"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

Hasan Cemal: 70'imden sonra özel hayatımı yazacağım

Evet yine yaptım.

Röportaja sığmayanları buraya aldım.

L Ü T F E N K I Z M A Y I N

Bazen ‘‘gayri ciddi’’ sorular soruyorum biliyor musunuz ve onları söyleşide bırakmak hiç hoş olmuyor. Ama atmaya da kıyamıyorum. Zaten ‘‘gayri ciddi’’ olan bu köşede kullanıyorum. Çok itirazınız olursa, (ama belki) bunu bir daha yapmam. Ama kesinlikle yapacağım bir şey var: Benim gibi yakın siyasi tarihlerinden pek haberdar olmayanlara Hasan Cemal'in ‘‘Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım’’ kitabını okumalarını önermek!

*

Kitapta anlatmadığınız ama bana itiraf etmek istediğiniz şeyler var mı? Madem ‘‘itiraf’’lara başladınız, özel hayatınızı da itiraf edin.

- Özel hayatımı yetmişinden sonra yazacağım.

Neden o kadar geç?

- Çünkü tehlikeli bir şey. İnsan özel hayatına o kadar kolay inemez.

Şimdi yaptığınız ‘‘tehlikeli’’ değil mi?

- Hayır öbürü daha tehlikeli!

HEMINGWAY VE HASAN CEMAL

‘‘Kimse kızmasın, kendimi yazdım’’ ne demek? A) Bu bir suç değildir, yaşadım yazdım kardeşim B) Aslında bu kitapta anlattığım insanlar kızmasınlar, bu onları ilgilendiren bir kitap değil, muhbirlik de yapmadım, anlattıklarım sadece beni bağlar. Hangisi?

- İkisi de. Zaten ben bu kitabı yazarken çok büyük iddialarla ortaya çıkmıyorum. Kendi etrafımda tarihi yazmak, yok öyle bir şey.

İki ses kullanıyorsunuz kitapta. Genç Hasan Cemal'in sesi vicdanınızın sorgulayıcısı mı?

- Yooo. Bu bir anlatı. Hemingway'in bir oyunundan taklit ettim. Ya da esinlendim diyelim. Orada üç ses vardı. Bende iki ses, üçüncüsü artık yirmi yıl sonra!

Bir genç ses icat edebilmek için, orta yaşlı mı olmak gerekiyor?

- On yıl öncede yapabilirdim. Ama zihinsel olarak hazır değildim.

Bu ‘‘hazırlık’’ ne kadar sürdü...

- Kafamda 12 Mart'ı, yani bizim cuntacılık dönemlerini yazmak hep vardı ama Hemingway'in oyunu seyredince bu bir proje haline geldi. Fakat o yıllarda Cumhuriyet Gazetesi'nin çorba hali sürekli buna engel oldu. Gerçi o yıllar içerisinde dört tane farklı kitap yazdım, yani vakit de kalmadı. Sonra Cumhuriyet'te kavgalar koptu, özel hayatımda değişiklikler oldu. Rahatlamaya başlayınca oturdum yazdım. Ama içimde hep taşıdım, bir kitap, bir makale okurken kafamdaki bu projeye yönelik şeyleri hep kesip bir kenara atıyordum.

Geleceği önceden planlamak yani...

- Doğru, benim kafam net. Belki bu kitabı bir kaç senede yazdım ama aslında on yıldır yazıyorum. Yine de çok sistemli bir araştırmanın ürünü değil.

ÖNEMLİ BİR ADAM DEĞİLİM

Yanlış anladıysam bağışlayın. Ben hep yanlış anlarım. Bu kitabı yazıncaya kadar herşey kolektif bilince endeksli gibi. Kitabı yazınca mı bireyselleştiniz siz?

- Çok önce bireyselleştim. Yetmişli yıllarda başlandı, seksenlerde hızlandı! Rahmetli Uğur Mumcu'nun bir sözü vardı, ‘‘Şu Cumhuriyet Gazetesi fetişinden bir kurtulsak!’’. Doğru, bizim hep misyonumuz vardı. Gazetecilik adına bir misyonumuz vardı, Türkiye'ye yönelik bir misyonuz vardı. Demek istiyorum ki, gazeteciliğin gazetecilik yanından çok misyon yanı ağır basıyordu. Belki de Cumhuriyet Gazetesi'nin içindeki çatışma böyle bir sebepten ötürüydü. Sloganlarla düşünüyorsun, illa bir ideolojik pencereden bakıyorsun ve bunun yarattığı bir rahatsızlık oluyor. Ama sonunda bundan kurtuluyorsun...

Peki kitabı yazdıktan sonraki durum değerlendirmeniz: A) Günah çıkarttım, oh be rahatladım, B) Sıkı bir özeleştiri yaptım C) Kendi kendimle kanlı bir biçimde hesaplaştım.

- İlk iki şık doğru. Kanlı bir biçimde hesaplaşmaya gelince, o kadar değil. Arada bir hüzünlendim. Türkiye'de insanlar yaşadıklarını olduğu gibi anlatmaktan hep kaçıyorlar. Devamlı. Bunu yazıya dökmüyorlar. Tanıdığımız bir çok kişi yazmadan gidiyor. Ki ben bunların içinde önemli bir adam değilim. Bir gazeteciyim. Ama bakıyorsunuz, bir takım devlet adamları, bir takım politikacılar, adını bildiğimiz yazarlar, solucular hep yazmadan gidiyorlar.

NE GEREĞİ VARDI ŞİMDİ

‘‘Bana kızmayın’’ diyorsunuz ama kitabınızda ismi geçenler sizce kızmayacak mı?

- Bazıları kızabilir. Yaşananı yazdığın vakit kızıyorlar. Kimileri benim yazdıklarımın aksini yazabilir, kimileri ‘‘Doğru söylüyor çocuk’’ diyebilir, kimileri ‘‘Ne gereği vardı şimdi’’ diyebilir, ‘‘Doğru da söylenir miymiş!’’ diye ekleyebilir.

İlhan Selçuk sizden nefret mi ediyordur?

- Sanmıyorum.

Belki de okumayacaktır kitabınızı? Ciddiye almadığını göstermek için, reddetmenin başka bir biçimi...

- Özal hikayesini yazmıştım. 45 bin sattı o kitap o zaman. Özal'a sormuşlar ‘‘Okudunuz mu?’’ diye. ‘‘Hayır okumadım!’’ demiş.

Kitabınızda anlattığınız bana ‘‘sürreal’’ gelen o dönemde, Devrim Dergisi ve Yön Dergisi'nin yazı işleri dışında, Allahaşkına hayatınızda neler vardı? Lütfen sayın.

- Yön Dergisi döneminde, 60'lı yılların başında Mülkiye öğrecisiydim. Yazları İngiltere'ye çalışma kamplarına giderdim. Şiddetli bir eğlence vardı. Dans vardı. Kızlar vardı. Bu her zaman oldu. Sonra Almanya yılları falan. Renkli bir hayat. Ama aynı zamanda, bir de ciddi boyutu vardı.

Demek size göre bu sözünü ettiğiniz renkli şeyler hayatın gayri ciddi boyutu!

- Hayır ciddi boyutu tırnak içinde söyledim. Genç insanların bütün flört dönemlerini ben de yaşadım demek istiyorum.

O ÇOCUK BENDEN!

13 yaşında aşk şiirleri yazmayı bırakıp siyaset hayatına girişi yapıyorsunuz ya, 13'e kadar olan renkli aşk hayatınız nasıldı?

- Çocukluk aşklarıydı. Benim bugünkü merakım şu: Acaba aşk şiirleri yazmakta yeteneğim var mıydı, yok muydu. Gerçek bir şaire sormak isterdim: ‘‘Bak bakalım bunlar bir işe yarar mı, yaramaz mı diye’’...

Arada bir küçük kızınıza bakıp ‘‘O benim çocuğum mu?’’ diye düşünüyor musunuz?

- Ondan bir kuşkum yok!

Öyle demek istemedim. Hayatın bir süprizi olmasını kasdettim.

- Evet çok keyifli. Hatta... Olağanüstü keyifli!

Özgür ruhlu insanlardan biri misiniz?

- Bazen kendime müthiş frenler koyuyorum. İç frenleri fazla olan bir insanım. Ama bazen de frenleri öyle bir bırakırım ki, paldır küldür kayar giderim. Haftanın altı günü yazı yazıyorum ve bin yıldır bu işi yapıyorum, o zamanda yeni bir şeyler yakalamak gerekiyor, yoksa bu hayat yıpratıyor insanı...

IIIIHHH IIIIHHH

Evinizde siyaset konuşuluyor mu?

- Ayşe'yle konuşuruz. Ama bazen kızar bana. Karşımdakini çok az dinlediğimi söyler. Ali Sirmen'in çok güzel bir esprisi vardır: ‘‘Hasan Cemal'le diyalog, Hasan ile Cemal'in diyaloğudur.’’ Yönetici olduğum dönemlerde de karşımdakini dinlemediğimi söylerlerdi. Oysa benim mesleğim dinlemek üzerine, aslında dinlerim...

Konuşurken ‘‘ııııhhh’’ ‘‘ıııhhh’’ yapıyorsunuz zannediyordum. Ama yapmıyorsunuz.

- Karşımdaki insana bağlı!

Mesut Yılmaz'la karşılıklı ‘‘ıııhhh ‘‘ıııhhh’’ yaparken sizi hayal etmek çok eğlenceli.

- Olabilir. Bazen televizyonda kendime bakıyorum, beni iyi konuşturan biri çıkarsa gayet akıcı konuşuyorum. Ama bazen karşımdaki çok genel bir soru soruyor... O zaman duruyorum.

X