GeriAvrupa SPD’de temel değerlere ihanet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

SPD’de temel değerlere ihanet

SPD’de temel değerlere ihanet

Son dönemlerde yapılan Eyalet Parlamentosu seçimlerinin yanı sıra, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Avrupa Parlamentosu seçimlerinde büyük ölçüde oy kaybetmesinin ve Bremen’de tam 73 yıl sonra birinci sırayı Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’ne (CDU) kaptırmasının faturası, parti lideri Andrea Nahles’e kesildi.

SPD’de temel değerlere ihanetYAKLAŞIK bir haftadır süren personel tartışmalarına daha fazla dayanamayan Andrea Nahles, “Alın bütün koltuklar sizin olsun. Ne haliniz varsa görün. Ben gidiyorum” dedi.
Andrea Nahles, SPD’de bir dizi ilkler gerçekleştirdi.
2009-2013 yılları arasında SPD Genel Sekreteri olarak görev yaptı.
2017 yılı Eylül ayında SPD Federal Meclis Grup Başkanı oldu.
22 Nisan 2018’de de SPD’nin tarihine “ilk kadın Genel Başkan” olarak geçmeyi garantiledi.
Evet, daha geçen hafta “Hem seçmenlerin hem partililerin hem de milletvekili arkadaşlarının desteğini kaybettin. İstifa et!” diyen SPD’li bazı politikacılara “Hodri meydan. Kendine güvenen aday olsun. SPD Federal Meclis Grup Başkanı seçimlerini öne çekelim. 4 Haziran Salı günü kozları paylaşalım. Ben adayım” diyen Andrea Nahles, belli ki hem içten hem de dıştan gelen baskılara daha fazla dayanamadı.

*

Daha önceki dönemlerde kolay kolay pes etmez bir tutum sergileyen Nahles, “Hem SPD genel başkanlığını hem de SPD Federal Meclis grup başkanlığını bırakıyorum” diyerek rakiplerini bile şaşırttı.
Hatta politikayı tamamen bırakacağı söylentileri bile var.
Ama beni asıl şaşırtan Alman sosyal demokratların son günlerdeki tutumu oldu.
SPD’nin temel ilkelerine bakıyorum…
Özgürlük, Adalet ve Dayanışma büyük harflerle yazılmış.
Ama son günlerde bu “Dayanışma” ilkesinden eser kalmadı SPD’de.
Dayanışmaya değil, tam bir parçalamaya tanık olduk son günlerde.
Yani SPD’de kendi temel değerlerine tam bir ihanete.
Tüm yenilginin suçu Andrea Nahles’e yüklendi.
Şüphesiz delegelerin yüzde yüzünün oylarıyla SPD Genel Başkanı seçilen ve 2017 yılı Eylül ayında yapılan genel seçimlerde partisinin hezimete uğraması üzerine koltuğunu bırakmak zorunda kalan Martin Schulz’un yerine gelen Andrea Nahles, beklentileri yerine getiremedi.
SPD’yi “yenilemek” için parti liderliğini üstlendiği hale bu hedefine ulaşamadı.
Belki Andrea Nahles’in 26 Mayıs Avrupa Parlamentosu ve Bremen Eyalet Parlamentosu seçimleri akşamı “Hedefimize ulaşamadık. Tüm politik sorumluluğu üstleniyorum. Görevi bırakıyorum” demesi daha doğru bir tutum olurdu.
Ancak, Andrea Nahles, politik krize yol açmamak ve partiye zarar vermemek için bu yönteme başvurmadı.
Ama yoğun eleştiriler ve baskılar nedeniyle Nahles “Ben gidiyorum” dedi.
Parti içinden sağduyulu politikacılardan da, muhalefet partilerinden de Nahles’in istifa kararını “saygıyla” karşıladıkları açıklamaları geldi.

*

Tabii Nahles’in istifası CDU ve ‘kardeş parti’ Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ile SPD’nin oluşturduğu büyük koalisyon hükümetinin ‘kaderini’ de gündeme getirdi.
Her ne kadar Başbakan Angela Merkel, 2021 yılında bitecek bu yasama döneminin sonuna kadar görevde kalacağını ilan etse de, büyük koalisyonun geleceğini SPD içinde önümüzdeki günlerde yaşanacak personel ve yeni politikalar tartışmaları belirleyecek.
Hiç şüphesiz erken seçim tartışmaları da gündeme gelecek.
Ancak son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Almanya’da bu hafta sonu genel seçim olsa SPD’nin toplam oyların sadece yüzde 12’sini alabileceğinden hareket edilmektedir.
İşte bu yüzden Alman sosyal demokratların “erken seçime” sıcak bakması ihtimali çok zayıftır.
SPD’li politikacıların her şeyi sineye çekip, “büyük koalisyona devam” deme olasılığı şu anda daha ağır basmaktadır.
Ama “politikada asla, asla dememeli” ilkesinin geçerli olduğu da hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle