"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

’Aynı millet olacaktık’

İSTİKLAL Caddesi üzerindeki Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu rezidansının bulunduğu tarihi ’Şişmanoğlu Konağı’nda, bir dost çevresinin yemeğinde beklendiği gibi esas konu Türkiye-Yunanistan maçının sonucu değildi...

Ancak İstanbul Başkonsolosu Aleksis Aleksandris’in Türkçe olarak anlattıkları bizi güldürüyordu:

"Maçın sonucu için birçok Türk dostum beni arayarak kutladı. Bunun arkasında başka bir şey mi var, anlamadım."

Eski Büyükelçi Yalım Eralp cevabı hemen verdi:

"Siz Türkiye’yi yenmediniz, Fatih Terim’i yendiniz."

Aleksandris,
önce kendisini anlatıyor:

"Ben İstanbullu Rum’um; burada doğdum, Fener’deki ’Kırmızı Okul’u bitirdim. Aslında ailem Cihangirli sayılır; daha sonra Arnavutköy’de oturduk. Daha çocukken Tuna’dan Boğaz’a gelen buzları hatırlıyorum. Boğaz’ı karşıdan karşıya da yüzdüm. 1974’lerde Türkiye’den göç ettik."

HİRAM ABAS’I İPSALA’YA NASIL GÖTÜRDÜM

Yunanistan’
ın, ’İstanbul kökenli’ ilk diplomatı sayıyor kendisini... Olaylara bakışında ’Yunanlı’ olduğu kadar bu toprakların bir insanı olduğu vurgulamasını eksik etmiyor konuşmalarında:

"Bazen bir konuyu anlatırken, ’Bu Yunanlılar şunu yaptı’ demem karşısında bana gülüyorlar."

Bu arada CNN’de dış politika yorumlarını dinlediğimiz Yalım Eralp, iki ülke arasındaki ’casus ve ajan’ savaşlarını anlatırken, pek bilinmeyen bir olayı açıklıyor:

"Cunta döneminde ben Gümülcine’de (1969/71) Başkonsolos iken, Atina’da ’ikinci kátip’ kadrosuyla görev yapan Hiram Abas (Daha sonra MİT Müsteşarı oldu ve 1990’da Kadıköy’de arabasının içinde teröre kurban gitti) ’istenmeyen adam’ ilan edildi. Atina’dan karayolu ile bana gönderdiler; ben de kendisini İpsala’ya teslim ettim... Ama nasıl? O zaman şimdiki yollar yok; dağların arasından virajlı yollardan gidiliyor İpsala’ya... Bir şey olabilir endişesiyle Batı Trakyalı soydaşlarımızdan bir araç konvoyu yaptırdım. Birine de Hiram Abas’ı koyduk; İpsala’da tam kırmızı çizgiye kadar bizzat bizimkilere teslim ettim. Heyecanlı bir yolculuktu. Yunan gizli servisi, her diplomatımızın peşinden ayrılmaz... Rahatsız olursunuz. Bir gün kızdı, aracımı durdurup kendilerine "O zaman arkamdan değil, önümden gidin" uyarısında bulundum. Baktım yine takip ediyorlar. Ben de Atina’daki diplomat dostlarıma şikáyet ettim; nitekim o günden sonra arkamdan çekildiler."

LOZAN’IN YANLIŞLARI

Peki İstanbul Rumları...

"120 binlerden 3 bin kadar kaldı. Lozan Antlaşması’na bağlı olarak, Rumların İstanbul’da oturduğu semtlere göre 50’ye yakın vakıf vardı; 1970’lerden sonra bunlardan 24’ü ’mazbut vakıf’ statüsüne, yani yönetimleri Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçti. 54 okuldan geriye açık 8 okul kaldı.

Azınlık bunların üstesinden gelemiyor; sorunların üstesinden gelemiyor. Ama son yıllarda okuyan Rum gençlerimiz bunların hukuki sorunlarını takip etmeye başladı."

Başkonsolos Aleksis Aleksandris bu arada çarpıcı şu görüşü de ekliyor:

"Lozan, bana göre Batı Trakya’da ve İstanbul’daki azınlıklara en kötü şeyi yapmış. Yaşanan sorunlar aslında devletlerarası bir sorun şekline dönüşmemeliydi. Batı Trakya’daki Türkler, Yunan vatandaşı; İstanbul’daki Rumlar da Türk vatandaşı olarak kendi ülkelerinin yargılarında haklarını aramalıydı.

Ancak her iki taraf da korkmuş, çekinmiş, baskılar olmuş ve sorunlar büyümüş."

Son yıllarda bazı Rum aileler gayrimenkullerine sahip çıkmaya başlamış; özellikle Adalar’da restore ettirdikleri evlerinde yazları oturmaya başlamışlar. Başkonsolosluk personelinden Eli Hanım, "Adalar eski halinden gittikçe uzaklaşıyor; örneğin ben Burgazada’da kaldığımız evimizin sokağına hiç gitmiyorum; çünkü her yer betonlaşmaya başladı. Üzülüyorum."

Yemekte ’Girit usulü karidesli ıspanak mücver, patlıcanlı börek, ayva yatağında hindi fırın ve vişneli mantı’ vardı. Birçok Yunanlıya Atina’da Türkçe öğreten Nilüfer Tarıkahya, "Girit ismine bakmayın, bu yemeklerin hepsi İstanbul yemeğidir" dedi bize.

İSTANBUL-ATİNA KÜLTÜR MERKEZİ

Başkonsolos devam ediyor... Ortaköy’deki kapalı olan bir Rum okulunun Büyükşehir tarafından restore edildiğini söyleyerek, "Arkadaşlarım olan Kadir Topbaş ve Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’dan yakın destek görüyorum. Kadir Bey, burasının İstanbul-Atina Ortak Kültür Merkezi yapılması önerisine çok sıcak bakıyor. Ancak şu mevzuat hazretleri yok mu? Bazen insanın elini kolu bağlıyor" diyor ve şunları ekliyor:

"Tarihe başka bir gözle bakarsak... 1071’den (Malazgirt) beri yaklaşık 1000 yıldır Türkler ve Rumlar bir arada yaşıyorlar. Sayın aklımızda kalan önemli tarihleri dersem; 1453 İstanbul’un alınması, 1821 Mora ayaklanması, 1897 Balkan Savaşı, 1918 Anadolu’nun işgali ve 1922 mübadelesi... Bin yıllık ortak geçmişimizde, hatırlanacak tarihler bunlarla mı sınırlı? Birbirimizin aleyhine gelişen beş olumsuz vaka... Oysa eminim ki, bu kadar uzun bir süre içerisinde hatırlanması gereken o kadar çok olumlu tarih vardır ki, tarihe bakılması gereken bakış bu olmamalıdır. Eğer dinimiz ayrı olmasaydı, Türkler ve Rumlar aynı millet olacaktı."

AB perspektifinde iki ülkenin dostluk ve kültürel ilişkilerini geliştirmek ve festivaller düzenlemek amacıyla 2001’de kurulan Türk-Yunan Defne Derneği’nin yeni başkanı Prof. Erol Katırcıoğlu, "İki yaka arasındaki festivali bu yıl Aydın ile Sakız adası düzenlemeyi düşünüyoruz" diyor.

Sahra Çölü’nden İşbank’a mesaj

LİBYA’da Sahra Çölü’nün tam 700 km ortasında, 750 Türk personeliyle çalışıyoruz. Bu sayı ileride 1000’e ulaşacak; çünkü işin süresi de 5 yıl... Şirketimiz, personel maaşlarını her ayın 10’unda İş Bankası’nın değişik şubelerinden ödenmek üzere 500 bin dolar yatırıyor. Ancak, ailelerimiz ayın 11’inde gittiklerinde henüz paranın yatmadığı belirtiliyor, ısrarcı olunması halinde 30 YTL karşılığında paranın tamamının çekilebileceği söyleniyor. 30 YTL vermek istemeyenlere ise ancak 15 gün sonra ödemenin yapılacağı bildiriliyor. Biz özelleştirilen bir yabancı bankaya mı paralarımızı yatıralım?

İbrahim BAHÇIVANCI

Biliyor musunuz

ALEVİ Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser’in, "Devletin Anayasa aracılığıyla dindar değil, çağdaş birey üretmesini, özgür, demokratik ve eşitlikçi bir Türkiye için’ 3 Kasım Cumartesi günü saat 10.00’da Ankara Hipodrom Meydanı’nda olacaklarını söylediğini; Cem Vakfı’nın aynı içerikteki İstanbul toplantısının ise 26 Ekim’de Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılacağını...

GÜNÜN SÖZÜ

"Gerçeği aklın ışığı ile ara."

(R. Descartes)
X