Dünya Haberleri

DÜNYA

    Avusturya direnemez

    Nur BATUR
    01.10.2005 - 02:06 | Son Güncelleme: 01.10.2005 - 02:06

    AB’yle pazarlıkta diplomatların ‘sözcüklerle dansı’ sürüyor. İlk sorun ‘imtiyazlı ortaklık’ deyiminde. Diğer sorun çerçeve belgesinde Kıbrıs’ta Türkiye’nin kayıtsız şartsız taviz vermesini öngören 5. maddeden kaynaklanıyor.

    3 Ekim yaklaştıkça ortalık iyice toz duman oldu. Ankara’da artık her kafadan bir ses çıkıyor. Aslında kimse AB’yle köprüleri yıkmak istemiyor. Ama Dışişleri kulislerinde, pazarlıkta uygulanan taktikle ilgili görüş ayrılıkları var.

    Daha sert pazarlık yapılmasından yana olanlar, ‘1997’de Lüksemburg’daki gibi müzakereyi donduralım. Time-out alalım ve maça ara verelim. AB nasıl 1997’de Türkiye’yi gözden çıkartamadıysa yine çıkartamaz. Bir süre sonra koşulları yumuşatır öyle masaya otururuz. Aksi takdirde bu çerçeve belgesiyle ikinci gün müzakere duracak’ diyor. Uzlaşmadan yana olanlar ise ‘Yakaladığımız tarihi fırsatı kaçırmamalıyız. Müzakere tarihini aldıktan sonra Türkiye’ye akan 40 milyar doları ve gelen yabancı sermayeyi unutmayalım. Ekonomide yaşadığımız take-off’u riske sokmamalıyız. 3 Ekim’de masaya oturalım. Ondan sonra zaten kavga uzun sürecek’ diyerek maça ara verilmesine karşı çıkıyorlar.

    UZLAŞMACILAR AĞIRLIKTA

    Öncelikle kapalı kapılar ardında hálá iplerin uzlaşma yanlılarının elinde olduğunu belirteyim.

    Tabii ki, hem Avrupa Parlamentosu’ndan çıkan karar, hem de Kıbrıs için AB’nin yayınladığı karşı deklarasyon herkesin canını sıkıyor. Hatta, ‘Yeter artık’ dememek için kendilerini zor tutuyorlar. Erdoğan ve Gül de, AKP tabanını zor kontrol ediyorlar ama yine de ‘hukuken bağlamıyor’ deyip şimdilik Brüksel’de esen havayı görmezden gelmeyi tercih ediyorlar.

    SÖZCÜKLERLE DANS

    Son 48 saate girerken, pazarlık tamamen müzakere çerçeve belgesindeki birkaç sözcüğe kilitlendi. Diplomatlar sözcüklerle dans ediyorlar.

    İlk sözcük malum. Zaten aylardır tartışıyoruz: ‘İmtiyazlı ortaklık’. Bu kavramının belgeye girmesini ilk isteyen Angela Merkel oldu, ama bir yanlış bilgiyi düzeltelim. Şu anda bunda ısrar eden yok.

    Sorun yaratan Avusturya bile ‘imtiyazlı ortaklık’ deyiminde ısrar etmiyor. ‘Başka alternatifler dışarda bırakılamaz’ cümlesinin girmesini istiyor. Ama Viyana da pazarlığa açık. Belgedeki ‘Müzakerelerin ucu açıktır’ cümlesinin güçlendirilmesi ve Hırvatistan’la dondurulan müzakerelerin yeniden açılması için pazarlık yapıyor. Türkiye’yi kuvvetle destekleyen bir AB ülkesinin büyükelçisi, ‘Avusturya bu koşullarda fazla direnemez’ diyor. O bakımdan, Avusturya krizinin aşılacağına kesin gözüyle bakanlar çoğunlukta.

    KIBRIS PAZARLIĞI

    Son anda pazarlık yine Kıbrıs’ta düğümleniyor. Çerçeve belgesinin 5. maddesi, Kıbrıs’ta Türkiye’nin kayıtsız şartsız taviz vermesini öngörüyor.

    Madde şöyle: ‘Türkiye katılıma kadar geçen süre içinde, uluslararası kuruluşlardaki politikalarını ve pozisyonunu ve üçüncü ülkelere yönelik politikalarını Avrupa Birliği’nin ve üye ülkelerin kabul ettikleri politikalara yavaş yavaş uydurmak zorundadır.’

    Eğer bu madde aynen kabul edilirse, Türkiye bütün kozları kaybedecek. Rumlar, 4 Ekim sabahı Türkiye’nin NATO başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda Rum yönetiminin üyeliğine uyguladığı vetoyu kaldırması için baskıya başlayacak.

    Eğer ‘zorundadır (required)’ sözcüğünün yerine ‘teşvik edilir (encouraged)’ gibi farklı bir sözcük üzerinde uzlaşma sağlanırsa kriz aşılabilecek.

    Kısacası diplomatların ‘sözcüklerle dansı’ devam ediyor.

    Abdullah Gül’ün AB bakanlarıyla ilk randevusu öğlen yemeğindeydi. ‘Belgeyi görmeden gelmem’ deyince randevu akşam yemeğine atıldı.

    İyimserliğini koruyan bir AB büyükelçisiyle konuştum.

    ‘Uzlaşma olmazsa belki de gece yarısı saatleri durdurup sabah işkembe çorbası içerler’ diye takıldı.

    İster akşam yemeği yesinler, isterse sabaha karşı işkembe çorbası içsinler, kimse hálá 3 Ekim’de ATA uçağının kalkmayacağına inanmıyor.
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı