"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

O benim eski kocam değil!

İtiraf ediyorum.

Tamamiyle dumura uğramış durumdayım.

Oysa, eski kocam olmadığını söylemekten artık sıkıldığım Deniz Arman röportajına giderken (bakınız 19. sayfa) hiç de öyle değildim. Güneşli güzel bir gündü ve ben gerçekten iyiydim. Ama adamı karşıma alıp konuşmaya başladıktan sonra, inanılmaz tuhaf duygulara kapılmaya başladım.

Hele hele, röportaj bitip ben teybimi kapattıktan sonra, bir türlü şu sorunun cevabını bulamadım:

Şimdi ben kendimi nasıl hissetmeliyim?

a) Mutlu olmalıyım

b) Hüzün duymalıyım

c) Ona kızmalıyım

d) Sadece acımalıyım

Bu yazıyı yazma sebebim budur.

Çünkü ben bu işin içinden çıkamadım.

Gözünüzü seveyim o röportajı okuyun...

Ve Allahaşkına siz bana yardımcı olun!

*

Baştan başlayalım mı?

Kim ne derse desin, röportajlara giderken dersimi çalışıyorum.

Ne kadar ‘‘geyik muhabeti’’ gibi dursa da, demek istiyorum ki o konuşmanın ‘‘çağrışımlarla’’ yapıldığı varsayılsa da, ben aslında bir dolu soru hazırlıyorum. En az 35 adet. Ve o kişiye dair kendi bildiklerimi yeterli bulmuyorsam, ona buna soruyorum, bilgi topluyorum, anektod dinliyorum.

Yani karşımdakinden ‘‘ne alabileceğimi’’ aşağı yukarı biliyorum.

Ama yine de hazırlıklıyım.

İnsan bu, belli mi olur?

‘‘Şu soruya ‘evet' diye cevap verirse, benim bir sonraki sorum şu olur, ‘hayır' derse bu olur’’ diye düşünüp, karşımdakinin beni şaşırtmasına izin vermeyecek şıklar da hazırlıyorum.

Çok eğlenceli yani.

Satranç gibi.

*

Ama karşımdakini manipüle etmiyorum.

Ne münasebet!

Nasıl yanıtlayacağı tamamiyle kendi tercihidir.

Üstelik röportajlarda önemli olan soruları soran değil, cevaplayandır. Dolayısıyla ‘‘Ben şu soruyu sormayayım aptal gibi görünürüm’’ şeklinde bir kompleksim de hiç olmuyor, Allah ne verdiyse soruyorum. Karşımdaki bu sorulara ‘‘düşer’’ ya da ‘‘düşmez’’, bazen ‘‘siz benimle dalga mı geçiyorsunuz’’ der, bazen de ‘‘böyle bir şeye yanıt vermem’’ diye ekler, demek istiyorum ki, tamamiyle onun bileceği şeydir.

*

Anlaştık değil mi?

Geçen Pazar gibi anlaşılmaz yazmıyorum değil mi?

Ama hala benim anlayamadığım bir şey var.

O da şu: Benim Deniz Arman'la söyleşi yapmamın sebeplerinden biri, bir süredir ara verdiği ana haber bültenlerinin sonunda öykü anlatma haliydi. Ve bana göre pek komikti. Ve bu konuyla ilgili soru hazırlarken, ‘‘Çok mu ileri gidiyorum acaba: ‘‘Ortaokulda kompozisyonunuz iyi miydi?’’, ‘‘Allahaşkına bu dahiyane fikir nereden aklınıza geldi?’’, ‘‘Artık kitap yapar, bir de kaset eklersiniz?’’, şeklinde sorular sormayı planladığım için’’ dedim kendi kendime.

Hani alay ediyor gibi duruyor muydum?

Bu ayıp mıydı?

Onu incitir miydim?

Ama belli ki, ‘‘ciddi’’ sorular değildi sormaya niyetlendiklerim. Kim olsa anlardı. Hafif değil, ağır bir ti'ye alma söz konusuydu. Hem canı istemezse, ‘‘Saçmalamayı kes’’ diye yanıtlardı.

Ama ne oldu?

Deniz Arman hepsini ciddi ciddi cevaplamaya koyuldu.

*

Ve ben ölecektim.

O zaman, ‘‘Bu da benimle dalga geçiyor, olmasın!’’ diye düşünmeye başladım. Yani ‘‘Böyle sorulara, böyle cevap!’’ gibi. Ama inanır mısınız, sanki öyle de değildi, söylediği herşeye adam inanıyor gibiydi.

Ve ben ne yapacağımı bilemez oldum.

Küçük dilimi yuttum.

Bu haliyle de kaseti çözdüm.

Hatta bir itirazı olur diye, bir de ona telefonda okudum.

Olmadı.

Beğendi.

Çok iyi olmuş dedi.

Tabii ki, herkese saygı duymak gerekiyor ama, o da dünya medyasında çok önemli bir yer işgal ettiğine inanıyor, Larry King'in bile kendisinden sonra geldiğini düşünüyor, haber denilen şeyin ne olduğuna ben karar veririm, kriter benim, gazetecilik benim genlerimde var, bizi beğenmeyen salaktır anlıyor musunuz, filan falan diyor.

Ee bu da bana haliyle tuhaf geliyor!

*

Allahaşkına biri size, ‘‘Kendinizi ne kadar baştan çıkarıcı buluyorsunuz?’’ diye sorsa ve ses tonunda bir piçlik söz konusu olsa ve ‘‘Dayanılmaz, idare eder ya da sıradan biriyim, hangisi hadi söyleyin’’ diye eklese, hem de pek teatral bir biçimde...

Ne dersiniz?

Ben söyleyeyim:

a) Ne abuk bir soru, kafanı kırdırtma, sıradan biriyim işte!

b) Ben mi? İnanılmaz dayanılmazım! Biliyor musun, hiç kimse dayanamadı bana, ne ilk sevgilim ne son sevgilim!

Yani benim kodlarını bildiğimi düşündüğüm insanlar böyle cevap verirdi.

Oysa, Deniz Arman ‘‘Sıradan değilim. Fazla tevazuya gerek yok. Dayanılmaz'la idare ederim'in arasındayım’’ dedi.

Yani birebir algılıyor herşeyi.

Ya da öyle bir algı mekanizması var ki...

Ben onu yakalayamıyorum!

*

Dolayısıyla, bir haber kanalının önemli habercilerinden biri olduğu kabul edilen bir adamın verdiği cevaplar karşısında ben resmen dumura uğramış bulunuyorum. Ve sizden acilen yardım talep ediyorum çünkü hala işin içinden çıkamıyorum:

Deniz Arman böyle yanıtlar verdiği için:

a) Mutlu olmalıyım

b) Hüzün duymalıyım

c) Ona kızmalıyım

d) Sadece acımalıyım

HAMİŞ: Tabii bir de ‘‘Ne olursa olsun, yeter ki benim hakkımda konuşulsun!’’ gibi bir alternatif var, ama ben onu şıklara bile almak istemiyorum.

X