"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

Oku dedi, okudum

GÜZEL şeyleri hep ondan öğreniyorum: Muhittin Sirer; Amin Maalouf'un Yüzüncü Ad’ından bahsetti. Lübnanlı yazarın bütün kitaplarına öldüğünü ama Baldassare'nin Yolculuğu’ndan özel bir keyif aldığını söyledi. Ekledi: ‘‘İnanılmaz çok şey öğrendim.’’

Kulaklarımı kocaman kocaman açmış dinliyorum...

Düşünsenize, ben Muhittin'den hali hazırda, inanılmaz şey öğreniyorum!

O da, Maalouf'tan öğrendiğini söylüyor...

Ben bu fırsatı kaçırır mıyım?

Kaçırmam.

Aldım kendimi, gömdüm o kitaba!

Nasıl anlatsam?

Muhittin beni bir kez daha yanıltmadı...

Zaten Kürk Mantolu Madonna'yı okumadan hayata devam etmemem gerektiğini de, o bana söylemişti. Sabahattin Ali'nin o dev eserini, gerçekten öyle olduğunu düşünüyorum, Muhittin sayesinde küçük kardeşime tavsiye etmiş, ‘‘Beğeneceğini düşünüyorum, ben bayıldım’’ demiştim. O dönemler küçük kardeş, Almanya'daydı ve haliyle bir kısmı Almanya'da geçen o hüzünlü roman, onun da ruhuna çok iyi gelmişti.

Böyle insanlar var, nesilleri tükeniyor ama var, bir tür guru, bir tür hoca onlar, size bir şeyler tavsiye ediyorlar, siz başkalarına...

Sonunda herkes mutlu oluyor!

* * *

Ben resmen, Maalouf'un hayal gücüyle, müthiş bilgisiyle, o kıvrıla kıvrıla akan cümleleriyle başbaşa kalabilmek için günün bitmesini bekliyorum. Canımı sıkan bir şey olursa gün içinde, ‘‘Boş ver, şu aralar senin bir can simidin var: Yüzüncü Ad’’ diyorum, ‘‘Bu sersemlerden korur seni. Okursun, bütün kirlenmişliklerinden arınırsın!’’ Ve gece olunca kuruluyorum yatağa, kedim her zamanki gibi yanımda, kocam içeride televizyon başında, Samih Rifat'ın çevirisinden ‘‘Yüzüncü Ad’’ı okuyorum. Kitabı okşayarak okuyorum, iş ediniyorum her sevdiğim cümlenin altını çiziyorum ve o kitapla gizli bir aşk yaşıyorum.

Sonuna geldim o yüzden bunları anlatıyorum, heyecanım doruktayken (zannedilenin aksine!), paylaşmayı sevmem...

Üstelik bizim topraklarımızda da geçiyor Yapı Kredi'den çıkan bu roman, Maalouf bir başka Osmanlı anlatıyor, bir başka İstanbul, bir başka İzmir! Bilgileri sizi boğmayacak bir şekilde sunuyor. Sanki ‘‘Hadi şu küçücük elmayı da ye, bak sana daha neler anlatacağım!’’ diyen bir annenin hınzır zekasıyla, şefkatiyle besliyor insanı. Ne olurdu tarih bize hep böyle anlatılsaydı! Sabetay Sevi bile var 1665 yılında geçen hikayenin içinde. Sabetaycılık, Sabetaycılık deniyor ya, bir de Maalouf'tan okuyun. Coelho'nun Simyacı'da altını çizdiği ‘‘işaretler’’i, bir de Maalouf'un ‘‘Bekleyen işareti bulur!’’ deyişiyle kıyaslayın.

Aslında ben şunu demek istiyorum. İyi bir roman okumak, insanı kendine getiren sıkı bir duş almak gibi: Arınıyorsunuz, temizleniyorsunuz ve farkına varıyorsunuz...

Yine ailemizi kurtardım

EN hararetli kavgalarımızın adı: Televizyon!

Bana kalsa yere atıp, kıralım...

Nasıl kredi kartlarını elimde bir makas tek tek kestim, beni perişan edeceklerine, ben hayata bunlarsız devam edeyim dedim, televizyon için de aynı hesap. O bir siyah kaltak. İlişkimizin içine ediyor. O, özlemle kucaklanmak isteyen sevgili; ben ise, ilgi isteyen, zamanlaması kötü olan (ve tabii çok konuşan) eş. Kurtulalım o kaltaktan, kendimize televizyonsuz bir hayat kuralım... Desem de olmuyor.

Salonun Efendisi yanaşmıyor!

Eve geliyor, lacivert koltuğun üzerine kuruluyor, oysa ben de her normal insan gibi günün muhasebesini yapmak istiyorum, ne var ki Salonun Efendisi'nin bakışları beni delip geçiyor, tabii ki anlattıklarımı dinler gibi yapıyor, ama gözünü o lanet olası ekrandan bir an olsun ayırmıyor!

Sağ elinde uzaktan kumanda...

Baş parmağı hızının doruklarında!

Ve en fenası o kadar hızlı kanaldan kanala atlıyor ki, benim midem bulanıyor. Digital Türk, zaten ölümümüz oldu. Kanal sayısı o kadar arttı ki, ben daha ne olduğunu anlayamadan, adam bitirmiş meseleyi, ‘‘Bu iyi bir şey değil!’’ demiş, öbür kanala geçmiş.

Dışlanıyorum ya, kin tutuyorum tabii...

Evin bir başka köşesinde, kendime farklı bir eğlence buluyorum. Kulağımda kulaklık müzik dinliyorum mesela, ama bu sefer de, Salonun Efendisi'nin zevk aracının sesini bastırmak için, müziğin sesini sonuna kadar açmam gerekiyor ki, bana da yazık, kulak zarım patlayacak!

En pişkin haliyle, ‘‘Benim suçum yok, reklamların sesi yüksek!’’ diyor. Uzun uzun bana her kanalın ses ayarının farklı olduğunu anlatıyor.

Bak hala o siyah kaltağı koruyor!

‘‘Bunun ayarı-mayarı yok mudur?’’ derken, bir öğreniyorum ki, kuzenim de karısıyla bu yüzden kavga ediyor, eniştem de ablamla. Sorun benim sorunum. Daha doğrusu kadınların sorunu. Çözmek zorundayız. Ya kocayı değiştireceksin ya televizyonu. Şimdilik b) şıkkını tercih ediyorum. Çünkü teknolojik yardım alıyorum. Para yardımını kimden alacağımı bilemiyorum gerçi! Ama paramı biriktiriyorum, bir televizyon çıkmış, hangi kanala geçersen geç, sesi aynı düzeyde tutuyormuş.

Yaşasın bir kez daha ailemi kurtarabileceğim...

DUYURULUR

Ali Atıf Bir, geçtiğimiz pazar günkü yazısında sarışın kadınının ben olmadığımı ilan etmiş. Kendisini bu kararından ötürü kutluyorum. Kararından dolayı mutluluk duyuyorum. Çünkü o da benim erkeğim değil!

Ahmet Tulgar'a mesleğin büyüklerinden söz ederken, beni tanıdıktan sonra, fikirlerini değiştirdiklerini söylemiştim. Hasan Pulur, küçük bir hamişle öyle olmadığını benim ‘‘iyi niyetli’’ olduğumu yazmış. Bir kere daha yanılmışım! Olsun ben onu seviyorum, mesleğimin büyüğü olarak da saygı duyuyorum. Onu ikna edebilmek için, daha fazla çalışmaktan başka yapabileceğim bir şey yok.

Fatih Altaylı, Elite Model yarışmasında 14 yaşındaki kızların manken olsun diye ortalığa salınmasına şiddetle itiraz etmişti. Bu yazısı kafamda yer etmiş. Asla aynı şey değil, hatta hiç alakası yok, ama yine de bu yazının sahibininin geçen günkü Best Model of the World yarışmasında jüri üyeliği yaptığını görünce doğrusu biraz yadırgadım. Olsun, ben onu da seviyorum...

Mutlu Tönbekici'nin pazar günkü yazısındaki basında yazan erkeklerin güzelliği çirkinliği tartışılmazken, kadınların dış görünüşlerinin haddinden fazla gündeme gelmesine itiraz eden fikrini çok sevdim. Kendisini ve fikrini kutluyorum.

X