"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

Anlamak gerekmiyor hissetmek yeterli

İlhan Erşahin'in son gecesinde Kerem Görsev'in caz kulübündeydik. Kırmızı kadife koltuklara, yeşil üzümler gibi dizilip, gözlerimizi New York'ta yaşayan ünlü cazcıya diktik. Bilmem kaç gündür İstanbul'daydı, biz ancak son gecesine denk gelebilmiştik. Acayip torpiller yaptırdık da, öyle seyredebildik. ‘‘Dinleyebildik’’ demeliydim. Di mi?

Ama dikkatinizi, çekerim ‘‘seyredebildik’’ dedim.

Ben aslında caz özürlüyüm.

Kendisine de söyledim.

O da bana, ‘‘Üzülmeyin, cazı anlamak gerekmiyor, hissetmek yeterli’’ dedi. Tartışmaya devam edemedim, ‘‘Ben cazı hissetmek konusunda da özürlüyüm’’ diyemedim. Utandım. İşi acilen müzikten estetiğe çevirdim, zaten en azından benim orada bulunma nedenim buydu. Sevgilimden ‘‘seyir’’ izni almıştım. Allah'ı var, adam çok yakışıklı. Üstelik saksofon da eline yakışıyor. Türk ama yarı İsveçli. Görüntüsü yarı Türk, ruhu yarı İsveçli. Fotoğraflarında ele geçirilen duygu bu değil. Fotoğrafını görünce, mutlaka tanışma isteği doğuruyor ama tanışınca da Türkçe yerine İngilizce konuşmak gerekiyor. Çünkü Türkçeyi yavaş düşünüyor.

* * *

Yani kadınlar da yapar.

Sadece erkekler değil.

Benim, (bir dergiden yırtıp), katlayıp cüzdanıma koyduğum o fotoğraf, o gece yüzyüze konuştuğum insanın resmi değildi. Ama yine keyifli, eğlenceli. Kafaya taktığı şeyi mutlaka yapan biri. Hayatı İsveç'te geçiyor. Squash öğrenmek istiyor, öğrenmekle kalmıyor, şampiyon oluyor. Sonra caz tutkusu başlıyor, ABD'de dünyanın en iyi müzik okullarında okuyor ve ardından New York'taki caz kulüplerinde çalmaya başlıyor.

Çok ama çok yetenekli.

Yani ben anlamıyorum da, işi bilenler öyle söylüyor.

Bir ara, şimdi hatırlayamıyorum nasıl, konu Özgürlük Heykeli'ne geldi. Geyik yani. Senelerdir New York'ta yaşamasına rağmen Özgürlük Heykeli'ne, Dünya Ticaret Merkezi'ne çıkmadığını ve bir dolu müzeye gitmediğini anlattı. Tuhaftır, o çıkmadığı binaları, ziyaret edemediği müzelerin hepsini ben nedense gördüm. Tabii turist olarak New York'a gidince öyle oluyor. Ama on küsür yıldır İstanbul'da yaşamama rağmen gelgelim hala meşhur Yerebatan Sarayı'na gidebilmiş değilim.

* * *

Biz oradan kendi Yerebatan Sarayı'mıza gittik:

Safran.

Bu ismi Ali Kiremitçioğlu taktı. Ama Allah razı gelmedi, Altan'ın (Aslı olan) müzikleriyle kendinden geçerken, topuğunu kırdı. Tabii kendisinin değil. Ayakkabısının. Bu da böyle bir yazıydı arkadaşlar. Biliyorsunuz, misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.

HAMİŞ: Bu arada caz severlere müjde niteliğinde: Kerem Görsev, önümüzdeki günlerde süper sürpriz programlar hazırlıyor. Kerem Görsev'den çıkar, Yerebatan Sarayı'na gelirsiniz, görüşürüz. Tamam mı?

Kağıt üzerindeki kusursuz kadın

Türkiye'de bir yıldır, İthaki Yayınları, çizgi roman alanında yayınladığı albümlerle dikkatimi çekiyor.

İyi, oturaklı bir giriş cümlesi oldu.

Vallahi çok iyi bu albümler.

J.R.R Tolkien'in Hobbit'i bilimkurguseverler için bir efsane, ama Serpieri'nin Druuna'sı da benim için efsane oluyor.

Paolo Eleuteri Serpieri'nin çizdiği kadınlar, biz kadınları çatlatacak kadar düzgün. Yani sanıyorsanız, erotik çizgi romanlar sadece erkeklerin hoşuna gidiyor, halt ediyorsunuz.

Bir Serpieri'nin, bir Manara'nın kadınları...

Yok böyle kadınlar.

Serpieri'nin kadın kahramanı Druuna'nın tek özelliği güzelliği değil, aynı zamanda çok doğal ve özgür. O, modern bir kadın çizgi roman kahramanı. Yağmur yağdığı zaman bir palto giyip gezerken, ertesi gün güneşliyse çıplak gezebiliyor. Sırf daha rahat olduğu için. Doğruyu, yanlışı, ahlak kurallarını, kötüyü hemen ayrıştıramıyor. Aptal değil. Ama kız, iyi bir kız. Bizim dünyaların insanı değil yani. Cinsellikten hoşlanıyor ve aklındakileri dürüst ve safça ortaya koymaktan çekinmiyor. Güçlü istekleri, ruhunun derinlerinden gelen davranışları var.

Gerçek hayatta böyle bir kadınla karşılaşamayacağınıza göre, bari Druuna'yla kağıt üzerinde tanışsanız diyorum.

X