"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

Sallandırmasınlar bedenlerini boşluklara

İki çocuğum var...

Dı.

Ne kadar zor var(dı) diyebilmek, artık yavrularımdan birinin ‘‘yok’’ olduğunu düşünmek, kabullenmek.

Şimdi sadece oğlum var.

Kızım, alışamadı bu dünyanın kurallarına.

‘‘Hoşçakalın’’ diyerek ayrıldı aramızdan 19 Aralık'ta.

Benim kızım; minicik kurdeleli bir çocuk olarak girdiği okulundan, tam da en delifişek çağında, lise son sınıfta, okulu bitirmesine üç ay kala, ‘‘Ya alın ya atacağız!’’ diyen öğretmenlerini, yöneticileri, kendince cezalandırarak, ‘‘Elveda’’ dedi, ‘‘Benden bu kadar. Buraya kadar!’’.

Olayları biliyorsunuzdur.

Arı Koleji mi suçlu?

Öğretmenler mi?

Ben mi?

Bilemiyorum.

Tek bildiğim, çocukları tornadan çıkmış gibi yetiştirmek isteyen herkes suçlu ve herkes kendini yargılamalı.

Yargılamalı ki...

Başkaları da benim kızım gibi kendini boşluğa atmamalı.

*

Ne zaman sattım ruhumu?

Hatırlamıyorum.

Yoksa ‘‘aykırı çiçeğim’’in bizler gibi olması için onlarla ‘‘işbirliği’’ eder miydim? Notların, sicillerin, otoritenin baştacı edildiği o sevgisiz ve tekdüze ‘‘insanlar’’ın önüne ‘‘Ezin!’’ diye kendi yavrumu atar mıydım?

*

Deliydi.

Gençti.

Gözleri ışık.

Yüreği sevgi saçardı.

Tüm kavgacılığına, aksiliğine, tersliğine karşın bir sırça gibi kırılgandı yüreği. Yüreğinin güzelliği yansırdı yüzüne. Büyülerdi arkadaşlarını. O yüzden çok sevdiler birbirlerini, çok bağlandılar.

O çocukları hep suçladı yöneticileri, öğretmenleri...

Pırıl pırıl, sevgi dolu, özveri dolu o gençlere hep kin kustular notlarla. ‘‘Disiplin Kurulu’’ ile tehdit ettiler. O kadar kinliydiler ki, televizyon kameralarının önünde bile arkadaşlarının arkasından ayaklanan o pırıltılı, acılı gençlere, 16 yaşındaki yavrumun bedeni sallanırken boşlukta ‘‘Yeter! Disiplin, disiplin! Kurumların kuralları vardır!’’ diye bağırdılar.

*

Tanrım...

Ben bunlara güvenip nasıl ‘‘eğitsinler’’, ‘‘öğretsinler’’ diye emanet edebildim güzelim yavrumu!

*

Bilirdi ruhlarımızın yakınlığını...

O yüzden bana inanırdı.

Hayranlık duyardı.

Ama sanıyorum ‘‘adam olmayanlar’’ın adam etmeye çalıştığı güzel kızım, o gece anladı ki, annesi de onlardan biri!

Annesi de ‘‘terbiye’’ olmuştu hayatta.

Kadınlar az konuşmalı, ‘‘hanım’’ olmalı idi dönemin düsturu.

Kızlar hiç yaramaz olabilir miydi? Kızlar hiç haklarını, hele hele başkalarının haklarını arayabilir miydi? Onlar hanım hanım oturup öğretmenlerinin verdikleri ile yetinmeliydiler. Yoksa ‘‘burunları sürtülerek’’ öğreneceklerdi kuralları.

*

Bilemezdi ki, annesi nelerden sonra ‘‘terbiye’’ olmuştu yaşamda?

Bilemedi.

Sallandırıverdi merdiven boşluğuna gencecik bedenini...

*

Artık sözler yok.

Artık benim çiçeğim yok.

‘‘Adam olmuş’’ öğretmenleri, yöneticileri rahat ve huzur içinde yeni ‘‘adamlar’’ yetiştirecekler, bizler gibi, kendileri gibi.

Aykırı çiçekler ya bedenlerini sallandıracaklar boşluklara ya da büyüyecek ve ‘‘adam’’ olacaklar.

Size benzettiğim Melisa'mı daha önce tanımanızı isterdim.

Bilemiyorum bu birkaç satır onu tanıttı mı size.

Niçin mi yazdım bunları?

Ezdirmesin anneler, bebeklerini ‘‘adam’’ olsunlar diye insan olamamışlara. Çoğalsın ‘‘aykırı çiçekler’’imiz. Sallandırmasınlar bedenlerini boşluklara...

BİR ANNENİN ACISI

Mektubu yazan Betül Bozkurt.

Bir anne.

Durumu anladınız, çocuğu bir kaç ay önce intihar etti.

Merdiven boşluğundan aşağıya sallandırdı kendini.

Bir okulda okuyordu ve yöneticiler tarafından uslu kız olması için uyarılıyordu.

Bütün bu öyküde, mektupta, bir annenin acısında, beni en çok etkileyen satırlar annenin kendisini ‘‘işbirlikçi’’ olarak nitelendirmesiydi.

Kızı elinden gitmişti.

Ve şimdi o sorguluyordu.

Aslında eline bir bıçak almış, ince ince kendini doğruyordu:

- Ne kadarı kendisinin suçu?

Öyle zor bir muhasebe olmalı ki bu...

Altından kalkılabilir mi, kalkılamaz mı bilmiyorum.

Ama tüm kalbimle acısının biraz olsun dinmesini diliyorum.

*

Gerçekten Betül Bozkurt, çocuğunun daha disiplinli olması gerektiğini söyleyen yönetimle ‘‘işbirliği’’ yapmış mıydı, yapmamış mıydı? O da yüklenmiş miydi çocuğunun üstüne bilmeden ‘‘Saçmalıyorsun’’ diye.

‘‘Ben size bu mektubu göndermeden İstanbul Ataşehir'de bir yavru daha veda etti. Dur demek için bu kahrolası eğitim sistemine ve sorgucu, suçlayıcı bu öğretmenlere, bu yöneticilere ne yapmak gerekiyor? Tanrım anlayamıyorum...’’ diyor.

Aslında Betül Bozkurt hepimizi uyarıyor.

Beni de can evimden vuran uyarı bu:

Kimsenin ama hiçkimsenin üzerine yüklenmemek gerekiyor.

Çünkü kimin neyi nereye kadar taşıyabileceğini kimse bilemiyor.

Ve bir hayata nelerin değip değemeyeceğini...

X