Ayşe Arman: Urfa- İstanbul hattındaki fotoğrafçı






Ayşe ARMAN
Haberin Devamı

Dün anlattığım Nihat Odabaşı beni kesmedi! Çünkü adam daha fazlası. Kafasının içi öyküler, projelerle, fikirlerle, estetik oyunlarla dolu. Çok yoruldum ama çok da sevdim! Anlattıklarının yarısı hayata geçirilirse muazzam şeyler çıkar ortaya. Baba işler yani. Düşününce tuhaf geliyor. Bu adam Urfalı. Urfa'da köklü bir aşiret resinin oğlu. Yani kökleri orada. Bu adam İstanbul'a gelmeseydi, Urfa'da kalsaydı, orada büyüseydi ne olurdu? Nihat Odabaşı olabilir miydi? Ortaya nasıl bir adam çıkardı? Bugünkü röportaja işte bu noktadan başladık. Urfa-İstanbul hattının (şimdilik) son noktasındaki Nihat Odabaşı'yla başlangıç noktasına, Urfa'ya döndük...

TARLA RÜZGARI DEĞMEDİ

Buralara gelmeseydiniz ve Urfa'da kalsaydınız nasıl bir adam olurdunuz?

- Hala bir ayağım Urfa'da, bir ayağım İstanbul'da. Ailem orada yaşıyor. Benim çocukluğum orada yaşıyor.

Urfa'dan neler var içinizde?

- Beni oluşturan maya oradan. Fren balatalarım oradan. Yağmurlu bir havada çamur sıçratmıyorsam etrafa, Urfa yüzünden. Orada kazandığım bir saygı. Ama Urfa'da yaşarken hayal edemiyorum kendimi. Abim öldürüldüğünde, Baba filmindeki gibi müthiş bir ikilem yaşadım. Benden beklenen iki şey vardı: Herşeyi bırakıp babamın yanında yer almak ya da yasal veya yasal olmayan yollarla abimin intikamını almak. Yapamadım. Bunun için de çok acı çektim. Tanrı'nın almasından farklı bir şekilde bir yakınını yitirdiğin zaman intikam almak istiyorsun. Bu duygunu kendi devletinle tatmin edemiyorsan, adalet yaratma duygun ortaya çıkıyor. Can acıtmak istiyorsun. Hepimiz sinir hastası olduk. Katili hala ortada dolaşıyor.

Abimi öldürdüler ben burada bilmekimi çekiyorum gibi bir çelişki yaşamıyor mu insan!

- Yaşamaz olur mu? Bundan daha travmatik bir şey var mı? İstanbullu ünlülerin fotoğrafçısı uçağa biniyor ve bir buçuk saat sonra kendini köy rüzgarlarının olduğu yerde buluyor. Yaşadığımız acı bir tarafa, orada herşey farklı. Yemeği, kahvesi, dokusu, kokusu. Urfa'dayım evdeyim mesela, televizyonda benim de gittiğim Havana, Şamdan gibi kulüpler gösteriliyor, inanamıyorum, o hayat bana o kadar uzak geliyor ki. Maalesef ve ne şans ki ben ikisini birden yaşıyorum!

Ama siz Urfalı'ya benzemiyorsunuz.

- Nerede yaşarsan ona benziyorsun. Urfa'nın teni bu! Ama İstanbul rüzgarında büyüdüm. 40 derece güneşin altında olsam, değişirdi. Benim yüzümden kurak güneş geçmedi. Tarla rüzgarı bana değmedi. Cildim çatlamadı. Ellerim buğday biçmedi, çapa tutmadı.

Abinizin katilini vurmayı hiç düşünmediniz mi?

- Düşündüm ama korktum! Acı çekmekten. Acı çektirmekten. Pişman olmaktan. Bir hayatı yok etmiş olmanın oğlumdaki gölgesini görmekten. Hatta o herifin karısının ağladığını düşünmekten korktum.

Kiralık tatil tutayım dediğiniz oldu mu?

- Yok, bunu ancak ben yapardım! Başka türlüsünü yediremem kendime. Ama Rambo gibi taramak da yok hayatta. O kadar kolay değil. Kendim için de korktum, 33 yıldır bir şeyler yaptım, herşeyin yok olmasını göze alamadım.

GÖRÜNTÜ ARSIZIYIM

Herşeyi çekmek istiyorum. Görüntü arzısıyım. Benim bir rengim yok. Bir tane adam değilim. Ölen çocuğu da çekmek istiyorum. Savaşı da çekmek istiyorum. Keşke becerebilsem, sırtında odun taşıyan bir kadını da çekebilsem. Hatta sevişen adamları, kadın kılığında adamları da görüntüleyebilsem...

KÖTÜ BİR AŞIĞIM

O kadar çok değişiyorum ki. 240 kilometre hızla gidiyorum. Arabam sağa sola çarpıyor, hasar alıyorum yine de devam ediyorum. Aşıklarım bana yetişemiyor. Zannediyorum ki, kötü bir aşığım. Ama deliyimdir. Kötü deli. Aşk için kapıları yumruklarım, tekmelerım. Aşığımın ayağına kapanabilirim. Defalarca yaptım. Sessiz telefonlar açarım. Giderim eve ışığı yanıyor mu diye bakarım.

BİN KİŞİLİKLİYİM

Hayat kendini bağıra bağıra anlatıyor. Hayat gösteriyor. Dilenen çocuğu da gösteriyor hayat, kulüpten çıkan kadını da. Görmek sana kalmış. 12'de çıkıyorsun herkes çok güzel, herkes çok şık. Saat 4 civarı o kadınların kollarda taşındığını, o adamların yerlere kustuğunu görüyorsun. Hayatın gerçeği bu, o tezatı görmekten müthiş keyif alıyorum. Bin kişilikliyim. İçimde inanılmaz tezatlar barındırıyorum: Urfa var, İstanbul var. Aşiret reisinin oğluyla, ünlü fotoğrafçı var. Şadece Şamdan adamı değilim, Beyoğlu'ndaki çöplüklerdeki bira şişelerini de gören adamım. Ailesi taranan adamım. Hem çok seviyorum kendimi hem de kurtulmak istiyorum.

SEKS UCUNU GÖSTERMEKTİR

Hala Yeşilçam'da neler çekiliyorsa onların türevlerini çekiyoruz. Erotik fotoğrafları bile eski haliyle kullanıyoruz. En büyük sıkıntım bu. Çok çığırtkan seksapeller. Neden bu kadar bağrılıyor? Kapatmaya çalıştığım kadınlar oluyor. Gizliden çağıranı seviyorum ben. Kapalı giyenen ama kocaman yırtmacı olan kadını seviyorum. Beni tahrik eden seks o. Bak bu popo, al işte sana meme arası değil yani! Tertemiz ışıklar, herşey apaçık ortada. Hayır seks dediğin şey, biraz da karanlıktır. Loştur. Ucunu göstermektir. Karşındakinin keşfetmesine, devamını hayal etmesine izin vermektir. Gel bunu iki kişilik bir oyuna dönüştürelim ben sana ucunu göstereyim, sen devamını hayal et. Bakalım ne çıkacak bir buçuk saat sonra...

KENDİMİ EĞLENDİRİYORUM

Fotoğrafçı olmak umrumda bile değil! Hayata küçük oyunlar koyan bir adamım. Bugün fotoğraf yarın bir mekan olur. Bilmiyorum. Ertesi gün kafama taktığım bir çiçek olur. Ben kendimi de eğlendiriyorum.

Yazarın Tüm Yazıları