"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

Bana mektup yazın

Ben hâlâ yokum.

Artık ezberlediniz.

Dünyanın gidilebilecek en son noktasındayım.

Buraların yabancısıyım.

Bir Türk, bir kadın ve bir insan olarak buralarda yalnız ve garibim.

Bana yazın:

Sunwing Are Hotel

Öztersund / Sweeden

Oralarda oyalanırım.

Üstelik biliyorsunuz, ben vefakarım, değerlendiririm de...

İşte örneği, ben Paris'teyken gelen mektuplardan bazılarından bazı alıntılar, işte karşınızda:

* * *

‘‘Tünelde 20 dakika içinde tuttuğunuz dilek, sevdiğinizle evlenmek, trenin içinde ne yaptığınıza gelince, tahmin etmek kolay, yağlı boya tablo yapacak haliniz yok ya, olsa olsa...’’

FAHRİ ÖZBEK

Yoksa, siz bir mehti misiniz, nasıl bildiniz? Türk'ün bayramını kutlarken ve tren usul usul Paris'e ilerlerken, Euro-tunnel'ın içinde, gerçekten de bir adet yağlı boya tablo yaptık. Ben tuvali tuttum, sevgilim boyadı. Mektubunuz vesilesiyle bu konuya bir açıklık getireyim dedim, çünkü o yazıyı okumuş olan soruyor, ‘‘Ne yaptınız, ne yaptınız?’’ diyor:

Elliye yetmiş, büyük tual!

Bu arada, Zeki Baştımar'ın çevirisinden Anton Çehov'un Maske'sini yolladığınız için teşekkürler. Yağlı boya yapmaktan vakit kalırsa, Allah'ın izniyle bugün yarın, ‘‘Dünya Muharrirlerinden Tercümeler Serisi, 26’’yı okumaya başlayacağım...

* * *

‘‘Bugün 77 yaşındayım, eski güzel günler, artık uzak bir rüya olarak hafızamda yaşıyor; kah hüzünleniyor, kah sevinç duyuyorum.

Ömrüm bu iki zıt duygu arasında sürüp gidiyor.

‘İlk sevgili’ yazınız beni hem mutlu etti, hem de son derece kederlendirdi: İlk ve son kez aşık olduğumda, 18 yaşıma yeni basmış bir lise son sınıf talebesiydim, ama o zaman içinde bulunduğum şartlar beni öyle zamansız, habersiz bir girdaba sürükledi ki ne olduğumu anlayamadan perişan bir halde kala kaldım.

Sene 1943'tü. Oturduğumuz apartman katının karşı dairesine bir aile taşınmıştı. Bir hafta oldu, olmadı, ben bahçede barfiks yapmakla meşgulken, tepemden tepemden birkaç uçak geçti. Bu sırada evin teras olan üst katından kız kardeşim seslendi: ‘Abi koş, limana bir sürü harp gemisi geldi!’. Sonradan edindiğim bilgilere göre Rusya ile bir soğukluk olmuş, gemiler ve uçaklar onun için gelmiş. Ama o arada başka söylentiler de çıkmaya başladı: Geceleri karartma yapılacakmış, herkes evlerinin münasip yerlerini sığınak olarak hazırlayacakmış...

Ben de kafama göre kocaman apartman yıkılırsa, her yer dümdüz olur düşüncesiyle bahçeye ‘‘z’’ şeklinde bir sığınak yapmayı planladım. İşe koyuldum ve sonunda eni 1 metre, derinliği 2,5 metre olan bir sığınak kazdım. Bu arada bir şey dikkatimi çekti: Ben ne zaman işe koyulsam, yeni komşunun büyük kızı bahçeye bakan balkonda bitiyor, arz-ı endam eyliyordu. Biz arkadaş olduk, o günden sonra bütün boş zamanlarım onların balkonunda geçti. Ve zamanla farkettim ki, o üzerime konduramadığım duygu başıma geldi! Artık en ufak sebeplerle onu görme çarelerini aramaya başladım, karşı taraf da müsait görünce ev dar gelmeye başladı, Samsun'un sokaklarında, parklarında dolaştık. Birkaç ay içinde, bende bu gizliliğe tahammül kalmadı, anneme açıldım, meğerse o işi çoktan anlamış...

‘Babana açarım’ dedi. Zaten babam da rahmetli, kızı çok seviyor, bize her geldiğinde sevip okşuyor, yakınlık gösteriyordu. Artık ne zaman, nasıl oldu bilmiyorum, annem kızı istedi. Ama ‘kızımız daha küçük, ileride düşünürüz’ diye cevap alınca, bütün yollar ve kapılar kapandı. Bir ay geçti geçmedi o evden taşındık...’’

FERRUH RUACAN

Aslında öykü devam ediyor, ama Ferruh Bey'in ‘‘ilk aşk’’ını burada kesmek zorunda kalıyorum çünkü yerim kalmıyor.

Ferruh Bey, eski ve hayatınızdaki tek aşk hikâyesini yazmış olmanız, tamamını buraya alamasam da inanın beni sarstı. Birden bire öyle bir şey karşısında kaldım ki, aklıma ‘‘Kürk Mantolu Madonna’’ geldi. Ayrıca sizin yaşınızdaki insanlarda zor görünen cesaretinizden ötürü de sizi kutlamak ve yanaklarınızdan öpmek istiyorum. Dediğiniz gibi ne zaman deşarj olmak isterseniz, bana yazabilirsiniz, bekliyorum...

* * *

Sevgili A&A, nasılsın bakalım?

İşler yolunda olmalı.

Önce sıfırda araba, sonra yurtdışı geziler.

Daha bilmediğimiz neler var? Birikmiş kıdem tazminatlarını mı aldın topluca? Yoksa Doğan Grubu'nun hissedarlarından filan mısın? Sen 69 doğumlu Ayşe değil misin?

Neler oluyor Ayşe?

Önce Tempo'da yalnızlık türküleri, ardından terorist ve bölücü Ayşe, ertesi gün Türk kızı, sonra ‘‘20629 Dortmund Şıtraze’’.

Fevkalade.

Basınç 29.

Şimdilik altın kaplama yüzük.

Bilahare evlenince hakikisini alırsın...N&C

Bu N&C pek bir alem, eksik etmediği mektuplarıyla ‘‘fraktal yaşam çizgim’’i takip ederken, Quantum fiziği hakkındaki son dedikoduları da öğrenmemi sağlıyor, kendisine teşekkür ediyorum. ‘‘Sapık şeyler’’ yazmadığı zaman onu daha çok seviyorum.

Anladım ki, ben herhalükarda onun beyin hızına yetişemiyorum.

Ama en azından mektuplarına cevap verebiliyorum, (siz yazın size de vereyim) hepinizi öpüyorum...






 








X