Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aydın Candabak: Sesiniz hem gür hem daim olsun






Aydın CANDABAK

PANO sizin. Sizin sesiniz. Her zaman öyle oldu, hep öyle olacak.

Bizim yaptığımız, görüşlerinize ve duygularınıza aracılık etmek.

Belki aracılık ederken, sizlerden gelenlerin tuzunu, biberini, sosunu ayarlıyoruz. Bazen fikrimizi, yorumumuzu katıyoruz.

Ama sonuçta ses, sizin sesiniz.

Sesiniz hem gür, hem daim olsun diyor ve sizlerden gelenlerle devam ediyoruz...

*

‘‘Adım Levent Doğan. Eskişehir, Bardakçı Köyü İlköğretim Okulu'nda üç yıldır sınıf öğretmeni olarak çalışıyorum.

Fizik öğretmeni olmakla birlikte, sınıf öğretmeni olarak atandım. Ancak atanmamdan bugüne değin geçici görevle fen bilgisi öğretmenliği yaptım.

Şu anda 1. sınıfı okutuyorum. Daha doğrusu okutmaya çalışıyorum. Dört yıl fizik öğretmeni olarak yetiştirildiğim halde, büyük bilgi ve beceri isteyen ilkokul 1. sınıfı okutmak çok zor. Zorluklardan yılmamaya ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Lakin gözlerinde umutla, yüreklerinde heyecanla, her şeyden habersiz bir şeyler öğrenmeye gelen öğrencilerim karşısında bocalıyor, kendimle çelişkiye düşüyorum. Hem kendime, hem de o pırıl pırıl öğrencilere acıyorum.

Kendi branşımda çalışmak için birkaç girişimde bulundum. Ama sonuç olumsuz oldu.

Gerekçe ise fizik öğretmeni veya fen bilgisi öğretmeni olarak açık yokmuş. Korkarım hiç de olmayacak. Çünkü emekli olan meslektaşlarımın yerine ya ilk atama öğretmenler veriliyor ya da bir özür sebebiyle il dışından gelen öğretmenler veriliyor. Durum böyle olunca ben de yerimde sayıyorum.

Ulu önder Atatürk; gençlere, çocuklara bu vatanı bırakmış, Türkiye Cumhuriyeti'ni onların ilerleteceğini dile getirmiştir. Oysa ki Atatürk'ün istediği nesilleri, en azından ben tam anlamıyla yetiştiremiyorum. Yine Atatürk'ün biz öğretmenlere söylediği, ‘‘Öğretmenler yeni nesiller sizin eseriniz olacaktır’’ özdeyişi karşısında büyük bir vicdan azabı duyuyorum.

O minicik, o umut dolu çocuklar benden çok şeyler beklerken, benim elim kolum bağlı çaresiz kalmam bana acı veriyor. Oysa herkes kendi işini yapsa ve bunun bilincinde olsa, güzel yurdumuz ve yurdumuzun güzel insanları daha başarılı ve daha mutlu olacaktır.

Ben sadece küçük bir örneğim. Benim durumumda bir çok meslektaşım var. Düşünsenize ilkokul birinci sınıf her şeyin temelini oluştururken; bu pırıl pırıl beyinler hayata, eğitime yetersiz başlıyorlar.’’

*

Bu da bir öğrenci mektubu.

‘‘Duyan olursa’’ diye bitiyor.

Biz yine de duyuralım, belki bir duyan çıkar.

‘‘Ortaokulda 4.93 ortalamayla okul birincisi oldum. Kaliteli gördüğüm, sosyal olarak da beni geliştirebileceğine inandığım Radyo Televizyon Anadolu Teknik Lisesi'ne kaydımı yaptırdım. Okulda Einstein olarak çağrıldım. Okulumu 4.33 ortalamayla bitirdim. Tek isteğim İletişim Fakültesi'nde okumaktı.

Ankara Radyo Televizyon'un taban puanı 184 iken ben 191 alarak açıkta kaldım. Çünkü verilmiş hakkımız gasbedilmiş, ne olduğunu anlayamadığımız bir biçimde 500 bin öğrencinin puanı eğitimciler tarafından çalınmıştı.

Şimdi bu satırları size okuduğum yazınızdan dolayı yazarken; ellerim titriyor ve hayatımdan nasıl bir yılın çalındığını düşündükçe inanın onların adına utanıyorum...

Hálá arkadaşlarımın ağlayışlarını duyuyor ve bizlere ancak bu kadar işkence edebilirdiniz diyorum...

EĞER DUYAN VARSA!!!’’

X