"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

Onu ben doğurmadım ama...

İnsanın hafızasından silinmeyen kareler vardır.

O fotoğraf gibi.

Şimdi Adana'daki evde, salondaki masif meşe büfede duruyor.

En sevdiğim aile fotoğrafımız. Ben 9 yaşındayım. Ablam 13. Erkek kardeşim yeni doğmuş, annemin kucağında. Annemin üzerinde beyaz bir bluz ve jean var. Nasıl güzel. Bir yanında babam duruyor, uzaklara bakıyor; diğer yanında ablam ve ben. Mevsim yaz. Almanya'dayız. Anneannemin, arkasında elma ağaçları olan evinin bahçesinde.

Hepimiz ayakta dikilmiş, anneme yaslanmışız.

Babam da, çocuğu gibi o fotoğrafta.

Ve annem o kadar gururlu ki...

* * *

Bizim için, ‘‘Hayatta yaptığım en iyi şey’’ diyor.

Demesi, sözcüklerle anlatması gerekmiyor. O fotoğraf belgeliyor. Gözlerinden, bakışlarından, duruşundan herşey anlaşılıyor. Kendisi dışındaki bütün canlı varlıkları sarmalıyormuş gibi duruyor.

Çünkü onlar onun.

O fotoğrafı, insan türüne ait olmayan bir başka canlıya gösterseniz, gözleri, kadına takılır ve ‘‘Diğerleri bunun içinden çıkmış!’’ der.

Anneyle birlikte çekilen fotoğraflar, başka bir şeye benzemez.

Sizi o doğurmuştur, hemen anlaşılır.

Ama ben kedimi doğurmadım ki...

Bana ne oluyor?

Ne bu, afra tafra?

Sürekli herkeslere o fotoğrafları anlatma...

Bir sahiplenme duygusu.

Bir gurur.

Hem oğlumu, hem kendimi beğenme.

Dünyanın geri kalanının da beğeneceğinden emin olma.

* * *

Artık benim de anneminki gibi bir fotoğrafım var.

Henüz doğurmayı başaramadım...

Evlat edinecek yaşta da değilim...

Ama kedim kucağımda, korkmuş, sinmiş biraz, ama nasıl güzel duruyor. Ben de o fotoğrafa bakınca, onun bana ait olduğunu anlıyorum. Oysa, yaşarken hiç öyle değil. Hınzır! Takmıyor bile beni. Ama eve tanımadığı 8 kişi gelince, hiç istemediği halde (hissetmişti herhalde, sabahtan morali bozuktu) Vizyon Dergisi için kucağıma kuruldu. Her tarafımı parçaladı tabii ama o fotoğrafları da çektirdi.

* * *

Herkesin kedisiyle, köpeğiyle fotoğrafı olabilir.

Ama bu başka.

Diyeceğim tabii...

Hani cüzdanınızda taşıdığınız fotoğraflar vardır ya, size dünyanın en güzel resimleri gibi gelir. Ergenlik sıkıntılarıya boğuşan, biraz da sivilceleri olan oğlunuzun ya da kızınızın ters bakışlı, aksi vesikalık fotoğrafını ‘‘Ortaokula gidiyor ablası’’ diye her önünüze gelene, bir ‘‘ay parçası’’ymış edasıyla gösterirsiniz ya, aynen öyle...

Çünkü öyle olduğuna inanırsınız.

Sizden çıkmıştır ya.

Kedimle çekilen o fotoğraflar da aynı hesap.

Çekim bitince, ‘‘Hadi yavrucuğum amcalarla biraz Almanca konuş’’ diyecektim!

Korkusundan bir kaç saat, koltuğun altında çıkmadı.

Küstü.

Misafirler marifetini göremedi, ben de mürüvetini...

Dil döktüm, bir de tabağına kuru mama, ama bana mısın demedi!

* * *

Ben sanki oğlumdan çok farklıyım.

Ben de en az onun kadar aksi ve lanetim.

Adam gibi, dediler ki:

- Askılı bir şey giy, kapak yapalım. Ya seninkilerden. Ya bizimkilerden.

- Ama aylardan Şubat dedim.

- Biz Mart'ta çıkacağız dediler.

İkna olsana işte...

Olmadım.

Tutturdum, ‘‘Ben kendim gibi T.Shirt'lü olacağım’’.

Oğlum, benden utansın istemedim.

Kedimin ruh sağlığını, ‘‘Annen soyunmuş!’’ dedikodularına maruz kalmamasını, kapak olmaya tercih ettim.

Ama yemedim, içmedim o fotoğrafları gittim, gördüm. Ve pek beğendim. Çok güzeliz ikimiz. Vizyoncular nasıl olsa, tek kare kullanacaklar, gerisini alıp (poster değil), duvar kağıdı yaptırmak istiyorum. Kedim de benimle kavga edeceğine, duvardaki kendisini tırmalasın dursun. Ben de her baktığımda, onunla nasıl gururlandığımı, neden insanların bunu anlamadığını bir kere daha farketmiş olurum.

Belki anlaşılabilir bir şey değil.

Anlatılabilir bir şey de.

Ama öyle.

* * *

Şimdi Adana'daki evde, salondaki masif meşe büfede duran fotoğrafı, o fotoğraftaki annemi, daha iyi anlıyorum.

İnsan hiç farkında olmadan onun gibi yapıyormuş.

Öyle duruyor, öyle bakıyormuş.

Mutlu, gururlu ve korumacı.

Ben de kedimle çektirdiğim fotoğrafı aile fotoğrafımızın yanına koyacağım. Şimdilik ancak bu kadarını yapabiliyorum.

HAMİŞ: Pazartesi günkü ‘‘Baba’’ yazısından sonra aile içi dengelerimizi koruyabilmek amacıyla bu yazıyı yazmam farz olmuştu. Tamam mı Mami? Anlaştık mı? Verdiğin ikiyüz milyonu geri göndermesem olur mu?

X