"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Seri katil ve genç kadın- Olmaz! Onunla röportaj yapamazsın. Başımıza iş alırız. Anlamıyor musun, adam seri katil! Yanlış bir şey yazarsan hem seni, hem bizi öldürebilir...- Neden böyle söylüyorsunuz? Seri katilse, seri katil, ne olmuş yani? Seri katillerin insani tarafları, anlatılacak hikayeleri yok mu? Onlarla sadece cinayetleri ve öldürdükleri adamlar üzerine mi konuşulur? Halt etmişsiniz, siz öyle zannediyorsunuz! O kimbilir ne kadar yalnız, bir başına, soğukta ayazda, ayakta, öylece rüzgarlara karşı duruyordur. Birileri çıkıp onunla ilgilensin istiyordur, ben ilgileneceğim...***Kimse bilmezdi, sadece genç kadın bilirdi, seri cinayet işleme sanatının onu ne kadar zorladığını, yorduğunu, yalnız bıraktığını, baskı altında tuttuğunu, hayatını monotonlaştırdığını, dahası onun bir ‘‘hayatı’’ olmadığını!Sadece genç kadına anlatmıştı.Ya da öyle bir hava yaratmıştı.Genç kadına anlattığına göre, o da daha farklı cinayetler işlemek istiyordu; daha insancıl, daha öyküsü olan, daha az Mike Hammer... Hatta yumuşak bir seri katil olmak istediğini bile söylemişti. Bir iki denemede de bulunmuştu ama imajına uygun olmadığını, daha başkaları söylemeden kendisi farketmiş, bu işten vazgeçmişti...Yazık tam kurtulacaktı!***Belki de bütün bunlar genç kadına onu etkilemek için yaptığı bir numaraydı. Ama numara olmadığını gösteren ipuçları da vardı... Mesela, onun gibi adı seri katile çıkmış birinden hiç beklenmeyecek açıklar verdi. Polisleri atlatıp, ortalığın insan kaynadığı tren garlarına, genç kadını karşılamaya geldi.Demek ki genç kadınla ilişki kurmaya çalışıyordu. Kader ona yardım etmedi ama... Yakayı vermesi işten bile değildi. Ve genç kadına dedi ki, ‘‘Anneannemden beri tren garında ilk karşıladığım kişi sizsiniz!’’.Seri katil olarak çok başarılı, bir erkek olarak çok beceriksizdi!***Genç kadını, kendi şehrinde ağırlamak istedi, ama biçimi çirkindi.İnsan öldürmekten, yol yordam öğrenmeye vakti olmamıştı...Genç kadını kaldığı yerden, lüks bir otele transfer etmeye çalıştı, ama yüzüne gözüne bulaştırdı. Genç kadından zılgıtı yiyince de ‘‘Ben bir balondum, siz beni söndürdünüz!’’ dedi. Kendince genç kadına yardımcı olmaya da çalışmış, ‘‘Sizi ülkenin en ünlü seri katilleri ve onların kurbanlarıyla görüştürürüm’’ demiş ve genç kadına ciddi röportajlar yapma imkanı yaratmaya çalışmıştı.Pardon onu zorlamıştı!Sorulacak soruları bile hazırlamıştı.O sadece genç kadının ‘‘iyiliğini’’ istiyordu.Ne yapsın, yapısı öyleydi...Nüfuz etmeden, bir şey yapabilmesi mümkün değildi. Genç kadının onunla birlikte olabilmesi için onun gibi düşünebilmesi gerekiyordu. Tuvaletten, pastaneden, postaneden, kuaförden, evinden, işinden girdiği her fare deliğinden genç kadını buluyor, telefonla ‘‘kontrol’’ ediyordu. ‘‘Nasılsınız? İyi olup olmadığınızı sormak için aradım’’ diyordu.Ama bilmiyordu ki, bu insanın, yani o genç kadının, sonunda fenalık geçirmesine sebep oluyordu!***Ondan hiç beklenmeyen bir gayretle, yine kendisinin önerdiği bir kurbanla yaptığı röportajın 90 dakikalık bantını çözdü...Düşünsenize o bir seri katildi...Ama genç kadın için bütün bunları yaptı.Genç kadın bir taraftan gözleri şaşkınlıktan büyürken, bir taraftan da kendisi için bu kadar fedakarlığa katlanan adama hayranlık duydu.Bunca ilginin, fedakarlığın bir karşılığı olarak o kentten ayrılırken seri katile sarı güller gönderdi.O da bunu bütün Türkiye'ye ilan etti.Bu küçük teşekkür jestinin, seri katil tarafından bu kadar büyütülmesine biraz canı sıkıldı ama aldırmadı, çünkü o zamanlar genç kadının babası bile, onun seri cinayetlerini büyük bir merakla izlerdi.Gerçi sonunda babası da vazgeçmişti.Sıkılıp, şöyle demişti:‘‘Yöntem hep aynı, hep aynı şekilde kurbanlarına saldırıyor, sonra da öldürüyor. Hiç yaratıcı değil’’.***Aslını söylemek gerekirse, genç kadının seri katile duyduğu hayranlığın hemen akabinde acıma duygusu vardı.Bir genç kadınla birlikte olabilmek, onun ‘‘iyiliğini’’ istemek, sohbet edebilmek, bu yüzden de vakit açabilmek için akla gelmeyecek komik numaralara başvurması, bu konuda çok beceriksiz olması, kaçınılmaz bir şekilde önceleri mesleğine duyulan hayranlıkla birlikte acıma duygusunu da beraberinde getirdi.Taarruzları devam etti.Bir gün kalktı genç kadının yaşadığı şehre geldi. Genç kadını iki arkadaşıyla bir pastanede otururken buldu, bir sandalye çekti oturdu. Ve genç kadına değil de onun arkadaşlarına dönerek, ‘‘Arkadaşınızı bu akşam ödünç alabilir miyim, onunla yemek yemek istiyorum sizin için bir sakıncası yoksa tabii’’ dedi.Onlar da ‘‘Kendi bilir, biz gerçi sinemaya gidecektik’’ dediler.Genç kadın, arkadaşlarıyla yaptığı sinema programından vazgeçemeyeceğini söyledi. Ama seri katil vazgeçmedi! Bu sefer de genç kadın ve arkadaşlarıyla sinemaya geldi.Filmin adı ‘‘İn the name of the Father’’dı (Babam İçin) ve seri katil o filmde uyumuştu!O filmde uyuyan biri ne seri katil olabilirdi, ne de başka bir şey!***Sonra mı...Bütün hikayeler biter, bütün filmler de...Film bitti, genç kadın ve arkadaşları İstiklal Caddesi'nin girişinde seri katilden ayrıldılar. Ve o, herkesin, uyuduğuna tanık olduğu filmden söz ederken bile, ‘‘Ne kadar iyiydi değil mi çocuklar’’ diyordu.Bu genç kadının, seri katili son görüşü oldu.HAMİŞ 1: Bu yazı aslında kendisini çok çapkın zanneden bir sürü erkeğin ortak davranış biçimlerinden esinlenerek yaratılmış, bir proto-erkektir.HAMİŞ 2: Bu kompozisyonumla liselerarası öykü yarışmasına katılmayı düşünüyorum. Öyküde sözü edilen soyut kişilerdir, gerçek hayatla bir ilişkisi yoktur. Olduğunu iddia edenler varsa, bu onların sorunudur...
X