"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe Arman böyle yavaş araba kullanamaz

NLP uzmanı Cengiz Eren’e kendimi sordum

Her hafta farklı insanlarla röportaj yapıyorum ve her hafta yeni bir şey öğreniyorum. Beni galiba bunun kadar baştan çıkaran hiçbir şey yok hayatta! Her hafta yeni bir hikâye, her hafta yeni bir bakış açısı, her hafta yeni bir heyecan... O yüzden de yaptığım işe aşk duyuyorum. Cengiz Eren’e bir sürü insan hakkında soru sordum. Tabi ki araya kendimi de sokuşturdum. Bugün Eren’in benim hakkımdaki görüşlerini okuyacaksınız...

Geçenlerde, yeni tanıştığım, iki araba peş peşe aynı yere gittiğimiz için araba sürüşüme tanık olan biri, hayretler içinde, “Ayşe Arman böyle araba kullanmaz!” dedi.

“Nasıl yani?” dedim.

“Ayşe Arman’a yakışmayacak kadar yavaş araba kullanıyorsunuz!”

Gülümsedim ve “Çok özür dilerim. Arabada Alya var, uçacak halim yok. Bodrum yollarındaki mıcırlar da oldum olası beni korkutur!”

Onu rahatsız eden şey bu oldu galiba:

Korkuyor olmam!

Yazılarımı okuyarak kafasında yarattığı Ayşe Arman, Zoro gibi bir şey, korkusuz!

Haliyle, beni emniyet kemeri takmış, kontrollü teyzeler gibi elleri saat 11:15 şeklinde direksiyonda, araba kullanırken görmek onu yıkmış!

“Ben içimde bir sürü çelişki barındırıyorum. Hem cesurum hem korkak, hem zekiyim hem saf, hem modernim hem muhafazakâr. Ben hepsiyim. Sizin gibi! Evin içinde de jartiyer ve elimde kırbaçla dolaşmıyorum. Evet, sevişken bir kadınım ama sizin kafanızda yarattığınız kadar değil...” dedim.

Bu sefer gülümseme sırası ondaydı.

“Yıllardır sizi okuyorum, tek bir yazınızı röportajınızı kaçırmadan. Hayatınıza ve kişiliğinize dair her şeyi bildiğimi düşündüğüm için böyle söyledim, kusura bakmayın” dedi.

Aslında çok hoşuma gitti söylediği ama onun kafasında yarattığı kişi hem bendim hem değildim.

Cengiz Eren’e işte bu anekdotu anlattım ve sordum, “Yazılardaki kadının, benden uzaklaşmaması için ne yapmalıyım?” “Kendiniz gibi olmaya devam edin” dedi ekledi “Ama her insan gibi hata yapma payınızın da olduğu söyleyin. Ve zaman zaman hatalarınızdan da söz edin ki kafalarında sizi olmadığınız bir kadın olarak canlandırmasınlar.”

Arkadaşlar! Ben hızlı araba kullanmıyorum.

Sevişgenim ama canımın hiç seks istemediği zamanlar da oluyor. Kırbacım da yok!  (Ama bir sürü jartiyerim var ve bayılıyorum onlarla evin içinde dolaşmaya, ortalıkta Alya yokken tabii...)

Hürriyet Kafka’nın Şato’su

Cengiz Eren’e soruyorum:

“Herkese teklifi geliyordur, bana da geliyor. Hürriyet’ten ayrılsam meslek hayatım kayar mı? Hürriyet Gazetesi’nin toplum algısındaki yeri nedir”

“Hürriyet, tam anlamıyla ‘Kafka’nın şatosu’ gibi. Masada beş gazete duruyor diyelim, insanlar bakıyorsunuz Hürriyet’i çekiyor. Çok önemli bir yeri var insanların zihninde. Hürriyet’ten bir yere geçecekseniz, 10 yıl boyunca kazanacağınız parayı peşin almalısınız, Hürriyet’te çalışan bir çok insan için geçerli bu...”

Buzda Dans sonun olabilirdi

“Tamam hata yapacağız ama hayati hatalar değil, öyle mi?” diyorum.

“Aynen” diyor.

“Benim kariyerimde yaptığım hayati hata var mı?”

“Buzda Dans” diyor, “O jurilik. Felaket bir şeydi. Meslek hayatınızı nasıl bitirmedi anlamadım. Son anda toparladınız...”

“Şaka yapıyorsunuz!”

“Yoo ciddi bir hata, sizi tanıyor olsaydım kesinlikle uyarırdım.”

“Para için yaptım!”

“Evet ama o parayı kazanmanın bedelleri var, öyle bir şeyi kabul edip, toplumun önüne jüri olarak çıkınca, otomatik olarak değer kaybediyorsunuz. Neyse ki, başka şeylerle telafi ettiniz. Bu toplum sizi hoş gördü...”

“Yine jürilik teklifleri var...”

“Aman ha derim ben! Televizyon programı yapacaksanız, tek hakimin siz olduğu bir şey yapın. Jürilikten uzak durun. Juri olup kendi değerine değer katmış bir tek insan yok. Orada kazanan programın kendisi oluyor, juri olanlar para dışında hiçbir şey kazanmıyor, tersine değer kaybediyorlar!”

Seksi fotoğraflar

“Nihat Odabaşı’na seksi fotoğraflarımı çektirdim...

“Ama insanlar onları çıplak fotoğraf olarak algıladı!” diyor Cengiz Eren.

“Aynen. Adı da öyle kaldı. İtirazım olduğundan değil ama çıplak değildim!”

“Toplum algısı işte böyle bir şey...”

“Bana zarar verdi mi sizce?”

“O da Sırat Köprüsü’nde yürümek gibi bir şeydi. Geri dönüşü olmayabilirdi. Bunları planlı mı yapıyorsunuz iç güdüsel mi bilmiyorum ama yayınlamadan önce neden yaptığınızı anlatan bir yazı yazdınız tek tek maddeler sıraladınız. ‘Canım istiyordu yaptım!’, böyle bir madde vardı. Bu çok önemli, yaptığınız şeyin arkasında durdunuz. Bir tavır koydunuz ve o davranışı bilerek yaptığınız söylediniz. Bu, sizi kurtardı. Toplumun itici bulma ihtimali olan bir şey, birden bire 40 yaşında bir kadının doğal bir isteği haline geldi. ‘Canı istemiş yapmış, konuşturmak için yapmış, bunu da söylüyor, açık ve net, eeee ne var ki oldu?’ Kısacası, o hadiseyi de kazasız belasız atlattınız...”

H A M İ Ş

Bu arada Cengiz Eren, aslında zihni meşgul insanların hiç araba kullanmaması gerektiğini söylüyor. Ona göre ben de o kategorideymişim.
O yazı, bu röportaj diye düşünürken, Allah korusun, başıma çok tatsız şeyler gelebilirmiş. Ercan Arıklı’nın o yüzden sizlere ömür olduğu söylüyor:
“Eğer zihni bu kadar meşgul olmasaydı, üzerine gelmekte olan o otobüsü fark ederdi!”

X