"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

En büyük aşkım

ALTMIŞINA yaklaşıyor.

Ben 30'um.

Aramızdaki onca yaşa rağmen, o hep benim en büyük aşkım oldu. Bu özelliğini hep korudu. Ama tuhaftır, şu geçen zamanda bir dolu adama yarandım. Ona bir türlü yaranamadım. Kimbilir, zaman zaman belki de onu utandırdım. Kesin haklıdır. Zaten bir dolu konuda haklı. Ama o ‘‘Ben de buyum, yerse!’’ diyebileceğim biri değil. Sevgililer Günü ya bugün, babamla ilgili bir yazı yazayım dedim. Aşağıdaki konuşmalar, onunla aramızda geçen konuşmalardır. Bütün babaların, esas sevgililerinin kızları olduğunu bilirim, kızları için de öyledir. Dolayısıyla, bütün kız çocuklu babalara sevgilerimi gönderirim...

* * *

- Bu evde pense yok mu?

- Yok.

- Vardır, vardır. Arkadaki dolapları bir bak. Mutlaka vardır.

- Gerçekten yok.

- Peki tamam, makas da işimizi görür. Suratıma niye öyle bakıyorsun? Bir adet makasının da olmadığını söylemeyeceksin değil mi? Her evde bir makas bulunur.

- Kaybolmuş. Üzgünüm. Hani ben ev taşıdım ya.

- Sen sürekli ev taşıyorsun! Bu sekizinci oldu değil mi? Bu yaşadığın hayat değil ki senin. Neyse. En azından, mutfakta, bir bıçak vardır değil mi?

- O var. Fakat benim bıçaklarımın ucu kör. Ama bir dakika, bir tane ekmek bıçağım var, belki o işine yarar.

- Hadi getir. Bak şimdi, bu telefonu alıp rafın üzerine yerleştireceğim. Kabloları da ona göre ayırlıyorum. Tamam mı?

- Yok. Ben öyle istemiyorum.

- Anlamadım.

- Telefon kötü bir telefon...

- Neresi kötü?

- Görüntüsü. Öyle yaparsan hiç estetik olmayacak. O yine eski yerinde, aşağıda dursun.

- Nasıl göründüğünün ne önemi var ki? İnsan, yerlerde sürünerek telefonla mı konuşurmuş. Ben bildiğim gibi yapayım, sen beğenmezsen sök. Biraz seloteyp verir misin?

- O da yok.

- Hansa plast? Yara bandı, yara bandı...

- Yok.

- Bu evde senin ilaç dolabın filan yok mu?

- Yok.

- Aspirin filan.

- Baba ben ilaç kullanmam. Hiçbiri yok.

* * *

- Bu telefonun numarası kaç?

- Bilmiyorum.

- O ne demek? İnsan kendi evinin telefonunu bilmez mi?

- Üç ay önce takıldı telefon, zaten çok kullanmıyorum. Zor bir numarası vardı, 9'lar 3'ler filan. Sevmedim numarayı. Öğrenemedim.

- Ee kızım, sen Adana'yı bizi aradığında hep cep telefonundan mı arıyorsun?

- Evet.

- E olmaz ki. Kaç para ödüyorsun cep telefonuna?

- Çok para baba.

- Mantıksızlık. Mantıksızlık. Kim biliyor peki bu evdeki telefon numarasını?

- Bir yerlerde yazılıydı. Ajandamda. Ajanda da gazetede kalmış. Ama annem biliyor. Sonra Zafer... Bir de... Mehmet Ağar.

- O ne demek?

- Telefon numarasını anneme verdim, onda var demek. Soralım öğrenelim. Zafer de, sık sık cep telefonunun şarjını kaybettiğimi bildiğinden, evde başka bir numara olsun istedi. O da biliyor yani. Ona sorabiliriz.

- Sanki sadece şarjı kaybediyorsun? Kaçıncı cep telefonun bu.

- Altıncı oldu baba.

- Sadece merak ettiğimden soruyorum: Benim bilmediğim numarayı Mehmet Ağar nasıl biliyor?

- Hani onunla bir röportaj yaptım ya. Hışırtılıydı telefon. ‘‘Ben sizi bulunduğunuz yerden arayayım’’ dedi.

- Eeeee?

- Bir sessizlik oldu. O da, galiba zannetti ki, ben ona numarayı vermek de tereddüt ediyorum! Oysa ne alakası var, bilmiyorum. Bunun üzerine ‘‘Ben numaramı vereyim, siz zahmet etmeyin’’ dedi. Bu arada yerlere düşmek üzereyim! Karşımdaki derin devlet Mehmet Ağar! Benim ev telefonumu o bulamayacak da kim bulacak? ‘‘Bir saniye’’ dedim. Zafer'e seslendim. O da o sırada bulgur pilavı pişiriyordu. Damat, bulgur pilavını iyi yapıyor baba. ‘‘Zafeeeeer, bu evin numarası kaç?’’ dedim. Ve Mehmet Ağar'a söyledim. İşte böyle.

* * *

- Bu arabanın plakası nerede?

- Arka koltuğun üzerinde baba.

- Orası durması gereken yer değil!

- Biliyorum baba, düşmüş. Ben farkında değilim tabii. Plakasız gidip geliyorum. Neyse, gazetenin güvenlik görevlileri getirdiler.

- Farkında olmazsın tabii. O kadar çamurlu ki, altı ayda bir yıkatıyorsun galiba.

- Baba ben otomobilleri çok sevmiyorum. Ondan oluyor. Sevsem ilgileneceğim.

- Kedin ve işin dışında ilgilendiğin ne var Allahaşkına?

- ?

- Peki vidaları nerede bu plakanın?

- Baba, nasıl cevap vereyim buna. Bilmiyorum.

- Ehliyetini çıkardın mı?

- Son sekiz senedir ehliyetimin kayıp olduğunu biliyorsun.

- Ben anlayamıyorum. Ne acayip bir çocuksun. Annen, ruhsatını yatağın yanındakı dolapta buldu. Kızım, araba kullanırken ruhsatını yanına alacaksın. Normal insanların da ehliyeti olur. Kaybolduysa çıkaracaksın. Kaskosu ne alemde?

- Bilmiyorum.

- Bana bak, yeni çıkardığımız nüfus cüzdanını da kaybetmedin değil mi?

- Yok ona çok iyi bakıyorum. Çünkü bir daha kaybedersem gidip çıkartama kararı aldım. İğrenç bir iş. Bin saat kuyruk beklemek gerekiyor. Ayrıca nüfus dairesindeki erkeklerin hepsi ter ve kolonya kokuyor.

* * *

- Evine hırsız girer kızım.

- Artık Mehmet Ağar'ı tanıyorum. Ona söylerim!

- Dalga geçme! Bu camları sürekli böyle açık tutamazsın.

- Bu ev, çok sıcak oluyor baba.

- O zaman gel şu kaloriferin ayarını öğreteyim sana. Bir de camın açıp kapatmanın mekanizması şu: O siyah düğme varya, ona basman gerekiyor ki, kilitlensin.

- Tamam, Araba mis gibi olmuş, sağ ol.

- Gittik annenle yıkattık. Motoru da yıkadılar. Sonra yağını da değiştirdiler. İçinde yağ kalmamış. Kızım, böyle şeylerle ilgilenmen gerekiyor. Fakat vakit yoktu ön sağ lastiği değiştiremedik. Söz var yapacağına. Onu çıkarıp, yerine yedek lastiği takacaklar. Tamam mı? Bak, balon yapmış. Bu iyi bir şey değil. Hızlı gidersen...

- Gitmiyorum baba. Beşinci vitese bile çıkmıyorum. En fazla 100'le gidiyorum.

- 100'le giderken de beşinci vitese çıkabilirsin. Çok da bağırttırma arabayı.

- Tamam baba.

- Doğru söyle, sen hiç emniyet kemeri takıyor musun?

- Niye yalan söyleyeyim baba: Hiç takmıyorum! Tigra'larda çok zor oluyor emniyet kemeri takmak. Çek çek çıkmıyor.

- Ben onu ayarlarım sana.

* * *

- Annene kredi kartı eksteri gördük. Bir şeyini karıştırmadık yani. Yanlış anlama. Ortada duruyordu. Borcun birikmiş. En son ne zaman ödedin?

- Ben hallederim baba.

- Bak şimdi itiraz etme, al kızım bu parayı...

- İstemiyorum. Ben büyüdüm. Kazık kadar oldum baba.

- Hadi al, saçmalama... İkimiz de biliyoruz ki, büyümek senin başına gelebilecek en son şey!

- İyi peki, teşekkür ederim. Yaşasın! Annemle bir geliyorsunuz kablolar ayarlanıyor. Eksik ampuller takılıyor. Araba gıcır gıcır oluyor. Kırk yıldır bozuk olan kapı kilidi tamir ediliyor. Hayatım kısa bir süre için de olsa düzene giriyor. Ama bir de şey vardı baba...

- Ne?

- Ütü. Ütüm çalışmıyor. Gitmeden bir de ona bakar mısın?

X