlantısının olmamasından ileri geliyor. Bugün Ermenistan’ın en güneydeki ili olan Syunik’in Müslüman nüfusu 1918’de ve 1980’lerin sonunda iki kez soykırıma uğratılmış; demografik yapı Ermeniler lehine değiştirildikten sonra, SSCB’nin dağılmasının ardından bu bölge kalıcı olarak Erivan’a bağlanmıştı.

     

    Syunik’in Ermenistan denetiminde olması, Iğdır’a sınırı bulunan Nahçıvan’ın Azerbaycan anakarasına bağlanmasını engellemişti. Böylece Türkiye ile Azerbaycan bağlantısı fiilen koparılmış, normal şartlarda hiçbir coğrafi güce sahip olmayacak Ermenistan’a, jeostratejik bir önem “hibe edilmişti.”

     

    Bir dönem ABD’nin de desteğiyle kopartılan bu bağlantı, uluslararası çıkarlar gerektirdiğinde, hemen Gürcistan üzerinden kuruldu. Batı’yı besleyen ve Türkiye’ye de “rant” sağlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı, Rus nüfuzundaki Ermenistan’ı “by-pass” etmişti.

     

    Ancak geçen yaz yaşanan Gürcistan savaşı, BTC’nin güvenli olmadığını kanıtladı. Bunun üzerine ABD, Gürcistan’ın, özellikle de Mihail Saakaşvili gibi zayıf bir lideri varken, enerji zincirinin “en zayıf halkasını” teşkil ettiğini gördü ve Ermenistan’ı kazanmak üzere düğmeye bastı.

     

    * * *

     

    Peki bugünkü durum nedir?

     

    ABD liderliğindeki Batı’nın yeni planında ilk aşama, Türkiye ile Ermenistan’ı “barıştırmak.” Bu, ne pahasına olursa olsun acilen gerçekleştirilecek. Bu aciliyet yüzünden Azerbaycan “küsse” bile, Ankara-Erivan bütünleşmesinin ardından Bakü’nün de sürece dahil edilmesi planlanıyor. Zamanı gelince, örneğin Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan’a bırakması sağlanarak bu hedefe de ulaşılabileceği düşünülüyor.

     

    Ermenistan’ın “Rusya karşıtı” bir tutum almaya ikna edilmesi de artık daha kolay. Nitekim 2006 yılında hizmete giren Tebriz-Sardaryan Doğalgaz Boru Hattı, Erivan’ın da enerjide Rusya’ya bağımlılığını azaltma isteğinin göstergesiydi.

     

    Kısacası, yeni “bölgesel tasarımda,” Gürcistan artık Rusya’ya karşı sadece bir “tampon bölge” statüsüne gerilerken, Orta Asya enerji kaynakları, Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye üzerinden Batı’ya akmaya başlayacak.

     

    Ancak Erzurum’u Avrupa Birliği’nin merkezine bağlayacak Nabucco Boru Hattı projesi, mevcut belirsizlik yüzünden ilerlemiyor. 24 Nisan’da Sofya’da yapılan ve Avrupalı alıcı ülkelerle, Orta Asya’nın satıcı ülkelerini bir araya getiren enerji konferansından sonuç çıkmadığı gibi, Türkmenistan’daki bir diğer önemli enerji konferansı da Rusya’nın “moral üstünlüğünü” yıkamadı.

     

    Oysa Avrupa Birliği, geleceğin enerji stoklarını garantilemeye o kadar muhtaç ki, Sahara çölünü geçen bir boru hattıyla gerekirse Nijerya’ya ulaşmayı bile düşünüyor bugünlerde!

     

    * * *

     

    Ya Azeriler ne hissediyor?

     

    Dediğim gibi, Nabucco’nun hâlâ sürüncemede kalması, “siyasi haritanın” belirsizliğini korumasından ileri geliyor. Gürcistan savaşının yarattığı şok, bölgedeki tüm satıcı ve transit ülkeleri sarsmakla kalmadı, Azeri gazının BTC dışında bir rotadan Nabucco’yu beslemesi gerektiği yönünde bir dersi de zihinlere kazıdı. İşte o yeni rotanın, Ermenistan’dan geçeceği belirginleşiyor.

     

    Burada sorun, Azerbaycan’ın haddinden fazla “yabancılaştırılması” ve bu süreçte Ermenistan Batı’nın saflarına geçerken, Bakü’nün Moskova’nın “kucağına” bırakılması. Son haftalardaki gelişmeler, bu kaygıyı büyütüyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Moskova’ya gidip “Karabağ’ı çöz, Azeri gazını al” teklifi ve Azeri devletine ait enerji şirketi Socar’ın geçen ay Gazprom ile 2010’dan sonra Avrupa’ya gaz satışı konusunda pazarlıklara başlaması, bu gelişmelerden bazıları.

     

    Nitekim Azerilerin, Türkiye ve Ermenistan müzakereleri sırasında Ankara’ya “Sınırı açma, zararını biz karşılayalım” dediği ve Ankara’nın gaz fiyatı konusunda kendileriyle pazarlığa girişmesi üzerine Bakü’nün çok sinirlendiği de öne sürülmüştü. (<ı style="mso-bidi-font-style: normal">Yeni Müsavat, 24 Nisan)

     

    Bugün itibariyle Azerbaycan’ın Türkiye’ye cevabı, sürpriz “doğalgaz zammı” gibi küçük tepkilerle sınırlı kaldı. Ancak bunlar, büyük deprem öncesi birer “öncü şok” da olabilir. Türkiye ve Ermenistan’ın anlaştığı “yol haritasında” Dağlık Karabağ’ın işgali meselesinden hiç bahsedilmediyse, bu gerçek ortaya çıktığı anda Azerbaycan sadece Ankara tarafından değil, tüm Batı tarafından tamamen kaybedilecektir.

     

    * * *

     

    Büyük Oyun’un iki tarafı olan ABD ve Rusya’nın bugünkü düşünceleri neler olabilir?

     

    Seçimi kazandığından beri “soykırım” sözcüğü hiç de umrunda olmayan ABD Başkanı Barack Obama bugün muhtemelen şöyle düşünüyor: “Ermenistan ile Türkiye’yi barıştırırsam, dış ticaretini çeşitlendirecek Erivan’ın Moskova’ya bağımlılığı azalır. Bu durumda Hazar havzasındaki enerjiyi Ermenistan’ı da kullanarak Avrupa’ya aktarabiliriz. Böylece Rusya’nın tekel konumu sona erer ve Moskova bir numaralı gelir kaynağından ciddi bir pay kaybeder.”

     

    Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in aklından geçenlerse şunlar olmalı: “Karabağ konusunda yıllardır Ermeni yanlısı tutum sergilememe rağmen, taraflar nezdinde bir numaralı arabulucu konumundayım. Bunu kullanarak iki tarafı da memnun edersem, Azeri gazının Rusya’yı by-pass ederek Batı’ya ulaşmasını engelleyebilirim. Dahası, Bulgaristan’ı ikna edip Güney Akım projesini tamamlar, Türkiye’yi by-pass edip Avrupa’ya daha da fazla gaz satarak iyice tekel olabilirim. Bu da beni yeniden bir süpergüç yapmaya yetecek mali kaynağı yaratır.”

     

    * * *

     

    Türkiye ne yapıyor, ne yapmalı?

     

    Rusya ve ABD ne tür bir plan yaparlarsa yapsınlar, Ankara’nın bölgede “milli bir politika” oluşturması şart, ki bugüne kadar böyle “dirayetli” bir siyaset göremedik.

     

    Türkiye ile Azerbaycan’ın kara bağlantısının koparılmış olduğu gerçeği düşünüldüğünde, her iki ülkenin ulusal çıkarlarının da, elverişli konjonktürden yararlanarak, bugüne dek arada “habis” bir blok oluşturan Ermenistan ile bir “antant” kurmayı buyurduğu açık.

     

    Bu noktada Ankara’nın belirlediği hedef doğru. Ancak AKP hükümeti, Azerbaycan’ı dışlayıp tamamen ABD’nin “dümensuyuna” girerek, büyük bir “yöntem hatası” yapıyor. Amerikan dış politikasının tipik “tektaraflılığı” ve “savrukluğu” yüzünden Azerbaycan kaybedilirse, bunun zararını sadece Türkiye değil, tüm Batı görecek.

     

    Ankara, “Azerbaycan’ı şimdilik bir kenara bırakalım. Ermenistan ile istediğimiz şartlarda barıştıktan sonra, Bakü’nün gönlünü alırız” diye düşünmemeli.

     

    Ben, Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan üçlüsünün, tamamen kendi çabalarıyla “samimi” bir ittifak kurması halinde, bölgede büyük bir “sinerji” yaratılacağını düşünüyorum. Bu sinerji, ABD veya Rusya’dan –veya bu ikisi arasına sıkışan Avrupa Birliği’nden- çok, bu üç ülkeyi kalkındırır.

     

    Bu yüzden, “soykırım” tartışmalarının enerjimizi sömürmesine daha fazla izin vermeden, Kafkasya’da “proaktif” olduğu kadar “milli” bir dış siyasete geçmemiz gerekiyor. Bunun yolu da, Ermenistan’a, “Azerbaycan’a rağmen” değil, “Azerbaycan ile birlikte” yaklaşmaktan geçiyor. Her iki ülkeyi de ikna eden taraf olmamız şart.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı