"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

Ben kötü bir şey yaptım

Biriyle röportaj yapmayı kafama taktım.

Her gün kendime şöyle bir program yapıyordum: Koşu bandında 40 dakika yürünecek. Bu kediye mutlaka diyet mamalar yedirilecek. Kredi kartı bugün ödenecek, yoksa para faize yetmeyecek. Daha az sigara içilecek. Ve ‘‘O kişi’’yi bugün de aramak ihmal edilmeyecek.

Bu program kaç gün tekrarlandı, ne ben söyleyeyim, ne siz sorun.

118 kez aradım.

Aslında yapmam.

Yapmamak da lazım...

Ama bir şey oldu, kafaya taktım.

‘‘O kişi’’yi ararken, kendimle de cebelleşiyorum: ‘Böyle bir hakkın yok’ diyorum. ‘İnsanların da konuşmama hakkı var’ diyorum. Ama içimden bir ses, ‘‘Konuşsa ne güzel olur!’’ diyor.

Besbelli iyi iş.

Ama adam inat.

Ve nasıl kibar.

‘Hayır’ diyor.

Ama karşısındakini asla kırmıyor.

Öyle olunca ne oluyor?

Sen umutlanmaya devam ediyorsun.

Ama aslında kırıtmıyor, yan cebime yapmıyor; gerçekten istemiyor. Ama öyle nazik nazik ‘‘hayır’’ deyince de ben yüz buluyorum, içimdeki ses ‘‘Devam et, evet diyecek’’ diyor.

*

Ben kötü bir şey yaptım.

‘‘Evet’’ dememiş bir adamla röportaj yaptım.

İtiraf etmem suçumu hafifletmeyecek.

Ama suçlu olmam da işi yapmamı engellemeyecek.

Nasıl bir mantıksa?

Yaptım da zaten...

Gasp yoluyla o kişinin ağzından cevaplar aldım.

*

Bütün bu karambolde, o adi espriyi yapmadan duramacağım:

Bir yıl geçti!

O zannetti ki yıl değişti, iş bitti.

Kadın unuttu gitti...

Mümkün mü?

Kafaya takmışım bir kere...

Dün yine günlük programımı gözden geçiriyordum: ‘‘O kişi’’yi aramak ihmal edilmeyecek maddesini görünce, hemen telefona sarıldım. Ama ben de kibarım, önce ‘iyi yıllar’ diledim, Ankara'da olduğunu öğrendim. Ağzından 16:35 uçağıyla İstanbul'a döneceği çıkıverdi.

- İyi. Ben sizi karşılarım dedim.

Dehşete düştü.

Kibar ya, hayır da diyemedi, ‘‘Zahmet etmeyin şoförüm gelecek’’ dedi.

*

Havalanında dikiliyorum.

İsmini çok iyi bildiğim, hatta ezberlediğim halde, neye benzediğini tam olarak bilmiyorum. Elimde mis gibi kokan nergisler, Ankara'dan gelecek ‘‘O kişi’’yi bekliyorum.

Yolcular teker teker geldi.

Birini gözüme kestirdim.

‘Olsa olsa budur’ dedim.

Doğrudan adamın üzerine yürüyüp:

- Ömer Bey siz misiniz? dedim.

Ve şu yanıtı aldım:

- Hayır değilim. Ama olmak isterdim.

Nah isterdi...

Başına gelecekleri bilseydi.

*

Birazdan ‘‘O kişi’’ geldi.

Ve bir insan ne kadar taciz edilebilirse ettim.

Hatta arabasına binip, onunla şehre, ofisine kadar gittim.

Yolda, defalarca, ‘‘Şoförüm sizi istediğiniz yere bıraksın’’ dedi, her defasında duymamazlığa geldim.

Söylüyorum ben kötü bir şey yaptım. Ömer Durak'la röportaj yaptım.

HAMİŞ: Ömer Durak kimdir? Ömer Durak, Ebru Gündeş'in anevrizma geçirmeden önce ayrıldığı avukat sevgilisidir. Bizi niye ilgilendiriyor? Şundan: Ayrılıktan sonra geçirilen beyin kanaması sırasında herkes onunla ilgili spekülasyonlar yaptı. O ise hiç konuşmadı. Dolayısıyla, gazetelere manşet olacak kadar önemli bir olayın taraflarından birine mutlaka söz hakkı vermek gerekiyordu. Gerçi o istemiyordu ama... Yarın Hürriyet Pazar'da.

Dışarıda kalanlar

Şimdi arkadaşlar...

Siz bana sevgilimi şikayet ediyorsunuz... Faks yolluyorsunuz, e-mail atıyorsunuz. Diyorsunuz ki, ‘‘Kashmere'in reklamını yaptınız. Biz de gittik yılbaşı için. Ama o kadar kalabalıktı ki, paramızla rezil olduk. İçeri bile giremedik. 2000 yılına dışarıda girdik.’’

*

Bu durumda olan insanlar paralarını aldılar.

Kapı girişinde insanlar yığın halinde arkadaşlarının gelmesini beklediklerinden, içeri girilememiş. Ama bu her yerde olmuş, sadece Ankara'da Kashmere'de değil.

Ama izninizle ben de Zafer Bey'in avukatı değilim!

Memnuniyetinizi bana, şikayetlerinizi müdüriyete bildirin.

*

Ben şikayetimi kime bildireyim?

Sanki o gece dışarıda kalan sadece siz misiniz? Ben de dışarıda kaldım. Geri sayım başladığında bilin bakalım yanımda kim vardı?

Hayır, değil işte...

Sevgilim yoktu!

2000 yılına herkes deliler gibi eğlenerek girerken, benim göz pınarlarımdan yaşlar süzülüyordu, o Zafer var ya, o Zafer, yeni yılda bile beni satmıştı, dışarıda kalanlarla uğraşırken biricik sevgilisini (o ben oluyorum) yalnız bırakmıştı. Gerçi masada sevdiğim arkadaşlarım vardı. Ama Ferit ve Canan evli. Diğer ikisi de nişanlı. Tabii ki normal insanlar gibi birbirlerine sarıldılar.

Peki ben? Ben kime sarıldım?

Cihat Hazerdağlı'ya.

Evet, 2000 yılına daha o gece tanıştığım plastip show'un Türkiye'deki ismi Cihat Hazerdağlı'yla girdim. O bu duruma çok sevindiğini söyledi. Ben ne diyeyim ki? ‘‘Elbette, deli misin, ben de!’’ dedim. Ama içim kan ağlıyordu. Yani Cihat bunu kişisel alma, bu olayın seninle bir ilgisi yok. İki alternatif vardı:

1. Çantamı alıp oradan çekip gitmek, dışarıdaki, kaldırımdaki eylemcilere katılmak, onlarla birlikte slogan atarken Zafer'e ‘‘Bu iş bitti canım’’ demek.

2. Sineye çekip, eğlenmeye karar vermek ve kendimi canım arkadaşım Cem Ceminay'ın, Memduk'un ve (çok ayıp ama n'apim) şimdi adını unuttuğum içinden 40 değişik ses çıkartabilen arkadaşlarının o muhteşem şovuna teslim etmek.

Ettim. Acayip eğlendim.

DJ kabininin dibine ilişip, canım arkadaşım Cem Ceminay'la elaleme hava attım. Bu yazıyı yazarak ikinci radyo programına konuk olmayı da garantiledim. O çok iyi bir adam. Ve çok zeki.

*

Bu arada yazılarımın ne kadar etkili olduğunu da farkettim. Çünkü bu defa Kashmere'e gittiğimde nihayet adam yerine koydular. Çok havalıydı, bu iktidarı sevdim, ama asla havaya girmedim, mükemmel evsahibi ayakları attım ama (Bu Cem Ceminay da çok kaprisli, viskisini bile sodayla içiyor, bir dolu da buz istiyor) ne de olsa ben kiracıyım; evsahibi değil. Ama ev sahibi adamın sevgilisi olarak barın arkasından taşıdığım (sadece Cem Ceminay'a değil, diğer beğendiğim genç ve faziletli arkadaşlara da) içkilerle hizmette kusur etmedim.

Barın arkasına geçip gözüme kestirdiğim insanlara, ‘‘Ne istiyordunuz?’’ demek iyiymiş.

İyi olan bir şey daha vardı.

Takriben olay bittikten ikibuçuk saat sonra ortaya çıkan sevgilimin, bana kepçe kulaklı bir ayı alması.

‘‘Bu kim, ben değilim herhalde!’’ dedim?

Gülümsedi.

‘‘Hayır benim’’ de demedi.

Ama biliyorum, öyle demek istedi! Acıklı başlayan yeni yıl, benim için (sabaha karşı) iyi bitti.

Sabah da, Anıt Kabir'e gittik...

X