"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe Hanım, bu kadar egosantrik olmanıza lüzum yok!

Gittiğiniz merkezdekiler kimdir bilmiyorum, bir çocuk psikiyatrisi uzmanı olarak yazıyorum.

Kızınızın sese duyarlılığının iki sebebi olabilir.
Birincisi, klasik psikanalitik kuramda, “ilk sahne” kavramı vardır. Bunu özetlemek pek mümkün değil ama şöyle denebilir: Çocuk, anne- babasının cinsel birlikteliğine şahit olur ve -anlatmak ve anlamak zor- bu sahnenin gerçek olup, olmaması da önemli değildir. Bu, tamamen bir “fantazma” da olabilir. Bu, bilinçdışı bir yaşantı ve süreçtir.
Fakat işin püf noktası şudur: “İlk sahne”, çocuk için kaygı verici, tedirginlik uyandırıcı içeriktedir. Neden? Çünkü gördüğü hareketler ve duyduğu seslerin uyandırdığı ilk izlenim, “Babam anneme, annem de babama zarar veriyor” olacaktır.
Bu durum, anne-babanın, sado-mazo takıldığını, ortalık yerde seks yaptıklarını göstermez. Çocuğun, anne babasını ve taşıdıkları cinsiyetlerini, kavramsal olarak bir yere oturtma uğraşı, kendisinin hangi yakaya ait olduğunu bilme-belirleme telaşı, sahnenin senaryosunu zaten yazdırır. Bu süreç, her çocuğun normal ruhsal gelişiminde yüzleşmek zorunda kaldığı, pek sevdiğinizi belirttiğiniz, “kabullenip, yaşayıp, atlatacağı” bir durumdur. Fakat elbette herkesin “sahnesi” kendinedir. Yani kimi, bu “normal” süreci, daha sakin ve gürültüsüz atlatır, kimi ise tam tersi. İlk “sahne” macerası, çocuğun bu eylemde bir saldırganlık olmadığını keşfetmesiyle -şimdililik- biter ve “gizil dönem”e girilir. Yani bir nevi, bu meseleler “hasır altı” edilir. Bu, üç aşağı beş yukarı okula başlama yaşına denk gelir. Buluğ çağında, kazan tekrar kaynamaya başlayınca, eski defterler açılır, yarım kalmış cinsel kimlik oluşturma süreci tamamlanır.
İkincisi, çevresel uyaranlara (ses, ısı, görüntü) verilen bedensel tepkiler herkeste farklıdır. Kimi yüksek seslerden, kimi ani hareketlerden irkilir, kimi de top atsan umursamaz. Bu noktada, yanıtı olmayan, “Neden ses duyunca irkiliyor?” sorusuna takılmaktan çok, “Ne zaman irkiliyor, nerede irkiliyor, irkilince ne yapıyor ve etrafındakiler nasıl tepki veriyor?”u masaya yatırmak gerekir.  Şimdi eklemek isterim ki, size söylenenler “yetersiz ve yersiz” elbette olabilir. Çocuğunuzun durumunun, bu yazdıklarımla hiç alakası da olmayabilir. Gittiğiniz yerdeki uzmanlar, bu kavramları size belki olması gerektiği gibi açıklayamamışlardır. Fakat yarım akıllı insanların, temelde, cinsellik üzerine yapılandırdığı, hâlâ da pek bileği bükülemeyen teorisini okumadan etmeden Freud’u “Sapık, her şeyi sekse bağlıyor vesaire” yargılamalarını hatırlatıyor sizinkisi. Yani uzmanlar sizin “Ayşe Arman” olmanız üzerine bu yorumu yapmışlar öyle mi? Bu kadar egosantrik olmanın lüzumu yok! Sizi rahatsız eder mi bilmem ama halim selim düz bir vatandaşın sizinki gibi “yaratıcı” olmayan çocuğu da sesten ürküp, yılan tutan kadınlar çizebilir. Karşılığında duyacağı yorum da, uzmanın kalitesine göre değişmekle beraber, pekala size aktarılan gibi olabilir. O penisler, yılanlar, sesler vesaire çok uyduruk şeyler değil yani. Bu durumun sizin toplumdaki varsaydığınız algılanışınızla zerre kadar ilgisi yok. Bu arada okuyucu yorumları da şahane gerçekten! Sıfır içgörü, sıfır bilgi ama herkes bir taşlama ustası. Yok efendim çok komikmiş, kendisi olsa şöyle laf sokarmış, ay o uzmanlar yok muymuş! Herkes bilgi düşmanı şu memlekette, herkes uzman! Neyse, aslında üzülmemek lazım. Böyle anne babalar olunca bizim “ekmek” garanti! Saygılar sunarım.
(Oğuzhan Z.)

Uzmanların söylediği ‘mutlak gerçek’ midir?

Saygılar sunmayın. Çünkü saygılı değilsiniz. Belki bütün yazdıklarınız doğru, belki değil doğrudur, sizin işiniz bu, diplomanızı boşuna almamışsınızdır, ama gayet üstten tavırlı bir tepki vermişsiniz. Üzüldüm. Beni de, bir sürü anne babayı da aşağılıyorsunuz. Saygı yok yani burada. Küçümseme var. Laf sokma var. “Ben bilirim güzelim bu işleri” tavrı var. Yani aslında taşlama uzmanı sizsiniz. Unutmayın ki, sizler de paranızı, “sıfır iç görü ve sıfır bilgi” olarak tanımladığınız bu ebeveynlerden kazanıyorsunuz. Pardon! Zaten ironik bir biçimde itiraf da etmişsiniz, “Böyle anne babalar olunca, ekmek garanti diye.” Siz de pekala biliyorsunuz ki, çocuklarımız en değerli varlıklarımız, hepimizin içi titriyor çocuklarımız için, onlar için en doğrusunu istiyoruz. Ve evet hepimiz, çocuklarımızın “biricik” olduğuna inanıyoruz, siz alay ediyorsunuz ama onların “yaratıcı” olduğuna inanıyoruz. Onların iyiliği için de sizlere danışıyoruz. Ama yani siz de Allah değilsiniz, ağzınızdan çıkan şeyleri sorgulama hakkına sahibiz. Bu da bilgi düşmanı olmak anlamına gelmiyor.
Bu arada, sağ olun, bana laf da geçirmişsiniz, kim bilir belki egosantriğim, siz öyle diyorsanız öyledir, ama sizin olmadığınızı nereden biliyoruz?
Huzurlarınızdan ayrılmadan, yukarıda yaptığınız açıklamalar bana yapılmadı. Az çok kafası çalışan bir insan olduğumu düşünüyorum, ben bile uzmanların açıklamasını anlamadıysam, pek çok anne baba da anlamıyordur. Belki de yöntem konusunda, siz uzmanların, kendinizi gözden geçirmeniz gerekebilir, benim anlatmaya çalıştığım buydu. Kızımın çok kısa bir sürede sese karşı duyarlılığı geçtiyse, şu anda çalan alarmlar bile umurunda değilse, belki de o değerli tespitlerin pek bir manası yoktu. Olamaz mı? Yoksa bilgi yoksunu bir anne olarak, bunları da mı sorgulamamam ve bana söylenen her şeyi, mutlak bir gerçek olarak mı kabul etmem gerekiyor? Ben saygılar sunarak değil de, güneşli günler dileyerek bitireyim. En azından bunda samimiyim...

Hayran hayran dinlemişsin Hülya’yı Sorarım sana bu toplum için doğru bir ROL MODEL midir?

Sanki Hülya Avşar üniversite mezunu da, bilmem kaç dil biliyor. Harika yeteneklere sahip... Geçmiş bir de ahkam kesiyor. Nirvana’ya ulaşmış gibi konuşuyor. Sen de lafı gediğine koyacağına, hayran kalmış gibi tepkiler vermişsin Ayşecim. Yakıştıramadım sana. Hülya, doğru rol model midir bu toplum için? Bir de, ne o fotoğraflar Allah aşkına, küçülsün de cebime girsin! Fotoşopun da bir sınırı olmalı. Keriz miyiz biz, 47 yaşındaki Hülya Avşar, 20 yaşında gibi duruyor.         (İrem K.)

Yılanlık yapmayı bırak, Hülya’nın hakkını teslim et

İremcim ya, ne zamandan beri hayattaki tek kriter üniversite mezunu olup, bilmem kaç dil bilmek, söyler misin? Üniversite bitirmiş, hatta doktora yapmış kazmalar yok mu? Bakma Hülya Avşar da kendi çapında Nirvana’ya ulaşmış biri, o söyleşide de gayet aklı başında ve olgundu. Bırak kadınla uğraşmayı. O kadar yıl, marka olarak kalabilmek, inan her yiğidin harcı değil. O da Hülya Avşar işte, “Ben en doğru rol modeliyim” diye dolaşmıyor ki ortalıkta. Teslim et hakkını. Bir tek fotoşop konusunda sana biraz hak veriyorum. Ama orada da yılanlık yapmanın manası yok, kadın harbi güzel ve incecik şu anda, yüzü müzü de taş. Sıfır makyaj gördüm ben onu. Yıkılıyordu. Ama evet, fotoğraflarda haddinden fazla fotoşop yapılmış, yapılıyor. O da Zeynel Abidin’in numarası. Kızacaksan Hülya’ya değil, ona kız. Öptümmmmmm.

X