Aydının ateşle imtihanı

Hürriyet Haber
23.03.1998 - 00:00 | Son Güncelleme: 23.03.1998 - 00:01

Yavuz GÖKEN

Erdal İnönü'nün ‘‘Anılar ve Düşünceler’’ kitabında en çok aklıma takılan cümle şuydu:

‘‘Bazen kendi kendime sorarım. Bu ölümlü dünyada niçin birbirimize bu kadar kızıyor; kavga ediyoruz?’’

Bu cümle beni alıp götürmüştü. Uzun uzun düşünmüştüm üzerinde. Aklıma geldikçe gene uzun uzun düşünür, dururum.

Gerçekten de bu ölümlü dünyada, uzayda bir nokta kadar yer bile doldurmayan kısacık insan ömrü içinde niçin bu denli kin, nefret, kavgayla vakit geçiriyoruz?

Niçin sevgiye, barışa, kardeşliğe zaman ayırmıyoruz. Niçin birbirimize tahammül edemiyoruz.

Niçin herkes kendi düşüncesini başkalarına da kabul ettirmeye çalışıyor? Niçin kendisi gibi düşünmeyenlerden nefret ediyor.

Ve ‘‘acaba'' diyorum kendi kendime, aydın olmanın temel özelliği karşıt düşüncelere saygı duymaktan mı geçiyor?

Ve aydınlar, özgür düşüncenin Danko'vari yüreğini sökerek ışıklar saçan şövalyeleri midirler?

* * *

Bir anlamda öyle de olmaları gerekir. Hele Türkiye gibi tek düşünceden başka hiçbir düşünceye tahammülü olmayan bir ülkede yaşıyorlarsa.

Böyle bir devletin aydınlarıysalar, görevlerinin temelinde tüm düşüncelere saygı duyulan silahsız bir toplum yaratmak var demektir. Düşüncelerin özgürce ifadesini sağlamak için didinmek var demektir.

Ve eğer toplumda, karşıt dayatmalar varsa bunların tümüne birden karşı çıkmak var demektir.

Benim anladığım kadarıyla Türkiye'de toplumsal uzlaşmanın öncülüğünü yapmak aydınlara düşüyor.

Hele böylesi dönemlerde aydınların çıkıp, baskı ve zorla hiçbir şey olmayacağını bıkıp usanmadan anlatmaları gerekiyor.

Aydın olmak hiç, ama hiç kolay değil. Çünkü her şeyden önce aydınlar, özgürlük için didinmenin ıstırabını yaşayacaklardır.

Ve nereden gelirse gelsin, dayatmacı ideolojilere karşı çıkacaklardır.

* * *

Türkiye'de asker-sivil ortak yönetimini esas alan Anayasa'nın artık yönetemez olduğu dönemleri yaşıyoruz.

Bu denge giderek askerler lehine bozuldukça, yalnız kalmaya mahkûm bir ülke oluyoruz. Demokrasiden uzaklaştıkça saygınlığımızı yitiriyoruz.

Korkularımıza mahkûm oldukça daha da korkuyor, kendi yarattığımız öcülerden fena ürküyoruz. Aydınlığı reddettiğimiz için karanlıklara sarılıyoruz.

Ama karanlıklar, elbette ki daha da korkutucu oluyor.

Bu açmazdan kurtulmak için tek çare, çağdaş demokrasiye bir an önce ulaşmaktan geçiyor.

Karanlıkları yırtıp, aydınlığa ulaşmaktan geçiyor.

Bir an önce önce kendimiz, sonra birbirimizle barışmaktan geçiyor.

Biz aydınlar, işte bunun öncülüğünü yapmalıyız.

Ülkemizi karanlıklardan, aydınlıklara çıkarmalıyız.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı