Ayrı bir lisan ANNECE

Farkında olmasak da, annelik müessesesi kadınları ilginç bir biçimde bir araya getiriyor. Mesela girdiğiniz yerde, başka bir annenin yaptıkları dikkatinizi çekebiliyor.

Daha açık olayım: Havaların güzel olmasını fırsat bilen ben ve Sinan, öğleden sonraları parklara gidiyoruz. Sinan orada oynarken ben de hemen yandaki bankta oturup onu seyrediyorum. Ve oraya tahmin edersiniz ki başka çocuklar ve anneleri (ya da dadıları veya anneanneleri ki bunları ayırmak zor olmuyor) geliyor. İster istemez, onların ilişkilerini gözlüyorum.

Mesela bazı kadınlar var, çocuğu parka salıyorlar ama üstü başı kirlenmesin diye ya da düşmesin, takılmasın diye peşlerinden bağırıp çağırıyorlar.

Park ve temizlik! Mümkün değil ki... Ayrıca düşme tehlikesi tabii ki bazı oyunlarda var, o zaman kaldır bir tarafını da git çocuğun yanına.

Ama en vahim görüntüyü geçen hafta yaşadım.

Anne çocuğunu oyun parkına getirmiş, parkın tam yanındaki banka oturmuş, çocuğunu da yanına alarak onu da oturtmaya çalışıyor ve oyun oynayan çocukları seyretmesini bekliyor. Çocuk da normal olarak parka girmeye çalışıyor, annesi de ona bağırıp geri gelmesi için orasından burasından çekiştirerek minik tehditlerde bulunuyordu.

Tüylerim ürperdi. Ya, bir çocuk oyun parkına getirilip sinema gibi oynayan çocuklar seyrettirilir mi!!! Bu nasıl bir hava alma yöntemidir, nasıl bir cezadır? Ki, bardağı taşıran damla sonradan geldi.

Çocuk parka girmeye çalışır ve annesi klasik ‘‘iğneci gelir iğne yapar’’ geyiğiyle kızını durdurmaya didinirken yanlarında oturan kadın da anneye uymaz mı! ‘‘Bak çantamda iğne var heee!’’ diye...

Tüylerim diken diken oldu.

Bir ara annelik hormonlarına güvenip kadınla konuşmayı düşündüm: ‘‘Ya niye böyle yapıyorsunuz, çocuk buraya gelip oynamak istemez mi?’’ falan... Ama vazgeçtim. Biri bana karışsa inanın rahatsız olmaz, yanlış yapmışsam o kişiye hak verir susup otururdum. Haklı olduğuma inandığım bir sebebim varsa da onu inanın uzun uzun açıklardım.

Ama herkesin benim gibi olmayacağını, hatta beni tersleyip sinirimi bozabileceğini düşünerek karışmadım. Kaydırağa doymasını bekledim ve Sinan'ı alıp gittim.

Neyse, bazen de kel alaka bir yerde, mesela bir marketin kasasında, bir seyyar satıcının yanında aldığınız ortak bir ürünle başlıyorsunuz sizin gibi bir anne ile muhabbete... ‘Ay siz de mi bu yoğurdu alıyorsunuz, ben başta bunu alıyordum ama dediler ki onun içindeki bilmem ne minerali çocukta zamazingo oluşmasına sebebiyet veriyormuş, en iyisi bu yoğurtmuş!!!’

Ya da; ‘Ay ben de haftada bir brokoli pişiriyorum. Pek sevmiyor, yesin diye içine şundan bundan katıyorum. Çok hoşuna gidiyor, sen de dene...’ Ya da; ‘A yok, benimki onunla yemiyor, bununla yiyor. Sen hiç patlıcan verdin mi çocuğa?’

Ya da bir iş görüşmesinde karşınızdakinin de bir anne olması bütün konuyu alıp bambaşka bir yere, çocuk bakımına götürebiliyor. Şirket işleri puset muhabbetine kayıyor.


Bebeklerin kış gardırobu


Soğuyan havalar, anneler için kábus anlamına gelir. Çünkü çocuklar için hastalık sezonu açılıyor demektir. Hele ki mevsimlerin geçiş dönemleri en tehlikeli zamanlardır. Ufaklığı nasıl koruyacağımızı bilemez, terlemesinden, üşümesinden tedirgin oluruz. Peki bu konuda ne yapmalı?


Kış sezonu demek, yeni anneler için paranoya sezonu demektir. Çocuğu kat be kat giydirmek, oda sıcaklığını anormal derecelere yükseltmek onları hiç de sanıldığı gibi hastalıktan korumaz. Peki yeni doğum yapmış bir anneyi, ilk soğuk hava dalgasından korumanın yolları nedir? Dilerseniz konuyu biraz daha detaylı açalım.

En başta, ilk aylarda bebeğe giysi alırken, tulumun en kullanışlı tercih olduğunu aklınızda bulundurun. Alttan çıtçıtlı tulumlar, altını değiştirirken çocuğu tamamen soymanıza lüzum bırakmayacağı için daha sıhhi ve daha güvenlidir. 1,5 yaşına kadar bebeğin içine yine alttan çıtçıtlı badi giydirmek işinizi kolaylaştıracaktır. Yaz için ince yelek ve hırkalar, kış için de yünlüler elzemdir. Çocuklara kesinlikle sentetik kumaşlı kıyafetler giydirilmemelidir, çünkü sentetik ve naylon giysiler teri emmediği için terlemeyi de beraberinde getirir.

Küçük bir not olarak elbiselerin etiketlerini kesmenizi ve her yeni kıyafeti bebek sabunları ile yıkadıktan sonra giydirmenizi hatırlatmak isteriz.

Yeni doğan bebek ilk haftalarda vücut ısısını ayarlayamayacağı için buna siz yardımcı olacaksınız!!! Dizleri, ensesi ve kolları sıcaksa yeterince giyinmiş demektir. Sevda Salihoğlu Dursun'un yazdığı Hamilelikten Okul Öncesi Döneme Çocuk Bakımı ve Eğitimi El Kitabı'nda konu gayet iyi özetlenmiş: 'Yanakları kızarmış ve ensesi terlemişse fazla giydirmişsinizdir. Çocuk her zamankinden daha solgunsa ve ensesi soğuksa bir kat daha giydirmeniz gerekir. Bebeğiniz sizden bir kat daha fazla giysiye gereksinim duyar. Çünkü hareket etmediği için üşüyebilir. Oda sıcaklığı 18-22 derece arasında olmalıdır. Bebeğinizin ellerinin veya yüzünün soğuk olması vücut ısısını göstermez.'

Ama boyun, baş ve koltuk altları terli ise fazla sıcak geldiğini düşünebilirsiniz. Eskiden bebeklerin hastalanmaması için sokağa çıkarılmaması tercih edilirdi ama bu yanlış bir bilgidir. Çünkü açık hava bebek için çok gereklidir. Her gün bebeğin 1-2 saat (ilk aylarda 15-20 dakika bile yeter) temiz hava alması gerekir. Tahminlerin aksine, fazla sıcak odalar bebeğinize zarar verir. Biraz serinliğe alışmazlarsa en ufak hava değişiminde hasta olurlar. Kışın öğle uykusundan önce, sabah kahvaltısından sonra sokağa çıkmak daha uygundur. Yazları ise sabah 12.00'ye kadar yada akşamüstü saatleri daha iyi olur. Bu gezintiler sırasında karnının tok olması tercih edilir.

SOKAĞA ÇIKARKEN

Kısacası altı aydan küçük çocuklar biraz daha fazla korunmaya ihtiyaç duyarlar ama bebek büyüdükçe giyim konusunda kendiniz adına güttüğünüz politikayı onun için de uygulayabilirsiniz. Siz evde tişört ile otururken ona kazak giydirmenize gerek yoktur. Ona da biraz daha kalın uzun kollu bir tişört yeterli gelecektir.

Tabii en tehlikeli durumlardan biri ısı değişimidir. Mesela sıcak bir odadan daha serin bir odaya geçerken ona mutlaka bir yelek giydirmeniz gerekir. Ya da sıcak bir yerde terlemişse üstünü değiştirerek kuru bir kıyafetle başka odaya almalısınız. Bu durumda araba yolculukları kısa da olsa sorun yaratabilir. Mont ve şapkalarla arabaya aldığınız çocuğunuzun üzerindeki bir katı çıkartmanız ve arabayı biraz serin tutmanız, çocuğun terlememesi açısından faydalı olur.

Sokağa çıkacağınız zamanlarda şapka çok gereklidir. Çünkü vücut ısısının yüzde 25'i baş yolu ile kaybedilir. Daha soğuk havalarda kulakları koruyan şapkaların yanı sıra, eldiven ve atkı şarttır.

Giyilecek ayakkabının su geçirmez olmasına dikkat edin, zira ayakları ıslanırsa hiç iyi olmaz...

Kısacası çocuğu üşütmemek için kat kat giydirmek, hamam gibi odalara tıkamak son derece yanlış bir tutumdur. Çok ama çok soğuk bir bölgede yaşamadığınız sürece pantolonların içine giydirilen yün külotlu çoraplar bile gereksizdir. Ancak, elbette ki, özellikle sokağa çıkarken, çocuğun göğsünü ve boğazını korumakta fayda var. Ayrıca giydirirken çocuğun rahatını ve huzurunu da düşünmek gerekir. Onları fazlaca sarmalamak sıkılmalarına ve huzursuz olmalarına neden olur.

Hepinize hastalıksız kışlar dileği ile...


Heykeltıraş Yürük Güdenler’den annelere özel sergi

Heykeltıraş Kadriye Yürük Güdenler'in ‘‘Benim Heykel Kadınlarım 2’’ isimli heykel sergisi 1. Levent'te, Vakıfbank Bölge Müdürlüğü fuayesinde açıldı ve 24 Ekim'e kadar açık kalacak. Kendisi de bir anne olan ve çalışmalarını kadın teması üzerine sürdüren Güdenler'in bu sergisindeki heykelleri de kadının analığını-anaçlığını, sevgisini, coşkusunu, hüznünü, gizemini yansıtıyor. 1945 Emirdağı/AFYON doğumlu sanatçı, 10 yıl Kütahya'da öğretmenlik yaptıktan sonra Almanya'da bulunmuş. Senem adında 1976 doğumlu bir kızı var.

Adres: Hacı Adil Yol, Çayırçimen Sok, No: 2, 1.Levent/ İSTANBUL

Tel: (0212) 316 70 21



ANNEMİN KÖŞESİ


Ana-kızın sportif mücadelesi!


Yahu yine imdadıma annem yetişti! Bu hayat hep böyle midir? Her zaman kızlarının zor durumlarında en büyük kurtarıcıları anaları mı olurlar? Acaba erkek kardeşimin imdadına da annem mi yetişiyor yoksa babam mı? Gerçi bazı konularda babam da elini uzatmıyor değil ama...

Ama nereye geldim ki ben yine? Gelmek istediğim nokta bu değildi ki! Şimdi ben spora başladım ya, inanır mısınız benim bir eşofmanım bile yoktu. Hele hele spora giyilebilecek bir tişört... Kadıncağız evinden bana eşofman takımlar, tişörtler koşturdu. Hatta gitmiş benim için güzel bir fermuarlı eşofman üstü bile almış. Gerçi gönderdiği tişörtlerin üzerinde minik parıltılarla ‘‘angel (melek)’’ mencıl gibi yazılar var ama olsun, kocamınkilerden daha uygun bana.

Ne var ki, esasta acı olan gönderdiklerinin bana ‘‘biraz’’ dar gelmesiydi. O da büyük bir pişkinlikle; ‘‘Oysa bana büyük gelenleri gönderdim,’’ demişti!

Ama yine de son gülen iyi güler! En komiği ne oldu biliyor musunuz? Benden çok daha zayıf olan annemin vücudundaki yağ oranı benden yüksek çıktı.

Yani benim yağlı değil, kaslı olduğum ıspatlandı!!!
Yazarın Tüm Yazıları