Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN
Haberin Devamı

Musluk altında başaşağı

Perihan Mağden'in annesi öldü.

O acı çekiyor.

Söylenecek hiçbir şey yok.

Böyle anlarda edilecek her laf, zaten havada asılı kalıyor.

Karşındakine sürekli tekrarlanan bir kalıp olarak geçiyor. Çünkü acı tekil bir kavram. Hani ukalalık edip İngilizce ‘‘unic’’ derler ya, tam da öyle. Benim annem ölmedi. Dolayısıyla o ne hissediyor, o acıyı nasıl yaşıyor bilemem, paylaşamam. Mümkün değil. Sadece şunu biliyorum: Hiç kıvırtacak bir şey değil. Perihan, adam gibi acısını çekecek. Eritene, tüketene kadar. Gel-gitleriyle başa çıkacak. Beyninin savunma mekanizmalarından ona özgü olanı devreye girecek ve Perihan Mağden annesinin ölümünün acısına rağmen yaşamayı öğrenmeye devam edecek.

Kendi tekil deneyimiyle...

*

Ben nasıl öğreneceğim bilmiyorum.

Ne zaman bir acıyla karşı karşıya kalsam, benim bağışıklık sistemimim savunma mekanizması o acıyla daha göz göze gelmeden...

VINLIYOR.

Topu taca atıyorum.

Nasıl yaparım da, ben bu acıyı çekmem, derimin altında hissetmem diye elimden geleni yapıyorum.

En sık uyguladığım yöntem:

MUSLUK.

*

Hemen bir musluk hayal ediyorum.

Ve acımı, domates doğrarken bıçakla kesilmiş parmaklarımdan biri konumuna indirgiyorum.

Beynimin içindeki musluğu açıyorum ve yaralı parmağımı o musluğa tutuyorum. Hızla akan su, darbeli matkap edasıyla periyodik aralıklarla o yaranın üzerine vuruyor.

SERTÇE.

Ve vuruş anında, başka bir acı duyduğumdan, beynim, parmağımın acısını unutuyor. Yani bir anlık rahatlama. İkinci darbeye kadar. Üçüncü, dördüncü, beşinci darbeler, musluğu, suyu, yaralı parmağı; beynimin tanımlayamadığı bir hisse dönüştürüyor:

ALIŞMAYA BAŞLIYORSUN.

Alışmış kudurmuştan beterdir durumları.

*

Benim yazı stilime göre fazla edebi olan bu tasvirin gerçek hayattaki karşılığı şu:

Ben, o parmak oluyorum.

Akan bir musluğun altında duruyorum.

Yaralı parmağı suya tutarız ya, aynen öyle.

Baş aşağı ve eğri.

Musluk suyu, hayatın akışı.

Kendimi hayatın akışına bırakıyorum.

Bir süre sonra...

Kanama duruyor.

Ağrı hafifliyor.

Sonra da geçiyor.

Ya da ben öyle zannediyorum.

*

Bir gün fena halde çıkacak...

Ama nerede, nasıl, ne şekilde?

Bilmiyorum.

Ama korktuğum şey:

DURMAK.

Kendimi dinlemek.

O yüzden ben akan bir insanım.

Akıyorum.

Çünkü durursam KALIRIM.

Zaten tam da bu yüzden yalnız kalamıyorum. Kalırsam, düşünürüm. Derin düşüncelere dalarım. İyi bir dalgıç olmama rağmen (brövem olduğunu size hiç söylemiş miydim?) beynimin derinliklerinde BOĞULURUM.

Değil mi ama?

Sadece derin devlet yok.

Derin beyinler de var.

Herkese göre kendi derinliğinde...

Çok insanlar oralarda yitip gitmiştir.

*

Peki ben bu yazıyı nasıl bitirmeliyim?

Perihan'ın acısının aynısı yaşamanın beni ölesiye korkuttuğunu söyleyerek.

Mi?

Yine öne atladım değil mi, bencillik yaptım değil mi?

İnsan adam gibi baş sağlığı dilemeden ‘‘Allahım n'olur benim başıma gelmesin!’’ der mi?

Der biliyor musunuz.

Gerçek hissim bu.

Ama elbette ki, ona kolaylıklar, hafiflikler diliyorum.

Ama inşallah bir daha böyle bir acı yaşamaz diyemiyorum.

İnsanın annesi bir kere ölüyor...

Gündemlerimize dair

Hiçbir kadın ‘‘yakalandığı’’ zaman ağlayan bir adamı sevmez.

Yanlış anlaşılmasın, ağlayan erkekler değil şikayetim.

Ağlayan erkekler, ‘‘otomat’’ olmayan, duyguları olan, hassas, düzgün insanlardır. Ve ben eminim ki, öyle insanlar ‘‘yakalandıklarında’’ da asla boyunlarını bükmezler. Ama ennn şiddetli olanları, ennn taviz vermeyenleri, ennn uç noktalara gidenleri, ‘‘yakalandıkları’’ zaman yalvarmaya, ağlamaya başlarlarsa bütün karizmaları onlarla birlikte biter.

Saygı denilen şey, işte budur.

Artık saygı duymazsınız onlara.

Saygı duyabilmek için iyi ya da kötü yediği halta sahip çıkmalıdır insan. Ölümene kadar bir yemin ettiysen, ‘‘yakalandığında’’ da canını kurtarmak için ağlamaya başlama. Başlarsan, arkanda senin için ağlayacak kimse bulamazsın. Her türlü ilişki için geçerli bu. Devletle, partiyle, örgütle, işinle, kocanla, karınla vesairenle. Saygı duyulan bir ölü, saygınlığını yitirmiş bir canlıdan iyidir.

Değil mi ama?

*

Abdullah Öcalan'ın Türk Devleti'nin hizmetinde olduğunu söylemesi işte aklıma bunları getirdi. Gündem(ler)imize dair bende bir iki satır laf söyleyeyim istedim...

Yazarın Tüm Yazıları