"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Bir saat kırk dakikaDemek ki, büyük yazarların da dişleriyle ilgili sorunları olurmuş.Oysa ben, onları ‘‘yarı tanrı’’ sanırdım.Etten, kemikten yapılmadıklarına inanırdım.Hele çeşitli uzuvlarını ve organlarını aklıma getirmek...Haşa!Çok utanırdım.‘‘Sevdiğin erkeği tuvalette otururken hayal et bakalım, yine sevecek misin?’’ gibi abuk sabuk ölçülerden söz ederler ya. Bakın bunu yapabilirim, hep de sevmeye devam ederim. Neden insanların böyle bir kıstasla ortaya çıktıklarını anlamakta da güçlük çekerim. Ne olurmuş benim erkeğim tuvalette oturursa yani, oturacak tabii, ben onu öyle hayal etsem de, etmesem de, günde bir kaç kez oturacak. İyi de yapacak. Ayrıca bağırsakları iyi çalışan insanların nedense başka organlarının da (beyin gibi, sinir sistemi gibi) iyi çalıştığını düşünürüm. Sonra ben ‘‘yüz-göz’’ olmamak adına tuvalete, banyoya girmemezlik yapan insanları, kadınları, adamları da anlamam. Bunlar yatakta ne yapıyor hiç kavrayamam.***Ben ne diyordum ya?Tuvaletten sonra araya yatak karıştı.Bu yazı...Elimden uçtu, kaçtı.Demek istiyorum ki, beraber olduğunuz, sevdiğiniz insanlar ‘‘tanrı- manrı’’ değil, zaaflarıyla, zayıflıklarıyla, insani alışkanlıkları, defoları, tuvalette oturan popolarıyla sizin.Onları her türlü hayal edebilirsiniz.Ve her türlü şeylerine tanık olabilirsiniz.Zaten tüm bunlara rağmen (şimdi toparlıyorum kafamı) onlarla birlikte olmayı sürdürebiliyorsanız, yüz-göz olmanıza rağmen (yüz-göz denilen şey ne ise o aslında iyi bir şey, onu yüz açıdan görmek gibi bir şey!), ilişkinizi yürütebiliyorsanız seviyorsunuzdur.Ben yüz-göz olamayacağım adamı ne yapayım Allahaşkına?Dahası o beni ne yapsın!Buna karşılık, Umberto Eco gibi bir adamı ne tuvalette ne de dişçiye çürük dişlerini çektirmeye giderken hayal edebiliyorum...Oh be!Buydu işte, yazmak için beceriksizce kıvrandığım.***Çok sevdiğim ve asla kirli ve kötü dişlerle hayal edemediğim Umberto Eco dişçisini arıyor ve randevu talep ediyor. Dişçisi de ona, ‘‘Umberto'cum, üzgünüm gelecek hafta bile, tek bir boş saatim yok!’’ diyor. O da, 1988'de kaleme aldığı o çok sevdiğim, ‘‘Vakit Geçirmenin Yolları’’ adlı yazısında, dişçisinin bu beyanına nasıl itimat ettiğini anlatıyor.Eder tabii.Dişçi ciddi bir porfesyonel.Ama gelin görün ki, herkes Eco'nun neden bir konferansa katılamayacağına, bilmem ne tarihine kadar neden o makaleyi yazamayacağına, o toplantıda neden konuşma yapamayacağına çok şaşırıyor.Yani hiç kimse onun vaktinin olamayacağına inanamıyor.- Yapmayın profesör, sizin gibi biri her zaman vakit yaratabilir! diyor.***O da tutuyor bir hesap yapıyor.Normal bir yılda (güdük günlü olanlar değil, onlar konu dışı) 365 gün var. Yani 8760 saat. Günde ortalama 8 saat uyuduğunu hasaplıyor. Tabii 1 saati de kalkmak/ traş olmak/ giyinmek, 1/2 saati soyunmak/ su bardağını komodinin üzerine koymak, 2 saati de yemek yemek gibi sufli şeylere ayırıyor.Ediyor mu, 4197.5 saat.Trafikte bir yerden bir yere ulaşmak için de 2 saat ekliyor, ediyor yılda 730 saat.Haftada üç saat ders veriyor. Bir öğleden sonrayı öğrencilere danışmanlık yapmak için geçiriyor, sınav sürelerini, tezleri incelediği saatleri, öğretim üyeleri toplantılarını da ekliyor; ediyor 220 saat.Tezleri inceledikten sonra, her birini tek tek okumak (350 sayfaymış bir tez, dile kolay, her bir sayfa üç dakikada okunuyor) 175 saat.Peki ya ödevler?Ödevleri okumak ve ön tartışmaları yapmak için de bir 60 saat daha.Yani Umberto'nun Umberto Eco olmasını sağlayan kendi araştırmalarını hesaba katmaksızın, oldu mu yılda tüm bunlara harcanan zaman 569 saat!***Bir derginin editörlüğü, yılda 300 saat.El yazmalarını okumakla geçirdiği zaman 50 saat.Kendi konusuyla ilgili iki bilim dizisi yönetiyor, 300 saat.Kendi eserlerinin çevirilerinin denetimi, 500 saat.Kitap yazmadığı varsayılsa bile, denemeler, bildiriler yılda 300 saat.Dergiye haftada bir yazdığı köşe yazısı (yazıyı tasarlama, istenilen uzunluğa indirme, gönderme) üç saatine mal oluyor, çarpı 52 ediyor 156 saat.Mektup yanıtlamak 624 saat.Katıldığı çeşiti toplantılar, konferanslar, akademik törenler 372 saat.Bu etkinliklerin çoğu yurt dışında olduğu için yolda geçen süre 323 saat.Toplam mı?8121,5 saat.Kalıyor mu geriye 638,5 saat. Bu da günde 1 saat 40 dakika ediyor. Umberto Eco da, ‘‘Vakit geçirmenin Yolları’’ adlı yazısını şöyle bitiriyor:- Bir başka deyişle bu süreyi, sevişmeye, dostlarımla ve ailemle sohbete, cenaze törenlerine, sağlık kontrolüne, alışverişe, spora, sinemaya ayırabilirim. Ya sigara içmek? Günde altmış sigara, her biri yarım dakikadan (paketi bulma, sigarayı yakma, söndürme) 182 saatten fazlasına mal olur. Çok bu. Sigarayı bırakmalıyım!***Mesaj budur:Umberto Eco kadar ‘‘büyük’’ olunmasa bile, kendi çapında yaşayan herkese eninde sonunda kalan vakit, günde bir buçuk saattir.O birbuçuk saat o kadar kıymetlidir ki...Tercihinizin ne yönde olacağı çok önemlidir.Bence bu yazıyı okuyarak vakit kaybetmeyin.
X