GeriAvrupa Ayrımcılık Avrupa’nın merkezine yerleşti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ayrımcılık Avrupa’nın merkezine yerleşti

Ayrımcılık Avrupa’nın merkezine yerleşti

Avrupa Temel Haklar Ajansı (FRA) ve AB Konseyi Dönem Başkanlığı tarafından Viyana’da düzenlenen 2018 Temel Haklar Forumu’nda insan hakları, artan yabancı karşıtlığı, nefret söylemi ve ırkçılıkla mücadele ele alındı.

BURADA bir konuşma yapan FRA Başkanı Micahel O’Flaherty ile AB Adalet, Tüketici ve Cinsiyet Eşitliği Komisyon Üyesi Vera Jourova, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağa, ırkçılığa, İslamofobi’ye dikkati çekti.
Vera Jourova, ırkçı ve ayrıştırıcı söylemin yalnız marjinal aşırı sağcı grup ya da partiler tarafından dillendirilmediğini, ana akım siyasi parti ve aktörler tarafından da kullanıldığını dile getirdi. Ulusalcılığın kötü versiyonunun ötekileştirme ve nefret söylemini körüklediğini, ayrımcılık ve farklı etnik gruplara yönelik olumsuz yaklaşımlara neden olduğunu ifade etti. Birçok yasal düzenlemeye rağmen ırkçılık, İslam karşıtlığı, Romanlara karşı ayrımcılığın Avrupa’da yer edinebildiğini söyleyen Jourova, “Ayrımcılık, ötekileştirme, azınlıklara saygı gösterilmemesi hayatın merkezine taşındı. Bununla beraber bu olumsuz yaklaşımlara karşı basın, siyaset ve kanaat önderleri kayda değer bir tepki göstermiyor” dedi.

‘DÜNYA KÖTÜ BİR ZAMANDAN GEÇİYOR’
FRA Başkanı Micahel O’Flaherty de Avrupa başta olmak üzere dünyanın kötü bir zamandan geçtiğini belirterek, iki yıl önce düzenlenen temel haklar forumunda dile getirdiği birçok konunun hala geçerliliğini koruduğunu dile getirdi. Bu durumun kızgınlık ve umutsuzluğa yol açabileceğini, ancak sorumluluk sahibi insanların bu durumu değiştirmek için çaba sarf etmekten kaçınmamaları gerektiğini belirten O’Flaherty, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaşanan olumsuzluklar karşısında kendini çaresiz ve kızgın hissedenler, enerjilerini, AB’yi daha adil, iyi ve hoşgörünün hakim olduğu bir yapıya kavuşturmak için yeni düşünce ve stratejiler hayata geçirmek için harcamalı. Avrupa’nın en kötü ve karanlık günlerini yaşayanlar, o günleri anlatmalı. Bu hikayeler hem bir uyarı hem de bir hatırlatma olarak zihinlerimizde canlılığını korumalı. Bilmemiz gereken en önemli şey, anlatılan hikayeler sandığımız kadar geçmişte yaşanmış olaylar değildir.”


Yorumları Göster
Yorumları Gizle