Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    ‘Ayaktayız birlikte/ yıkılırız bölününce’

    YEKTA KOPAN
    06.07.2017 - 14:19 | Son Güncelleme:

    Efsanevi İngiliz grup Pink Floyd için Londra’daki ünlü Victoria & Albert Müzesi’nde açılan sergi, grubun bütün yolculuğuna bir saygı duruşu niteliğinde. Sadece içerik olarak değil, sunum olarak da...

    Londra Victoria & Albert Müzesi’nde açılan ‘The Pink Floyd Exhibition: Their Mortal Remains’ sergisini aylardır bekliyordum. Okul yıllarında defterinin sağına soluna Pink Floyd yazan, ergenliğinde grubun bir sayfa notasını bulmak için sağa sola koşturan, haklarında çıkmış neredeyse bütün kitapları okumuş, bütün albümlerini ezbere bilen biri için şaşırtıcı değil bu. Kişisel tarihimi de gözden geçireceğim bir buluşma fırsatını kaçıramazdım.
    Güneşli denilebilecek bir Londra sabahında Victoria & Albert Müzesi’nin önündeydim. Dünyadaki bütün hayranlarının bu sergiyi uzun süredir beklediğini bildiğim için, kapının önündeki kalabalığı yadırgamadan beklemeye başladım. Zaten serginin önümüzdeki bir aylık biletleri ‘sold out’ olmuştu. Yani Pink Floyd yine ‘kapalı gişe’ oynuyor oyununu.
    ‘The Pink Floyd Exhibition: Their Mortal Remains’ sergisi, grubun bütün yolculuğuna bir saygı duruşu niteliğinde. Sadece içerik olarak değil, sunum olarak da. Ses tasarımı, görsel düzenleme, geçmişten geleceğe bir hat çekme, hesaplaşma, yüzleşme, yenilikçi olma, ikon kırıcılık, mimari düzenleme ve çok daha fazlası. Bir sergi bütün bunları birleştirir ve içerik olarak da Pink Floyd’un oldukça yoğun arşivini kullanırsa ortaya ne çıkacağını varın siz tahmin edin. (Sergiye katkısı nedeniyle Sennhesier markasını özellikle tebrik etmek gerekiyor. Marka, serginin ses tasarımında benzersiz bir konfor ve etki sağlamış.)


    İNGİLTERE’YE NE YAPTIK?
    Floyd’un 20 pound’a kiraladığı eski turne karavanının bir kopyasının yanından geçip, Syd Barret’ın, sevgilisi Jenny Spires’a yazdığı mektubu gördüğümde nasıl bir dünyaya girdiğimi anladım. Grubun Tea Set olarak bilindiği yıllardan gelen bu hikâye, aynı yıllarda İngiltere’nin gündelik hayatından nesne ve cümlelerle tamamlanıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasının İngiltere’sinden günümüze gelen bir yolculuk bu. ‘Post War Dream’ şarkısının Roger Waters imzalı sözleri vücuda gelmiş şekilde karşımızda: “What have we done to England?” (İngiltere’ye ne yaptık?)
    Sergi öylesine güzel tasarlanmış ki, Pink Floyd hakkında hiçbir bilgisi olmayanların bile kendilerini ‘eksik’ hissetmesine izin vermiyor. Grup hakkında ulaşılabilecek her bilgi, farklı dönemlerde kullandıkları enstrümanlar, teknik donanımlar, kayıt cihazları fotoğraflar ve kısa videolar eşliğinde karşımızda. Hangi bölüme gelirseniz, o bölümle ilgili ses kaydı sizin bir şey yapmanıza gerek kalmadan başlıyor kulağınızda. Başınızı hangi vitrine çevirirseniz çevirin, Pink Floyd’un ses dünyasından bir an bile uzaklaşmıyorsunuz. Üstelik sergi, sizi sürekli olarak camekânın arkasında tutmuyor. Örneğin bir mikserin başına geçip ‘Money’ şarkısını gönlünüzce yeniden miksleyebiliyorsunuz (Ben denedim ve kendi yorumum, sadece şarkının aslına bir kez daha hayran olmama neden oldu).


    FOTOĞRAF SERBEST
    Ziyaretçilerin ellerinden fotoğraf makinelerini bir an bile düşürmedikleri bölüm ise albüm kapakları. Evet, bu sergide fotoğraf çekmek serbest. Albümler kronolojik olarak sıralanmış. Her albüme kapak tasarımının içinden geçerek giriyorsunuz. Kendinizi bir anda ‘Animals’ın kapağındaki uçan domuzun altında buluyor, ardından ‘The Wall’un Gerald Scarfe imzalı kuklalarıyla çevreleniyor ya da ‘The Division Bell’in kapağındaki John Robertson imzalı dev yüz heykellerinin arasından geçiyorsunuz. Bu görsel ziyafetten söz açmışken, Pink Floyd’un efsanevi tasarımcısı Storm Thorgerson’un adını anmak gerekiyor. Zaten sergi bu çılgın dehaya da bir saygı duruşunu ihmal etmiyor.
    ‘Shine On You Crazy Diamond’un Abbey Road stüdyolarında gerçekleşen kaydı sırasında çekilen polaroid Syd Barrett fotoğrafıyla karşılaştığım an serginin en hüzünlü anıydı benim için.
    Tıpkı grubun dağılması/azalması gibi sergi de sonlara doğru tenhalaşıyor. Nesneler arasındaki boşluklar artıyor. Geçip giden kişisel tarihimiz, biz Pink Floyd hayranlarının yüzüne vuruluyor bir anlamda. “Ama boşa geçmedi o hayat” diyoruz, “together we stand/divided we fall (ayaktayız birlikte/yıkılırız bölününce )”.
    Sergiyi gezme fırsatını bulursanız, serginin finalindeki bölüme zaman ayırın derim. 2005 yılındaki Live8 konserinde son kez birlikte çalan grubun ‘Comfortable Numb’ını, 27 hoparlörlü surround ses sisteminin ‘içinde’ dinlemeye özel bir zaman gerekiyor çünkü.
    Sergiden çıkıp kendimi Londra sokaklarına bıraktığımda, zihnimde o benzersiz şarkı dolanıyordu: ‘Wish you were here’.

    Etiketler: Kitapsanat , Yekta Kopan
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı