GeriSpor Avrupa'da basketbol savaşları!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Avrupa'da basketbol savaşları!

Avrupa'da basketbol savaşları!

Dünya basketbolunun patronu FIBA 15 yıl aradan sonra, Avrupa kulüp organizasyonlarını yeniden bünyesinde toplamak için atağa kalkıyor.

FIBA, 2015’in son aylarında 2016-2017 sezonundan itibaren futbolda UEFA’nın düzenlediği Şampiyonlar Ligi organizasyonunun bir benzerini Basketbol Şampiyonlar Ligi ismiyle düzenlemek istediğini belirtmiş ve bu bağlamda 30 milyon Euro’luk gelirin katılımcı kulüplere dağıtılacağını vadederek Avrupa’nın majör kulüpleriyle irtibata geçmeye başlamıştı.

Fenerbahçe, Anadolu Efes ve Galatasaray’ın da bu toplantılara davet edildiği ama Türk kulüplerinin ilk aşamada bu organizasyona katılmaya sıcak bakmadıkları, hatta diğer Türk kulüplerinin de Euro Cup’a katılmayı FIBA Şampiyonlar Ligine katılmaya tercih ettikleri bilgileri gelmişti.

FIBA tüm Avrupa kupalarını 2000 yılına kadar düzenlemiş, ancak 2000'de İspanya merkezli özel bir şirket tarafından kurulan ULEB, İspanyol takımları başta olmak üzere bazı İtalyan ve Yunan kulüplerini de ikna ederek yeni bir oluşuma imza atmış ve FIBA’ya alternatif olarak bir Euroleague kurmuştu.

Avrupada basketbol savaşları
İLK SEZON HİÇBİR TÜRK TAKIMI KATILMADI
2000-2001 sezonunda 24 takımın katıldığı lige hiçbir Türk takımı katılmazken; İsviçre, Portekiz, İngiltere gibi basketbolda esamesi okunmayan ülkelerin kulüpleri davet edilmişti. İsviçre’nin Lugano Snakes takımı 10 maçta 3 galibiyet alarak dikkat çekerken, Final Four yerine 5er maç üzerinden yarı final ve final serilerinin uygulandığı ULEB’in düzenlediği ilk Euro Leauge’i finalde Tau Ceramica’ya 3-2 üstünlük kuran Kinder Bologna kazanmıştı.

SUPROLEAGUE, FIBA'NIN SON TURNUVASI OLDU
Aynı sezon FIBA tarafından Supro League isminde düzenlenen ve 20 takımın katıldığı lige ülkemizden Efes Pilsen ve Ülkerspor katılmış, Efes Pilsen Final-Four görürken, Ülkerspor son 16 turunda elenmişti. Efes Pilsen Final-Four’da CSKA Moskova’yı yenerek 3.olurken, kupayı Maccabi Tel-Aviv takımı kazanmıştı. Bu turnuva FIBA’nın en üst seviyede Avrupa kulüpleriyle düzenlediği son turnuvaydı.

AYNI SEZON İKİ AVRUPA ŞAMPİYONU!
2001 yılında 2 Avrupa Şampiyonu ilan edilmiş ve bu tarihten itibaren organizasyon ULEB tarafından düzenlenerek Euroleague ismiyle devam etmiştir. FIBA ise kadınlarda tüm Avrupa Kupalarını düzenlemeye devam ederken, erkeklerde daha alt seviyede takımlarla turnuvalar düzenlemeye devam etmiştir.

Bu sezon FIBA Euro Cup’a ülkemizden Türk Telekom, Royal Halı Gaziantep gibi orta ve alt sıra takımlarının katıldığını ve takımlarımızın ikisinin de son 16’yı gördüğünü düşünürsek seviye farkı hakkında bir görüşümüz oluşabilir.

MEVCUT SİSTEMDE SORUN NE ?
ULEB tarafından düzenlenen Euroleague öncelikle yarı kapalı bir lig olarak devam ediyor. Saha başarısından öte, maddi kriterleri ön planda tutuyor. Wild Card tercihlerini yerel liglerinde üst sıralarda yer alan takımlar yerine yatırım yapan takımlardan yana kullanıyor (Bu sezon Darüşşafaka örneğinde olduğu gibi).

EUROLEAGUE'DE ŞAMPİYON TAKIMA 2 MİLYON EURO
Bu yıl ULEB’in takımlara dağıttığı gelirler geçen yılın 2 katının üzerine çıksa da hala çekici olmaktan son derece uzak (Bu sezon şampiyon olan takım 2 milyon Euro’ya yakın bir ödül elde edecek, bu miktar Darüşşafaka’nın Furkan Aldemir’e yıllık ödediği ücretin altında).

Normal sezon ve TOP 16 turunda uzun bir maç temposuna giren takımların (bu 2 turda 24 maç yapıyorlar) 5 maçlık Play-Off’un ardından Final-Four’da 3 günde 2 maç yaparak şampiyon ya da 4.olmalarının basketbolun gerçekleriyle bağdaşmayacağını düşünen ciddi bir kitle var. Bu kitle NBA finalleri gibi 5 ya da 7 maçlık yarı final ve final serileri görmek istiyor (Toplam 4 maça sığdırılan Final 4 yerine, üst düzeyde oynanacak 15-20 maç daha iyi bir yayın geliri de yaratabilir).

Kar amaçlı bir organizasyon olması nedeniyle; hakem kararları gibi etkilerle maç sonuçlarının rating ve gelir açısından en efektif şekilde ortaya çıkmasına gayret edildiğine dair bir kanı var. (Özellikle önceki sezonlarda takımlarımızın hakemler tarafından doğrandığına şahit olmuş ve Lamonica isimli hakemi bu çetenin reisi ilan etmiştik.)

SEVİYE FARKI ARTIYOR
Avrupa’da biraz sivrilen bir oyuncunun hemen NBA ya da gelecek vadeden bir oyuncunun hemen NCAA yolu tutması nedeniyle, seviye farkı gün geçtikçe artıyor ve Avrupa Basketbolu NBA ile rekabet etmekten git gide uzaklaşıyor, bunun da bir sonucu olarak Türk şirketleri dışında Euro League yönetimi sponsor bulmakta zorluk çekiyor. Türk Hava Yolları, Doğuş Grup, Nesine.com gibi Türk şirketleri sayesinde Euro League hala ayakta kalabiliyor.

TÜRKİYE İÇİN TARİHİ FIRSAT
FIBA’nın Avrupa organizasyonun başında Turgay Demirel varken ve Avrupa ülkelerinde Basketbol Türk şirketleri dışında doğru dürüst bir sponsor bulunmazken (Almanya, İtalya, Litvanya gibi yerel liglerin dahi sponsorluğunu Beko yapmakta) Türkiye’nin elindeki kartları çok doğru kullanarak, Avrupa Basketbolunun en büyük oyun kurucusu ve söz sahibi ülke haline gelmesi için kaçırılmaz tarihi bir dönüm noktasındayız.

BENİM GÖNLÜM FIBA'DAN YANA
Benim bir basketbolsever olarak gönlüm, kar amacı gütmeyen, en büyük görevi basketbolu yaymak ve geliştirmek olan; ligden gelecek tüm yayın haklarını kulüplere dağıtmayı vaadeden FIBA’nın, İspanyolların başını çektiği ULEB’in şımarık çocuklarının elinden bu organizasyonu almasından yana. Bu sürecin her ne kadar zor olacağını, büyük kulüpleri ikna etme konusunda FIBA’nın beklediği geri dönüşleri alamadığını düşünsek de, 2016-2017 sezonunda düzenleyeceğini duyurduğu ilk Şampiyonlar Ligi’ne birkaç iyi takım katıp, vadettiği gelirleri katılımcı kulüplere sağlayabilirse, orta vadede Avrupa Basketbolunun kulüp organizasyonlarının yönünü 2001 yılının tersine çevirebileceği düşünüyorum.

FIBA bunu başaramasa bile savaş bu sefer biraz daha sert geçebilir ve geçiş dönemi bir sezonla sınırlı kalmayabilir.

Avrupada basketbol savaşları
UZUN VADEDE HEDEF NBA İLE AVRUPA BASKETBOLUNUN BİRLEŞMESİ
Uzun vadede Avrupa basketbolunun NBA ile birleşmesi yönünde adımlar atılmak istense de, bu birleşmenin NBA’in eski patronu David Stern tarafından vazgeçilmez şehir olarak görülen Londra’da basketbol sporunda neredeyse yaprak kımıldamaması bu planların vadesinin uzamasına neden oluyor. Her ne kadar David Stern artık NBA’in patronu olmasa da gerek ekonomisi ve gerek coğrafi konumu olarak ABD’nin belki de Avrupa’ya en yakın olduğu merkezlerin başında gelen Londra ve İngiltere basketbolunun durumu bu birleşmenin zamanının gelip gelmediği konusunda bir işaret fişeği olmaya devam edecektir.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle