AYŞE:Hastanın beyin kimyasının bozulduğunu hangi testlerle anlıyorsunuz? DOKTOR:Test yapamıyoruz. Araştırmalar var, ona göre ilaç yazıyoruz...

Evet, hoş geldiniz! Konumuz yine antidepresanlar. İki hafta önce söz psikologlardaydı. Şimdi psikiyatristlerde. Konuğum Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer. Önemli bir konuda, son derece samimi konuştu, kendisine teşekkür ediyorum.

Depresyon nedir? 2 artı 2 eşittir 4 gibi bir tarifi var mı?

- Bu konuda, psikiyatrinin yapısıyla ilgili sorunlar var. Diyelim ki zatürree oldunuz. Ateşiniz yükselir, lökositiniz artar, sırtınız ağrır. Akciğer filmi çektirince de çıkar bir şeyler. Ama psikiyatrik rahatsızlıklar öyle değil, tanımlanması kolay şeyler değil. Psikiyatri alanında 1950’lere kadar herkes kendi kafasına göre takılmış. Biri "Bana göre depresyon budur" demiş, öbürü "Hayır o şizofreni!" demiş. Bu bir sorun haline gelince de, ortak bir dil arayışı başlamış ve sınıflandırma sistemleri geliştirilmiş. Bugün bütün dünyada, yaygın olarak kullanılan iki sınıflandırma sistemi var. Biri Amerikan Psikiyatri Birliği’nin oluşturduğu DSM, diğeri de Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı İCD sınıflandırması. Biz psikiyatristler, hastalıkların tanılarını bu sınıflandırmaya göre yapıyoruz.

Siz hangi hastanıza "Sen depresyondasın" diyorsunuz?

- Her isteksiz olana, her canım sıkılıyor diyene "Depresyondasın!" demiyorum tabii. En somut belirtisi, yakındığı şeylerin, günlük hayatını bozmaya başlaması. İşe gidemez oluyorsa, çocuğuna bakamıyorsa, ev işlerini yapamıyorsa, bunun adı depresyondur.

İşleri bozulmuş ya da iflas etmiş bir adam. Mutsuz, yataktan çıkmak istemiyor...

- Hemen depresyon demem. Ne zaman derim? 15 gün boyunca yataktan, hatta evden çıkmıyorsa, sorunları çok fazla ama çözmek için çaba harcamıyorsa, tamamen ümidini yitirmişse, yemeden içmeden kesilmiş, kilo vermiş ve intihar etmeyi düşünüyorsa, hatta planlar yapıyorsa, gazla mı yapsam, iple mi diye... İşte o zaman depresyon derim.

Peki bu adam, bu depresyonu ilaçsız atlatamaz mı yani...

- Bazıları atlatıyor, bazıları atlatamıyor. Biraz da yapısal özelliklerle ilgili. Bu hastalıkların genetik geçişleri var. Tabii sosyal destek de çok önemli. Bazı insanlar o destekle toparlanıp hayatına devam edebiliyor ama bazıları edemiyor.

Beyin kimyasında ne tür değişiklikler oluyor ki, ilaçla düzelmesi gerekiyor?

- Depresyonda nörotransmitter denilen bazı beyin hormonlarının rolü olduğunu artık biliyoruz. Serotonin, dopamin, vesaire gibi. Hepsinin belli fonksiyonları var, iç içe çalışıyorlar. Bu sistemlerden birisi bozulduğu zaman da rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Dopamin hormonu çok fazlalaştığında şizofreni ortaya çıkabiliyor. Serotonin azaldığı zaman da ya panik bozukluğu yaşıyorsunuz, ya da depresyona giriyorsunuz. Ya da obsesif kompulsif oluyorsunuz.

Peki hastanın beyin kimyasının bozulduğunu nasıl anlıyorsunuz? Ne tür testler yapıyorsunuz?

- Ne yazık ki test mest yapamıyoruz. Çok pahalı. Biz bize gelen insanların beynindeki kimyasal değişiklikleri de göremiyoruz. Böyle bir alet yok. İnşallah bir gün olacak. Bizim elimizde araştırma sonuçları var. O sonuçlara göre ilaç veriyoruz ve eksik olduğunu düşündüğümüz hormonu yerine koyuyoruz.

Bana yazan bazı okurlarım antidepresan kullandıklarında eskisi gibi tepki veremediklerini söylüyorlar...

- Evet olabilir. Bazı insanlarda böyle yan etkiler oluşabilir. Ama unutmayın ki, "Hayattan zevk almaya başladım, keyfim yerine geldi, yok olmak üzereyken hayata yeniden döndüm" diyenler de var.

Bir sürü okur da, 10 dakikalık konuşma sonrasında kendilerine ilaç yazılmasından şikayetçi.

- Haklılar. Psikiyatrik muayene, ayrıntılı yapılması gereken bir şey. En az 45-50 dakika sürmesi gerekiyor.

Neden 10 dakikada bittiği oluyor peki?

- Sağlık sistemi ile ilgili bir sorun. Çünkü psikiyatrist sayısı sınırlı, hasta çok. Türkiye’de olması gerekenin yarısı kadar psikiyatrist var. O zaman ne oluyor? Günde 80 hasta kapıya dayanıyor. İdareciler, "Bu 80 hastaya da bakılacak!" diyor. Buna da vakit yok. Yoksa tabii ki her şeyi ayrıntılı dinlemek gerekiyor. Karşınızdaki hastanın nasıl bir dünyadan geldiğini, ailesini, sosyal ilişkilerini, yaşamını dinlemelisiniz ki, o hasta hakkında tam bir fikre sahip olasınız. Ama öykünün tamamını alacak vakit yok.

O zaman, bazı hastaların şikayet ettiği gibi, psikiyatristlerin ilaç yazımını abarttıkları gibi bir gerçek var.

- Var. Ama bu, biraz da pratik koşullardan kaynaklanıyor. Kapınızda 80 hasta varsa ne yaparsınız? Sadece yakınmaları dinlersiniz. "Neyin var?" "Keyfim yok, uyuyamıyorum, oramda buramda ağrı var..." Terapi de yapamıyorsanız, tek çare ne oluyor? İlaç yazıyorsunuz. Biz de bunun farkındayız.

İdeali sizce kaç hasta bakmak?

- 20. Ama ülkenin gerçekleri öyle değil, buradaki polikliniklerde bile (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) bir günde 40-50, hatta bazen 60 hasta bakıyoruz.

Bu ilaçların, depresyona sebep olan sorunu çözme gücü var mı?

- Vücutta eksilen hormonu tamamlama gücü var. Hastalığın biyolojik zeminini ortadan kaldırıyorlar. Tıpkı antibiyotiğin mikropları öldürmesi gibi. Çok ağır sosyal ve ekonomik koşulları olan bir insan düşünün. Depresyon oluşmuş, biz bu ilaçlarla belki sorun çözmüş olmuyoruz ama biyolojik zeminini ortadan kaldırıyoruz. Depresyonu düzelterek, kişinin sorun çözümüne doğru hazırlanmasını sağlıyoruz.

Biz Türkiye’de istediğimiz antidepresanı cırt diye satın alabiliyoruz eczanelerden, İngiltere’de öyle mi?

- Hayır. Ama bu da sağlık sistemiyle ilgili. Biz Türkiye’de, elimizi kolumuzu sallaya sallaya antibiyotik de alabiliyoruz, İngiltere’de alamıyorsunuz.

Antidepresanın bir moda, bir trend olarak kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Hiç doğru bulmuyorum. "Bana çok iyi geldi, sen de al" diyor kadın komşusuna. Olacak iş değil. Hepsinin yan etkileri var ve biz kişiye özel seçeriz. 100 hastaya mı verdik? 60’ı iyileşir, 40’ında ilacı değiştiririz, 30’u iyileşir, 10’u iyileşmez. Etkileri kişiden kişiye değişiyor. Ama bu diğer bütün ilaçlar için de geçerli.

Her insanda farklı etki yapıyorsa... İlacı verdiğiniz zaman, hangi insanda ne etki yapacağını nasıl biliyorsunuz?

- Bilmiyoruz. Dürüstçe söylemek gerekirse, hálá çok ipucu yok. Uykusu çok olan insana, uyku yapmayan bir antidepresan veriyoruz. İştahı çok olana da iştahı azaltan. Hastalarıma ben "Bunlar bunlar depresyon belirtisi, sizin de depresyonunuz var" derim. "Amacımız beyninizdeki serotonini arttırmak. Birçok ilaç var, hangisi daha iyi gelecek bilmiyoruz. Deneye deneye bulacağız, az dozda başlayacağız, yavaş yavaş artıracağız."

Derin bir sorunum var diyelim, ilaç alıyorum, eksik hormunu yerine koyuyorum, zemini ortadan kaldırıyorum ama derin problem duruyor...

- Evet, onu da terapiyle ortadan kaldıracaksınız. İlaç artı terapi. En doğrusu budur.

Psikanaliz diye bir şey yok mu artık? Divana yatırmak...

- Var. Ama vakit ayıracaksınız, en az haftada iki kere gideceksiniz. Bir de bunun maddi bedeli var. Haftada iki kere kaç kişi gidebilir bu ekonomik koşullarda?

Zenginler mi terapiye gidiyor yani?

- Analitik terapiye evet, ancak zenginler gidebiliyor. Ama bir sürü terapi çeşidi var. Mesela "kısa ve dinamik psikoterapi" gibi yeni kavramlar var.

Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?

- Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla.

İlaç firmalarıyla ortak çalışan doktorlar var mıdır?

- Olabilir de, olmayabilir de.

Son olarak, Türkiye Psikiyatri Derneği ne işe yarıyor?

- Psikiyatristlerin mesleki örgütü. Bir sivil toplum örgütü. 1800’ün üzerinde üyemiz ve 20 şubemiz var. Amacımız, psikiyatristlerin dayanışma içinde olmasını sağlamak, mesleğin etik kurallarını oluşturmak ve en önemlisi, ruh sağlığı ile ilgili bir yasa oluşturmak. Büyük bir sorun var Türkiye’de, psikiyatri hastalarının nasıl yatırılacağına, nasıl taburcu edileceğine hükmeden bir yasa yok. Dünyanın her yerinde var, bizde yok. Diyelim ki bir şizofreni hastası geldi. Onu kim yatıracak, ne zaman yatıracak, "Ben çıkmak istiyorum" derse çıkabilecek mi, çıkamayacak mı, inanılmaz bir şey, ama bunlar bilinmiyor.

ANTİPSİKİYATRİ PSİKİYATRİ İÇİN İYİ

Dünyada her şeyin bir karşıtı var. Psikiyatrinin de. 60’lı yıllardaki o özgürlük rüzgarıyla beraber anti-psikiyatri de gelişti. Ben iyi ki anti-psikiyatri var diyenlerdenim. Neden derseniz, bir sistemin karşıtı olmadığı müddetçe, o sistem düzelmez. Bir zamanlar sosyalist sistem vardı hatırlarsanız, sosyalist sistemin rekabetinden dolayı kapitalist sistem, işçilerine daha çok hak veriyordu. Sosyalist sistem dağıldığından beri, o sosyal haklar da gitti. Anti-psikiyatrinin de, psikiyatriye çok katkısı oldu. Eskiden akıl hastaları, şehirlerin dışında tutuluyordu ve saçma sapan yöntemlerle iyileştirilmeye çalışılıyorlardı. Anti-psikiyatri, onların da insan olduğunu hatırlattı. O yüzden de bizler, hastaların toplum içinde iyileştirilmesini savunuyoruz artık. İyi ki anti-psikiyatri var. Ama bu tabii söyledikleri şeylerin hepsinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Yazarın Tüm Yazıları