Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aylardan eylül

Aylardan eylül, günlerden de pazartesi, oturdum Starbucks’ta bir sandalyeye, elimde telefon, köşe yazımı yazıyorum.

Evet, artık çok geliştirdim kendimi, bir zamanlar telefondan mesaj bile atamayan ben, köşe yazımı telefonumdan yazar hale geldim.
Starbucks’a gelme sebebim ise evdeki elektrikli süpürge.
Dedim ya günlerden pazartesi, büyük temizlik var tek başına yaşadığım koca evde.
Aylardan da eylül, aslında eylül bitmek üzere, eh bunun da özel bir anlamı var benim için, yirmi beşinde hayatımın anlamı olan kızım bir yaş alacak Allah’ın izniyle.
Kaç olacak derseniz; yirmi bire basıyor bu sene.
Vay be, nasıl geçiyor bu seneler habersizce.
Daha dün gibi hatırlıyorum doğduğu günü diyeceğim; evet o doğru, o günü dün gibi hatırlıyorum ama sonrası bulanık bende.
Herhalde yaşımla ilgili olsa gerek.
Ben 22 yaşındaydım, düşünsenize çocuk sayılırım neredeyse.
Şimdi şöyle bakındım da Starbucks’ta çevreme; benim yaşımdakilerin yanındaki çocuklar on küsurlu yaşlarında daha; biraz az, biraz fazla.
Hal böyle de olunca, eh bir de boşanmış bir kadın olunca, ben erken yalnız kaldım bu hayatta.
Benim kızın bu yaşta dibimde oturacak hali yok, takdir edersiniz ki eee başımda koca da yok.
Sonuç; 42 yaşında, yalnız bir kadın oldum, çıktım valla.
Normalde 42 yaşındaki kadınların evlerinde hala telaş var, hala bir koşuşturma.
Çocuk okuldan geldi, ne yedi, ne içti, ders çalıştı mı, acaba ateşi mi çıktı…
Koca geldi mi, koca gitti mi, akşama misafir var, acaba ne yemek yapsak…
Bayram da geliyor, haydi seyahat programı yapılsın, hazırlan.
Benim evimde ise sessizlik hâkim.
Annemden ne farkım var benim?
O 66 yaşında, kocası vefat etmiş, kızları kendi evlerinde, o ise tek başına yaşayan bir kadın.
Bazen konuşuyoruz şu an ne yapıyorsun diye.
“Hiç” diyor, “dizim başlayacak, onu bekliyorum. Ya sen?”
“Ben de” diyorum, “dizi aldım yine, onu seyredeceğim.”
Tek farkımız o yerli dizilere takılıyor, ben yabancı.
Şimdi dersiniz, yani yine yazarsınız bana;
“Aman Ayşe, daha yaşın kaç ki?”
“Evlenirsin yine, hatta çok istesen çocuk bile doğurursun sen”
“Evde yine hareket başlar, yeter ki iste”
Yok, işte olmaz ki öyle.
Evlilik çok uzak bana artık bu saatten sonra, büyük de konuşmayayım ama.
Çocuk ise büyük konuşuyorum; olmaz asla!
Yalnızım falan yazıyorum da acaba ben bu yalnızlığı da sevmeye mi başladım, onu da bilemiyorum aslında.
Ya da alıştım, belki de ondan.
Geçen akşamüstü bir arkadaşımla yemek yedim, sonra canım eve dönmek istemedi.
Gittim bir bara, benden başka vardı belki iki, belki üç masa.
Tek başıma üç saat oturdum, içtim, kimseye de ihtiyaç duymadım valla.
Dedim ya galiba alıştım ben bu yalnızlığa.
Aylardan eylül.
Günlerden pazartesi.
İyi ki doğmuş benim güzel bebeğim.
Ekim kapıda, bakalım neler gösterecek bana, size.
Ha bir de dedikodum var sizlere.
Yazacağım bu hafta yine.
Öpüldünüz.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI