GeriAvrupa Denetimli –gözetimli cinayet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Denetimli –gözetimli cinayet

Denetimli –gözetimli cinayet

Almanya'da NSU kısa adıyla tanınan ve aşırı sağcı neonazilerin oluşturduğu Nasyonal Sosyalist Yeraltı örgütü teröristleri, 2000-2006 yılları arasında 8’i Türk, biri Yunanlı ve biri de Alman kadın polis olmak üzere suçsuz günahsız 10 insanı katletti.

İlgili birimler, uyuşturucu mafyası hesaplaşması, zorla para toplama, kara para aklama gibi gerekçelerin arkasına sığınarak bu cinayetlerin üzerine doğru dürüst gitmedi. Politikacılar da öyle...

Medya da döner cinayetleri diyerek dikkatlerin başka yönlere çekilmesinde öncülük etmedi. 4 Kasım 2011’de bir banka soygunundan sonra Uwe Böhnhardt ile Uwe Mundlos, kaçtıkları karavanın içinde ölü bulundu.

Aynı gün 2013 yılından beri Mühin Yüksek Mahkemesi’nde yargılanmakta olan Beate Zschaepe, Zwickau’da sonradan NSU teröristleri oldukları belirlenen bu iki kişiyle birlikte oturdukları evi ateşe verdi. Bunun üzerine her şey bir bir ortaya dökülmeye başladı.

Yani, Almanya’da yıllarca döner cinayetleri olarak nitelenen bu cinayetlerin arkasında ırkçılık yattığı ortaya çıktı. Zamanla bu cinayetlerde Eyalet Anayasa Koruma Teşkilatlarının aşırı sağcı çevrelerin içine soktuğu köstebeklerin de parmağı olduğuna dair bilgi ve belgeler ortaya çıktı.

Hatta bazı Eyalet Kriminal Dairesi (LKA) memur ve yöneticilerinin bilgi sakladığı da.

İşte önceki akşam Alman Birinci Televizyonu’nda (ARD) ilk bölümü yayınlanan ve üç bölümden oluşan Almanya’nın Ortasında adı altındaki NSU cinayetleri filmini Berlin’deki Babylon sinemasında izledim. Televizyonda ayrı günlerde yayınlanacak olan üç bölümü de art arda seyrettim.

Film öncesi bir açıkoturum düzenlendi. Stern dergisi şef redaktörlerinden Hans-Ulrich Jörges’in yönettiği açık oturuma, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Petra Pau, Thüringen NSU Komisyonu Başkanı Dorothea Marx, Almanya Yahudi Cemaati eski Genel Sekreteri ve Thüringen Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Stephan Kramer ile Türk kurbanların yakınlarının avukatlarından Memet Daimagüler ile Yavuz Narin katıldı. Filmin yapımcısı Gabriele Sperl de.

Katılımcıların hepsi de, Almanya gibi bir ülkede bu cinayetlerin faillerinin bu kadar uzun süre yakalanamamasına hala da bir türlü inanamadıklarının altını çizdiler.

Bu cinayetlerin yalnız 2 terörist tarafından işlendiğine de inanmadıklarını, onları destekleyen başkalarının olduğuna kesin gözüyle baktıklarını da. Hatta Anayasa Koruma Teşkilatlarının göz yumduklarını bile dile getirdiler. Sosyal Demokrat Partili (SPD) Thüringen Eyalet Parlamentosu milletvekili ve NSU Komisyonu Başkanı Dorothea Marx, 2006 yılında Kassel’de Halit Yozgat işlettiği internet kafede öldü- rüldüğünde Hessen Anayasa Koruma Teşkilatı’nın bir elemanın da orada olduğunu hatırlatarak, denetimli-gözetimli- cinayet şüphesine dikkati çekti.

Yani bir yerde “Bu işte devletin parmağı var” demek istedi.

9 Eylül 2000 tarihinde NSU teröristleri tarafından öldürülen Enver Şimşek’in o zaman 14 yaşında olan kızı Semiya Şimşek de oradaydı. Şüphesiz yıllardır çektiği acıları yeniden ve en derinden bir kez daha yaşadı.

Züli Aladağ’ın Almanya ve Türkiye’de Enver Şimşek’in köyünde çektiği ve ARD’de yayınlanacak olan filmin Beni Unutma bölümünde Semiya Şimşek’i oynayan Berlinli genç oyuncu Almila Bağrıaçık, çekimlerde duygusal olarak çok zorlandığını söylemişti. Semiye Şimşek de ailenin çektiğini Schmerzliche Heimat (Acı Vatan) adı altında piyasaya sürülen kitabında uzun uzun anlatmıştı.

Avukat Mehmet Daimagüler, bu cinayetlere karşı tepkisizlikten yakındı. “Ben de tepkisiz kaldım. Ben de gereken şekilde dayanışma sergilemedim. Ne olur gelin hep birlikte toplumsal tepki gösterelim. Almanya’da göçmen kökenli bir insanın hayatı diğerlerininkinden daha değersiz olmasın” dedi. Tabii, Başbakan Angela Merkel’in “Her şey tüm çıplaklığıyla aydınlatılacaktır” sözü verdiği halde, hala çoğu şeyin ortaya çıkmadığını da hatırlattı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle