"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

Süleyman Seba

O gün onunla konuşmaya giderken, bütün aksiliğim üzerimdeydi. Bir sürü dünyevi sorunum vardı. Boğuşmalar, kavgalar, hırslar. Üstelik açtım; yemek yemeye vaktim olmamıştı, yoldan bir simit aldım. Ve bütün bu olumsuzluklar yüzüme yansımıştı. Ben çirkindim. Zaten o pantolon da dar geliyordu. Hayatla bağlantımın çok sağlam olduğu söylenemezdi.

Ama ne oldu?

Biraz Hulusi Kentmen'i andıran bıyıklarıyla, bana ‘‘köşeli sorular sormayın’’ deyişiyle, ‘‘Simitin yanında iyi gider’’ deyip, çay ikram edişiyle, beyaz teniyle, huzur verici yüzüyle karşımda Süleyman Seba'yı buldum. Bir anda röportaj-möportaj her şey önemini kaybetti. Kendimi iyi bir insanmışım gibi hissettim. Güzelleştim.

Hatta ‘‘Sizi daha önce tanısaydım’’ dedim, ‘‘Kesin koyu bir Beşiktaşlı olurdum’’. Yani öyle biri. Etkilenmemek mümkün değil. Bir yanı son derece mütevazı, bir duruşu aristokrat. Seviyorsunuz, gülüyorsunuz, ona üzülüyorsunuz; bütün duyguları bir arada yaşıyorsunuz.

Eski değerlere öylesine sahip çıkmasına, elinizde değil, hayranlık duyuyorsunuz. Ama onların artık yok olduğunun o da farkında. Zaten hangi arkadaşından söz etse, ölmüş. Röportajda en çok kullanılan cümle ‘‘Allah gani gani rahmet eylesin’’di. Bir de ‘‘Hamdolsun’’.

Evet, elleri titriyor.

Ama yaşlılıktan değil.

Dedi ki, ‘‘Beynimden iki operasyon geçirmem gerekiyor, geçmesi için, ben de vazgeçtim’’. Tuhaftır, o röportaj boyunca, nedense ben ona uyum sağladım; onunkilerle birlikte benim de ellerim titredi.

Öyle bir hali var ki, söylediği hiçbir şeye inanmamak mümkün değil... Aslına bakarsanız, söyleyebileceğinin de en azını söylemek için özel bir gayret sarf ediyor. Onunla tanışmış olduğum için çok sevindim. Yani farkında olmadan bu cümleyi, ‘‘Süleyman Seba ile tanışmak benim için bir şereftir’’ gibi kurabilirdim. İnsanda öyle ulvi duygular yaratıyor. Her zamanki gibi hiçbir şey röportaja sığmıyor, geri kalanlar aşağıdaki yerini alıyor.

Beşiktaş'tan ayrılmanız, insanın 16 yıl sonra eşinden ayrılması gibi bir şey mi?

- Vallahi hiç evlenmediğim için buna cevap veremem.

Beşiktaş için neleri feda ettiniz? a) Sağlık b) Evlilik c)Aile d)Para, pul e) İş

- Bunların hiçbirini düşünmedim. Ekonomik olarak mütevazı bir durumum var benim. Herhangi bir aile olayını da Beşiktaş için feda etmiş değilim.

Sağlığınız mesela, Beşiktaş yüzünden hiç bozulmadı mı?

- Artık çocuk yaşta değiliz, olabilir. Bozulmuştur.

Ben sevginizin, boyutunu anlamaya çalışıyorum da.

- Çok az kişinin tahayyül edeceği bir şey. Hakikaten.

Hiç evlenmediğinizi söylüyorsunuz ya, bundan cesaret alarak soruyorum. Beşiktaş'ı sevgiliniz yerine mi koydunuz?

- Öyle de diyebilirsiniz.

Şimdi sevgiliniz sizi terk mi etti? Yani yaşlandığınız için.

- Yooo. Hiç öyle bir hissim yok.

Peki siz mi onu terk ettiniz?

- Terk etmenin çok değişik boyutları vardır. Niye terk edeyim? Oturduğum yerden ‘‘Ce’’ desem Beşiktaşlılar beni duyar.

Sizi Süleyman Demirel'le kıyaslayıp: ‘‘Birincisi gitti, şimdi sıra ikincisinde...’’ diyenler var.

- Üstünde durmuyorum.

‘‘16 yıl boyunca gitmemek için yapıştı koltuğa’’ diyenlere ne diyorsunuz...

- Safsata. Gülüp geçiyorum.

Sıkıldınız mı bu sorulardan?

- Hayır efendim. Ama yeteri kadar tatmin edici cevaplar veremiyorum diye üzülüyorum.

Başkanlıktan ayrılınca size farklı davranacaklarını düşünüyor musunuz?

- Gayet doğal karşılıyorum. Ömrü billah kalmayacaktık ki.

Kendinizi ruhen başkanlıktan ayrılmaya hazırlıyor musunuz?

- Çoktan hazırladım. Yoksa şimdiye kadar çöküp gitmişik.

Top oynamış olan tek başkan sizdiniz değil mi?

- Hakkı Kaptan var mesela, Allah gani gani rahmet eylesin.

Ama o öldü. Yaşayanlardan söz edersek...

- Yaşayanlar içinde zannetmiyorum.

Şunu sorabilir miyim: Siz emekli bir devlet görevlisi olarak bu büyük transferler için gerekli milyon dolarları nereden buluyordunuz?

- Kendi cebimden vermiyordum ki. Kulübün bir işleyiş çarkı var.

Fener'in başkanı zengin değil mi, o bazı paraları kendi cebinden veriyor.

- Doğru, ama zavallı, o da eleştiriliyor. Yani Allah razı olsun demeye bile çekinen insanlar var. Adam parasını veriyor ve kulübüne bir şeyler yapıyorsa, bu adamı takdir etmek lazım. Bizde takdir yerine, küfür kafir.

Peki küfreden insanlara nasıl yaranılabilinir?

- Çok kolay. Maça bedava girmek isterler. Deplasmana otobüsle gitmek isterler. Bunca sene biz bunların karşısındaydık. Yapsaydık, bana ‘‘en büyük başkan’’ diye slogan atabilirlerdi.

Ali Şen'e attıkları gibi mi? Belki de öyle başkan gerekiyor.

- İyi teşhis.

Emekli maaşınızdan başka bir geliriniz yok mu sizin?

- Evim var hamdolsun. Biz de hüda-i nabit değildik yani. Rahmetli babamı hala Adapazarı'nda tanıyanlar var. Yaşasaydı bugün 120 yaşında olacaktı. 84 yaşında öldü. Mallarımız vardı, onları sattı. Şimdi bir evim var, emekli maaşım ve bankada üç beş kuruş param. Zaten hayatımda lüks bir şeyim yok ki.

Yıllardır maça gitmiyormuşsunuz?

- Evet birkaç senedir.

Kalp krizi geçirirsiniz diye mi?

- Anjiyo oldum, dediler ki, bu kadar stresli olma. Ama bu odaya ayağınızı attınız mı, stresli olmamak mümkün değil.

E iyi. O zaman bir tarafıyla da başkanlığı bırakmış olmanız iyi bir şey. Artık kendinizi düşünüp, uzaktan izlersiniz.

- Bundan böyle öyle.

X