"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ne hayvanımMerhaba demeyi alışkanık haline getirdiğiniz bakkalınız gibi. Ya da arabanızı emanet ettiğiniz otoparkçı çocuk. Belki de manikürcünüz. Her gün burun buruna geldiğiniz sekreteriniz. Aidat almaya gelen kapıcınız. İç içe yaşadığınız insanlar. Bilmezsiniz aslında onların hikayalerini.Havadan sudan sohbet etmiş ama onu hiç dinlememiştim.Bin kere gözünün içine bakmış ama asla fark etmemiştim.Yani ben bakmış ama görmemiştim.Bence görmeye değer bulmamıştım.Ne hayvanım.*Havuz personelinden biriydi.Sanırım hâlâ öyle.Hafızama lacivert kısa etekliği ve yeşil T-Shirt'üyle kazınacak. Ve o lacivert-beyaz düz espadriller. Yani bir nevi üniforma. Sürekli ya havlu ya da başka bir şeyler taşıyordu. Hızlı hareket ediyordu. İşini yapıyordu. O fena sıcaklara rağmen mutlu görünüyordu. Ve hep gülümsüyordu.Belki de ‘‘suç’’u buydu.Çünkü ben çok gülümseyen insanlardan hazetmiyorum.Neden güler insan hep, neye güler?Çünkü o insanların meseleleri yoktur, kafalarına taktıkları sorunları yoktur. İşte öyle yaşar giderler. Var olsalar önemi yoktur, yok olsalar kimsenin haberi yoktur. Nasıl desem, o sürekli yukarı kıvrılan dudaklar, beyaz yüze değen bukle bukle siyah saçlar, bulunduğu konumdan, durumdan haz alma ifadesi, sanki bir nevi aptallık belirtisi.En akıllı benim ya.Ne hayvanım.*Asla küçümsemiyordum, gıcık davranmıyordum.Ne ‘‘lütfen’’ini ihmal ediyordum, ne de ‘‘rica etsem’’lerimi.Ama daha vahim bir şey vardı yaptığım, şimdi farkına vardığım, ben onu ciddiye almıyordum. Böyle ‘‘lütfen’’li cümleler kurarak, samimiymiş gibi davranarak, aslında, üstten bir tavırla burnu büyüklük yapıyordum. Bunu hepimiz yapıyoruz. Çünkü hepimiz görünmeyen, içerlerde bir yerlere var olan biraz farklı bir kast sisteminin üyeleriyiz.Zannediyoruz ki, biz daha komplikeyiz.Zannediyoruz ki, onlar daha basit bir hayat yaşıyorlar.Eee haliyle ne oluyor?Bizim onları dinlemeye bile vaktimiz olmuyor.Ne hayvanız.*Elbette ki, onu kendimden daha sıradan buluyordum.Ben daha büyük aşklar yaşıyordum, ben daha büyük sorunlarla cebelleşiyordum, ben daha değerliydim, daha önemliydim. Ben aslında kendimi önemsemekten gebermek üzereydim. Allah'ın belası bir havuzda bile.Ama bir gün ne oluyor biliyor musunuz?Kıç üstü yere düşüyorsunuz.Bir süre kendinize gelemiyorsunuz.Çünkü lütfedip, bir yarım saatliğine bile olsa, bir başkasının öyküsünü dinliyorsunuz...*Bir taraftan saçımı kurutuyordum. Diğer taraftan da giyinmeye çalışıyordum. Acele ediyordum. Ve asla pantolonumu nereye astığımı bulamıyordum. Gülümseyen ifadesiyle geldi yine. O sakindi, ben panik. Haliyle. Çünkü benim yine çok önemli işlerim vardı. Yine acele ediyordum. Nereye yetişiyorsam sürekli.Yetişirken neleri kaçırıyorsam...Ama bir şey dürttü bu sefer, ‘‘geç kalayım gideceğim yere anasını satayım’’ dedim kendi kendime ve ağırdan almaya başladım. Derken önce pantolon bulundu ve sohbetin kod'ları. Aaa aynı sokakta oturuyormuşuz meğer!Ben sokağın sonunda o başında. Babasıyla yaşıyormuş.- Annen peki? dedim. - Öldü dedi. Üç ay önce. Bir süre yoktum ya ben. İşte o zaman diye ekledi. Yüzünde sanki bir dalgalanma gördüm, geldi, geçti. Ama sonra yine gülümsemeye devam etti.Ben 28, o 21'di.Benim hiç kimsem bugüne kadar ölmemişti.Sormadı ama anladı.- Ölüm nasıl bir şey biliyor musun? dedi ve devam etti. Benim annem hastanede öldü. Morga götürdüler sonra. Gördüm onu orada. Üzerindeki çarşaf açıldığında yüzüme gelen serinlik. İşte o ölüm. Ve ölümün serinliği başka hiçbir şeyde yok. Güzel bir serinlik değil, rüzgar gibi değil. Deyip geçmiyor, içine giriyor. Girince de çıkmıyor. Anlatması zor, yaşaması da. Annem en sevdiğimdi. Şimdi babam. Ama babamın en sevdiği de annemdi. Şimdi ben. Çünkü ben aynen anneme benziyorum. Ve şimdi biz en sevdiğini kaybetmiş iki insan olarak en çok birbirimizi seviyoruz. Bir de çok üzülüyoruz.Yine gülümsedi.*Ne diyeceğimi bilemedim.Sadece ‘‘Peki neden?’’ dedim.- Yüksek tansiyon dedi. Hem de benim yüzümden! diye ekledi. Sonra da hayatımda duyduğum en acayip hikayeyi anlatmaya girişti. Üstelik fantastik bir öykü değil, gerçekti. Sakindi. Sanki herkesin başına gelebilecek bir şeyi anlatıyordu. Bir taraftan da havluları katlamaya devam ediyordu. Farkettim ki, 21 yaşında olmasına rağmen hayatı benden çok daha fazla tanıyordu. Onu dinlerken birden yaşı büyüdü. Ben küçüldüm. O küçücük kız, kocaman bir kadın oldu. Ben büzüldüm. Heybeliada'nın tepesinde bir piknikle başlıyordu hikayesi. Masum bir piknik. Ailecek piknikteler. Amacası 16 yaşındaki yeğeninden tuzu istiyor. O kadar. Ve o ayağa kalkıp tuzu uzatırken, uçurumdan yuvarlanıyor. Bilmem kaç metreden aşağıya düşüyor ve bitkisel hayata giriyor.O artık yok.Gittiği yerden geri dönme ihtimali de...Sahi nereye gidiyor insanlar bitkisel hayata girince?Türkiye'de bir şey yapılamıyor. Baba, ev, dükkan ne varsa satıp kızını Amerika'ya götürüyor. Yıllar yılı öylece atmış bir hastanenin odasında. Anne, baba üç yıl kahroluyor. Annenin yüksek tansiyor hastası olması o yıllara rastlıyor. Kızları bu arada 19 oluyor. O da, şu anda o üç senenin nasıl geçtiğini bilmiyor. Neden geri gelebildiğini, uyanabildiğini de. Ama bir gün uyanıyor...*Önce bir şok!Her gün bitkisel hayata girdiğini söyleyen biriyle karşılaşmıyorum. Ardından bir hayranlık. Ama sonra tereddüt. Yeme beni havası. Bütün bu duygular bir bir geçiyor yüzümden. Anlattıklarının doğruluğundan şüphe ettiğimi mi anladı nedir, yine gülümsedi, bedenin de o kazadan kalan izleri göstermeye başladı. İnanmamaya olanak yok. Yüzünde bile estetik ameliyatın izleri var. Ben ne acayip bir insandım. Bugüne kadar neden farkına varamamıştım.Bir mucizeymiş benim yaşamam dedi, bir sene yürüyemedim dedi, kolum ve bacağım hâlâ tam fonksiyon göstermiyor dedi, çok uzun süre fizik tedavi gördüm dedi ve ekledi:- İlk kez tekrar yürümeye başladığımda annem kalp krizi geçirdi.Bu sefer gülme krizine tutuldum. Mutluluktan da kalp krizi geçirilebilir değil mi? Sonra güldüğüm için utandım. Ben ne yapacağımı bilemedim, sadece onu dinlemeye devam ettim:- Ben aşağı yukarı iki yıldır iyiyim ama annemin sağlığı bozulmuştu. Üç ay önce de vefat etti.Nasıl da ağır her şey derken ben...Sıradan olduğunu düşündüğüm bu hayatı dinlerken ve aslında sıradışı olanın benim hayatım olduğunu zannettiğim için yerin dibine girerken, yine gülümsedi ve ekledi:- Geçen ay da sevgilim öldü. Hatta gazeteniz yazdı. Pisi pisine öldüler diye. Şakalaşırken kafasını taşa çarptı.
X