GeriAvrupa İlk duruşmadaki sahne, son duruşmada da tekrarlandı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlk duruşmadaki sahne, son duruşmada da tekrarlandı

İlk duruşmadaki sahne, son duruşmada da tekrarlandı

Almanya’da Türkleri öldürüp, sahipsiz ve korumasız olduklarını göstererek, ülkeden gitmelerini hedefleyen neonazi terör örgütü NSU kararının arkasında neler yaşandı? Örgütün başı Beate Zschaepe duruşma salonuna gülerek girdi ama bitik çıktı.

İlk duruşmadaki sahne, son duruşmada da tekrarlandıHİÇ unutmuyorum. NSU davası 6 Mayıs 2013’te başladığında ilk duruşmada çok heyecanlıydım. Davanın baş sanığı ve örgütün elebaşı Beate Zschaepe, duruşma salonuna nasıl girecekti? Elleri kolları kelepçeli mi? Yoksa kelepçesiz, gayet serbest mi gelecekti? Yüz ifadesinde, pişmanım, ‘Ben ne yaptım?’ diyen biri mi, yoksa yaptıklarından hiçbir pişmanlık duymayan, yüzünden kin ve öfke akan bir neonazi mi görecektim? 

İlk yaşadığım sahne benim tasavvurumun çok daha üzerindeydi ve tam bir şok yaşadım. Baş sanık Zschaepe mahkeme salonuna elini kolunu sallaya sallaya, sanık değil de, sanki bir film yıldızıymış gibi girmişti. Zschaepe hemen sağ tarafında oturan kurban ailelerine, bırakın “Affedin” demeyi, bir göz bile atma ihtiyacı bile duymamıştı. Mahkemeyi bir hesap verme yeri değil de bir defile yeri gibi kullanmıştı.
Almanya’nın ciddi haftalık gazetesi Die Zeit’a bu konuda söylediğim “mahkeme böyle bir sanığa bu fırsatı vermemeliydi. Sanık mahkeme salonuna eli ve ayakları kelepçeli getirilmeliydi” sözlerim nedeniyle sert eleştirilere hedef olmuştum. Bu Almanya’da hiç tanınmayan, bilinmeyen bir uygulama biçimi de değildi. Münih metrosunda bir Alman emekliyi döven Türk genci mahkemeye elleri ve kolları kelepçeli getirilmişti. Bunun gibi birçok örnek daha vardı.

YİNE AYNI SAHNE
Mahkemenin çarşamba günü karar verdiği son NSU duruşmasına girerken de aynı heyecanı taşıyordum. Baş sanık Zschaepe salona nasıl girecekti? Yaklaşık 6.5 yıl cezaevi, 5.5 yıldır süren duruşmalardan az da olsa bir ders çıkarmış mıydı? Salona suçluluk duygusuyla mı yoksa yine o suçsuz biri rolünü oynama edasıyla mı girecekti? Kaldı ki mahkemede son sözlerinde kurban ailelerine yönelik, “Sizlere verdiğim bu acıdan dolayı üzgünüm. Sanmayın ki ben duygusuz biriyim” gibi laflar etmişti. Mahkemeye de “Ne olur beni, işlemediğim suçlardan dolayı mahkum etmeyin”! demişti.

GÖZLERİ DUDAKLARINDAYDI
Son duruşmada da ilk duruşmadaki şoku yaşadım. Zschaepe duruşma salonuna aynı ilk duruşmadaki gibi yine gülerek, sallanarak, kameralara poz vererek, bir defileye çıkıyormuş gibi geldi. Kameralara oturduğu sanık sandalyesinden uzun uzun pozlar verdi. Sanki biraz sonra mahkeme kendisini tamamen suçsuz ilan edip, hemen serbest bırakacak edası vardı. Kameralar dışarı çıkarılıp mahkeme heyeti içeri girdi. Mahkeme Başkanı Manfred Götzl kararı okumak için herkesi ayağa kalkmaya çağırınca, Zschaepe’nin gözleri mahkeme başkanının dudaklarındaydı. Yüz ifadesi ciddileşmişti. İlk karar 10 cinayetin, 15 banka soygununun, bombalı saldırıların planlayıcısı Zschaepe üzerindeydi. Götzl’in ilk cümlesi onun için çok önemliydi. Nasıl bir ceza alacağının ilk ipucunu verecekti.
Götzl sözlerine, “Sanık Zschaepe 10 cinayetten suçlu bulunmuştur” diye başlayınca, gerisini okumasına gerek bile kalmamıştı. Çünkü mahkemenin Zschaepe için 10 cinayete yardımdan değil, “10 cinayetten suçludur” demesi ömür boyu hapis demekti. Ama mahkeme başkanı devam etti: “10 cinayetten, 15 banka soygunundan, 32 cinayete teşebbüsten, 23 kişiyi ağır yaralamaktan, patlayıcı madde taşımaktan, kundaklamadan, terör örgütü üyesi olmaktan suçludur...”
Baş sanık Zschaepe artık dinlemiyordu. Baştaki o neşeli yüz ifadesinden hiçbir eser kalmamıştı. Savunma avukatlarına bile bakmıyordu. Yüzü taşlaşmıştı. Çantasından bir şişe ve bir bardak çıkarıp su doldurdu. Yavaş yavaş suyu yudumlarken, sanki gerçekten bu suçları ben işlememiş miydim, diye kendini teselli etmeye çalışıyordu.

SIRA ÖTEKİLERDE
Mahkemede sıra terör çetesine seri cinayetlerde kullanılan Ceska 83 tipi silahı satın alarak, 9 cinayete yardımla suçlanan ikinci sanık Ralf Wohlleben üzerineydi. Mahkeme yaklaşık 6 yıldır içeride bulunan sanık Ralf Wohlleben ve davanın en önemli sanıklarından Andre Eminger için karar günü manevi destek taleplerini geri çevirmeyip, eşlerinin de yanlarında oturmalarına izin vermişti. En az 12 yıl hapis cezası bekleyen sanık Ralf Wohlleben 10 yıl hapis deyince, kararın hafif çıkması sevincini yanında oturan karısını dudaklarından öperek kutladı. Ama en şaşırtıcı karar henüz okunmamıştı. Sıra, terör çetesine Almanya’yı dolaşarak, cinayetlerini işleme, bombalı saldırılarda kullandıkları bombaları taşıma ve banka soygunlarını gerçekleştirme imkanı sağlayan karavanı kiralayan, çetenin en yakın dava arkadaşı olan Andre Eminger’deydi. Mahkeme Başkanı, savcının 12 yıl talep ettiği Eminger’e 2.5 yıl verip, ardından “Artık serbest bırakılmıştır” deyince, salondaki neonaziler çığlık attı. Kararı karısına sarılarak ve öperek kutlayan Eminger, balkondan kendisine sevgi tezahüratı yapan yandaşlarını selamlamayı da ihmal etmedi.

KAMUOYU SİNDİREMEDİ
Mahkeme cezanın düşüklüğüne gerekçe olarak, sanık Eminger’in dava arkadaşlarının cinayetleri planları yaptığına dair haberi olduğu konusundaki deliller yetersiz diyordu. Oysa sanık Eminger mahkemede avukatı aracılığıyla sonuna kadar nasyonal sosyalist olduğunu açık açık ilan etmişti. Karnına “Die Jew Die” (Geber Yahudi geber) yazılı dövme yaptırmıştı. Sanık vücudundaki neonazi mesajlı dövmeleri de gizlemiyordu. Eminger’in karısı Susann E., Zschaepe’nin en ve tek yakın arkadaşıydı. Çetenin hücre evindeki müdavim ziyaretçisiydi. Böyle bir sanığın çetenin cinayet planlarından haberi olmadığını bilmemesi mümkün mü?
Buna karşılık mahkemede bazı itiraflarda bulunarak, çete hakkında önemli ipuçları veren ve artık neonazi ideolojiyle bağlarını kopardığını açıklayan, tanık koruma yasası altında olduğu için soyadı tam yazılmayan Carsten S. üç yıl hapis cezası aldı. Carsten S.’nin yüzünde karar okununca, sanki itiraflarından dolayı cezalandırılmış olma düş kırıklığı vardı.
Mahkeme baş sanık Zschaepe’ye en ağır cezayı vererek, çocuk ve aile sahibi bu iki sanığa en hafif cezalarla eleştirilerin odağından kurtulacağını sanmış olabilir. Ama Zschaepe dışında verilen kararları sadece kurban aileleri ve Türk kamuoyu değil, Alman kamuoyu da içine sindiremedi.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle