GeriAvrupa Antalyalıyız, Alanyalıyız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Antalyalıyız, Alanyalıyız

Antalyalıyız, Alanyalıyız

Bu yıl yaz tatilinin büyük bir bölümünü Antalya ve çevresinde geçirdim. Tabii daha önceki yıllarda da olduğu gibi, eşimle birlikte doğduğum, çocukluk ve gençliğimin bir bölümünü geçirdiğim eskiden Dereköy denilen Konya’ya bağlı Derebucak ilçesine de gittim.

Antalyalıyız, AlanyalıyızORADA yaşayan kardeşlerim, çocukları, torunları, akrabalar, komşularla da duygu ve güzellikler dolu birkaç gün de geçirdik.
Hasret giderdik hep birlikte.
Eşimin doğduğu Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesine bağlı eski adı Donarşa olan Çiçekpınar kasabasında da birkaç gün kaldık.
1970’li yılların ilk yarısında ilk kez gittiğimde küçük bir kent görünümündeki Antalya, artık uçsuz bucaksız dev bir kent olmuş.
Nüfusu 2.5 milyona ulaşmış.
Türkiye’nin farklı kesimlerinden insanlar Antalya’yı mesken edinmiş.
Başka ülkelerden de onbinlerce insan Antalya’ya yerleşmiş.
Antalya’nın Konyaaltı kesimindeki halk plajları haftanın her günü tıklım tıklım.
Hem de sabahın erken saatlerinden itibaren.
Gece geç saatlere kadar.
Sahil kenarına özenle inşa edilmiş yayalar için yürüyüş yolları da bisiklet yolları da insan dolu.
Lara bölgesindeki plajlar da öyle.
Kent merkezi turist dolu.
Girdiğiniz her markette, lokantada mağazada Almanca, Rusça, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve başka dillerde konuşan insanlar.
Benim en çok dikkatimi çeken ise hem Antalya’da hem de Alanya’da yaşayan yabancı kökenli insanların artık tam ‘oralı’ olmuş olmalarıydı.
Antalya ve Alanya’ya yerleşip yıllardır oralarda yaşayan Alman ve Rus kökenliler artık tam Antalyalı ve Alanyalı olmuşlar.
Alanya’da ‘Alman mahallesi’, Antalya’da ‘Rus mahallesi’ oluşmuş.
Onlar da artık Türkler gibi sandalyelerini, portatif masalarını beraberlerinde getirip, plajlardaki kumsalların üzerinde kahvaltılarını yapıyorlar, çaylarını, kahvelerini yudumluyorlar.
Denize giriyorlar.
Yemeklerini yiyip kafa çekenler de var.
Konyaaltı Plajı’nda bir şey çok dikkatimi çekti.
Sonradan isimlerinin Anastasia ile Sergey olduğunu ve Antalya’da ilkokula gittiklerini öğrendiğim Rus kökenli iki çocuk, anne ve babalarıyla Rusça konuşup sohbet ediyorlardı.
Ama aynı çocuklar, Antalyalı Türk ilkokul arkadaşları Metin, Leyla ve Cengiz’le Türkçe konuşuyorlardı.
Hem de Antalya aksanıyla.
Bir ara yanımızdan geçerlerken, “Konuştuğunuz dil herhalde Rusça’ydı değil mi?” diye sordum Anastasia ile Sergey’e.
“Evet. Rusça konuşuyorduk anne-babamızla” dediler.
Ve hemen ardından eklediler: “Anne-babamız Rusya’dan gelmişler. Biz Antalya’da doğduk. Biz buralıyız. Antalyalıyız.”
Buna hiç de şaşırmadım.
Çünkü her ne kadar Rus kökenli olsalar da onlar artık Antalyalıydı.
*
Benzer bir şeye Alanya’da da tanık oldum.
İncekum Plajı’nda denize giren ve güneşlenen Almanlarla sohbet ettim.
Çoğu emekli.
Yıllar önce ev satın alıp Alanya’ya yerleşmişler.
Almanya’ya birkaç yılda bir ‘ziyaret’ için gidip geliyorlarmış.
Onlar da artık ‘oralı’ olmuşlar.
Onlar da, “Biz artık Alanyalıyız” diyorlardı.
Aslında doğru olanı da buydu.
Çünkü onlar artık kalıcıydı.
Çünkü onlar artık oralıydı.
Çünkü onlar artık gerçekten Antalyalı, Alanyalıydı.
Tıpkı milyonlarca Türkiye kökenli insanın Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Hollanda’da, Belçika’da, Danimarka’da, Norveç’te, İsveç’te, Amerika Birleşik Devletlerinde, Avustralya’da, Kanda’da ve dünyanın başka birçok ülkelerinde artık ‘buralı’, ‘oralı’ oldukları gibi.
Milyonlarca Türkiye kökenli insanın Berlinli, Münihli, Kölnlü, Parisli, Marsilyalı, Amsterdamlı, Brükselli, Kopenhaglı, Oslolu, New Yorklu, Sidneyli, Torontolu, Pekinli, Tokyolu oldukları gibi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle