"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

İlk kitap, ilk ödül

Dün arkadaşım (ız) Leyla İpekçi bir ödül aldı.

The Marmara Oteli'ndeki törene en güzel kıyafetlerimizi giyip, bizler de gittik. O heyecanlıydı, biz ondan heyecanlıydık.

Kolay mı?

İpekçi bu.

Can arkadaşım (ız).

‘‘Yememiş içmemiş’’ diyemeyeceğim, çünkü kesinlik yiyor, içiyor ama kilo almıyor çünkü sabahları yüzüyor, sonra gazeteye geliyor, Gazetepazar'ın her pazar size ulaşmasını sağlıyor, kısacası, gündelik hayatına devam ediyor ama bu arada da gizli gizli evde Büyük Ödül'e layık görülen kitabını yazıyormuş...

Sonra da bir gün öğreniyoruz ki, Milliyet Sanat Dergisiyle Tekofaks'ın düzenlediği ‘‘İlk Kitap İlk Baskı’’ yarışmasında Büyük Ödül'ü bizimkinin ‘‘Maya’’ adlı kitabı kazanmış.

Bu fırsatı mümkün değil kaçıramazdım!

Herkesten önce Leyla'nın burnuna teybi dayadım.

Ve beş soruluk, mini bir S&C yaptım.

Bildiniz, S&C, sorular ve cevaplar anlamına geliyor.

Bu ilk S&C'yi de, ilk kitabını yazan bir yazarla yapmak bana ayrı bir mutluluk veriyor, darısı bütün gizli gizli kitap yazanların başına!

Bize çaktırmadan bütün bunları ne zaman yazdın?

- Aslında o kadar da çaktırmamış değilim. Hatırlasana, bir kere yazdıklarımı sana vermiştim, okuyasın diye. İşte onlarla o kadar uzun süre biraz da fuzuli bir şekilde uğraşmışım ki, Maya'yı çok kısa bir sürede birkaç haftada yazıverdim. Ama dediğim gibi, arkasında bayağı zahmetli bir geçmişi vardı. Bir de tabii şu var: Birlikte program yapılacağı zaman ya eve gitmeyi tercih edelim diye bana kızarsınız, ya da yemeği birlikte yedikten sonra ben asla ikinci programları yapmam diyerek yok olduğumda... Anla işte, insan yazı yazıyorsa, çoğunlukla iki kişi bile kalabalık yaratıyor.

Bir yarışmaya katılmaya karar vermek kolay değildir. Yarışmaya katılırken neler yaşadın? ‘‘Katılayım mı, katılmayım mı, katılırsam faydası olur mu, olmaz mı, böyle bir işe kalışayım mı, kalkışmayım mı’’ deyip kendi içinde gidip geldin mi?

- Gazetenin birinde İlk Kitap, İlk Baskı yarışmasının ilanını gördüğümde -bence gözüme çarpması bile bir işaretti- karnıma bir sancı saplandı. Birden çok heyecanlandım. Sanırım bu da bir işaretti. Maya'yı zaten yazalı neredeyse bir yıl olmuştu, bilgisayarımda dosyalar halinde öylece duruyordu. O ana dek hayatımda aklımın ucundan yarışmaya katılmak hiç ama hiç geçmemişti. Sadece yazmayla ilgili ‘‘mesele’’lerim hep vardı. Hep olacaktı. Gerçi bir gün kitaplarım yayınlanır diye hayal kuruyordum. Ama bunlar neredeyse hayal bile olmayacak kadar uzaktı. Ama gerçekten insanların hayatlarında sihirli anlar var. O an karar verdim; katılacaktım. Kazanmayı veya kaybetmeyi öğrenmenin en iyi yolu bu diye düşündüm. Çünkü insanın çok da önemsemediği alanlarda kazanması veya kaybetmesi çok da manalı değil.

Peki sonra kazandığını öğrendiğinde neler hissettin?

- Yarışmaya katıldığımı kimseye söylemedim. Korktum. Biraz da utandım galiba. Tabii kimse resmi bir laf, bir iki kişi biliyordu. Sonuçlar açıklanana kadar hep aynı şeyi düşündüm. Yarışmada bir büyük ödül bir de sonraki ödüller var. Ve ben klasik deyişle önemli olan katılmaktır diye düşüneceğimi sandım. Elbette hiç öyle olmadı. Kazanmak veya kaybetmek. İkisinden birini yaşayacaktım. Kazanmanın tek anlamı büyük ödül almak demekti. Şimdi diyebilirsin ki, bir ödüle bu kadar anlam atfetmek doğru mu? Benim derdim ödülden çok kazanma ve kaybetme üzerine düşünmekti. Hep sürdü heyecanım. Kendime güvenim pek yoktu. Hâlâ da çok olduğu söylenemez. Ama inancım vardı. Kendimce işaretlerim vardı, onları izlemeyi, büyülü anlar yaratmayı biliyordum kendimce. Demek istediğim şu; beklemek hoşuma gitmişti. Beklerken de mutluydum. Kazandığımı öğrendiğimde de. Bir an deja vu gibi bir hisse kapıldım. Sanki bekliyormuşum. Bir yandan da hiç inanamadım. Defalarca sordum, bana ilk haber veren kişiye...

Bundan sonra neler olacak? Bu ödül hayatında bir şeyleri değiştirecek mi?

Ödül hayatımı değiştirmeyecek desem yalan olur. Belki siz arkadaşlarıma artık daha kolay ‘‘hayır, ben eve gidiyorum’’ diyebileceğim. Belki düşüncelerimi konuşarak ifade etmeyi öğreneceğim. Kendi hakkımda, yazmak veya kitap hakkında konuşmak, aslında bir nevi terapi gibi oldu benim için, şimdi bile...

Bu hep hayal ettiğin bir şey miydi? Biri santrofor olmayı, bir diğeri voleybolcu olmayı hayal eder ya, bu böyle bir şey miydi?

Ödül almak, söylediğim gibi, hayal ettiğim bir şey değildi. Hayallerimde böyle bir şey hiç olmadı. Ama yazmak... Zaten bugüne dek başka çarem olmadı. Hani ‘‘yazmak benim için yaşam biçimi’’ filan derler ya. Alakası yok. Yazmak; bir kez yaşamakla yetinemeyenlerin tek çıkış yolu bence. Zaten yazıyordum... Ve zaten yazacaktım.

Leyla İpekçi kimdir?

Nevi şahsına münhasır biridir.

İstanbulludur.

İpekçi soyadı tesadüf değildir, o sülaledendir.

1966'ın 13 ekiminde dünyaya gelmiştir.

Saint Michel'i bitirmiştir.

Sonra da BÜ'nün Sosyoloji Bölümü’ne devam etmiştir.

‘‘Sosyoloğum ben’’ diye hava atanlardan değildir.

Kendi sosyolojisi kendinedir!

Çok güzel bir alnı vardır.

O bombeli alın, Allah belamı versin kimsede yoktur.

Tırnak yemekten vazgeçmiştir.

Otuzlu yaşlar ona çok iyi gelmiştir.

Eski yüzücü olduğu için yüzmeye hep devam etmiştir.

Bir de yazmaya ve hep yazmaya...

Ama bu arada Kadınca, Adam, Aktüel, Tempo, Rapsodi, Esquire gibi haftalık ve aylık dergilerde muhabir, editör, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak çalışmıştır. Ve günlük gazeteye de bulaşmayı (Yeni Yüzyıl, Hürriyet) ihmal etmemiştir. Halen Gazetepazar'da yazıyor ve yazı işleri müdürlüğü yapıyor.

Leyla'nın kim olduğunu 17 cümlede anlatmak zor oluyor!

Ne yazdı?

Roman.

Adı: Maya

Yüz sayfaya yakın.

Adının ‘‘Maya’’ olması Leyla için anlamlı, bizim için de olmalı. Şu bağlamda: Tamam Maya kitabın kahramanının adı ama her insanın da bir ‘‘maya’’sı vardır, olmalı, di mi ama? Anlaşılacağı üzere, kahramanın hem özel adı hem de cins adı Maya. Kitapta anlatılanlar bizi biz yapan şeyler aslında, Maya'nın serüveni gibi dursa da hepimizin serüveni. Mayamızda olan ve yadsıyamadığımız şeyler, ‘‘Vaktimiz yok bunlarla uğraşmaya, üzerine kafa patlatmaya’’ desek de maya bir başlangıç, hepimizin özü. Kısacası kitabın kabaca özü de bu, derinlerine inmek size kalmış. Milliyet Yayınları'ndan yakında çıkıyor...






 








X