Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa saraylarına görgü kurallarını biz öğrettik

Batıda nezaket uzmanları, zarafet üstatları, protokol profesyonelleri, etiket ve adabımuaşeretin en álá mütehassısları vardır.

Latince adıyla ‘Arbiter elegantarium’ diyorlar. Günlük yaşamımızdan sosyal etkinliklerde, yemek yemekten giyim kuşama, konuşmamıza, esnememize kadar her şeyi en iyi onlar biliyor. Gaf yapmamayı, pot kırmamayı, döküp saçmamayı, mahcup düşmemeyi, gülünç olmamayı, kısaca yol yordamı öğretirler bize. Türk diplomasisine 43,5 yıl aralıksız hizmet veren emekli büyükelçi Yüksel Söylemez onlardan biri. Aileden gelme bilgilerine meslek hayatında yaşadıklarını ekleyip ‘Görgüsüzlük Çağı’ kitabını yazmış. Sevgili Talat Halman’a göre, Osmanlı çağında yaşasaymış, ‘Kapı ağası’ ya da ‘Teşrifat nazırı’ olurmuş Yüksel Bey.

Yüksel Söylemez’in kimliği sadece diplomatlıktan ibaret değil. O aynı zamanda uluslararası üne sahip bir şair ve ressam. Kırpıntı Bohçası, Şeytan Tırnağı, Simidin Susamı, Üçleme, Sevilere Övgü, Eskiler, Kızıma Mektup, Afrika Afrika, Mostar Köprüsü, Yaban Düşleri, Vahşi Düşler adlı şiir kitapları var. İngilizce düşünüp İngilizce yazıyor, sonra Türkçeye çeviriyor. 1984’de Londra’da görevliyken yayınladığı ‘Sevi Bir Tas Tavuk Çorbası’ adlı şiir kitabı ise Çince dahil 21 yabancı dile çevrilmiş. Üç yıl önce kaybettiği eşi Nur Garan’dan Belmin adlı kızıyla Timur adlı oğlu var, Belmin belgeselci, Timur ise Washington Büyükelçiliği’nde Senato’yla ilişkilerden sorumlu müsteşar.

Bu arada size 2 küçük not: Evde konuk olan bir yabancı yanlışlıkla banyonun kapısını açar. Bir de ne görsün, ev sahibesi çırılçıplak duşun altında. Büyük bir mahcubiyetle kapıyı kapatırken, gördüğü sanki ev sahibiymiş gibi; ‘Affedersiniz beyefendi’ der. Onun adı, 11 Haziran 1931 İstanbul doğumlu Yüksel Söylemez olmalıdır.

Bir diplomatımız o kadar nazikmiş ki Seine Nehri’ne Siz Nehri dermiş. Bir başka diplomatımız da, Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’un adını söylerken; ‘Affedersiniz, Ulan Batur’ dermiş...

- Efendim, hemen ifade edeyim, bendeniz Leman Gölü’ne Leman diyenlerdenim. Görgü, eski deyişle ‘adabımuaşeret’, İngilizcesiyle ‘good manners’, toplumsal yaşamda kurduğumuz ilişkilere egemen olması gereken esas ve yöntemlerin bütünüdür. Görgü, belki size daha farklı bir nitelik kazandırmaz ama, yaşamınızı kolaylaştırıp diğer insanlarla daha iyi ilişkiler kurmanızı sağlar. Nazik, hoşgörülü, başkalarını rahatsız etmeyen, incelikli ve saygılı insanlar, toplumda her zaman ayrıcalıklı bir yere, değere sahip olur.

Osmanlı’da, Cumhuriyet’in ilk yıllarında görgü vardı, teknoloji yoktu. Teknoloji geldi, sonunda bizi bugünkü görgüsüzlük çağına getirdi. Bu durumdan kurtulmak için hemen ulusal çapta doğru davranış seferberliği ilan etmeliyiz. Hatırlayalım, yükseliş döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyaret eden yabancı ülke elçileri, sarayda gördükleri kusursuz protokolü ülkelerine döndüklerinde hükümdarlarına iletmişler. Osmanlı saray protokolüne özenen İngiliz ve Fransız sarayları, bu alandaki uzman kişileri yetişmeleri için İstanbul’a göndermiş. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nin protokol müdürlüklerini yıllarca Sinan Korle ve İzzet Sedes yaptı. Demek ki, dünyaya protokol ve uluslararası görgü kurallarını biz Türk’ler öğrettik.

ÇAĞLAYANGİL’İN ÜSTÜNE KİMSE YOK

Merhum İhsan Sabri Çağlayangil, anılarında İsmet İnönü’nün kendisine protokolü şöyle tanımladığını anlatır: ‘Kendinden büyüğünün önüne geçme, ayarınla yan yana yürü, küçüğünün ardına düşme.’

- Bugüne kadar gelmiş geçmiş en başarılı Dışişleri Bakanı, bence merhum İhsan Sabri Çağlayangil’dir. Ondan sonra Hikmet Çetin gelir, her ikisi de diplomat değil... Bir büyükelçi düşünün, bir Türk heyetini makamında kabul ediyor. Büyükelçinin elinde bir bardak var, içindeki kola da olabilir. Bu çok şık bir manzara mıdır? Bir büyükelçinin sofrasında Ankara Dışişleri’nden gelmiş bir uzman misafir de var. Hizmetli yemek servisine başlayacak, uzman zat tabağının içinde duran peçeteyi bir türlü almıyor. Bunun üzerine sefire hanım kendisine peçeteyi alması gerektiğini fısıldıyor. Nihayet peçeteyi alıyor ama, yemeğin sonuna kadar sol elinde bayrak gibi tutuyor. Ayrıca, birçok başbakanımızın da zaman kavramına riayet etmediğini gördük. Birçok yabancı devlet adamının nasıl müşkül durumlarda kaldıklarını bilirim. Hatta bunun bazen kasten yapıldığına da tanık oldum, adlarını sorma, onlar kendilerini bilir.

ZENGİN OLMAK İLE ZENGİN YAŞAMAK FARKLI ŞEYLER

* Çay Yolu’ndaki site evi tablolar, antikalar, Çin işleriyle dolu. Başka evlerinde de var...

- Ben eskiden beri modern resim ve heykel hayranıyım, ilk resmimi 1950’li yıllarda yaptım. Türkiye’de ve birçok ülkede resim sergilerim açıldı, büyük övgüler aldım. Bunlardan bir kısmını bu evde, ötekileri ise depoda özenle saklıyorum. Soyut çalıştığım için yaptığım resimlerimin hiçbirinin adı yok, benim için hepsi aynı değerde. Sevgili Süsoy, 43 küsur yıllık hizmetimin yarısından fazlasını dış ülkelerde geçirdim. Dört kıtada, dokuz ülkede diplomat olarak ülkeme hizmet ettim, ne mutlu bana. Oğlum Timur’a Hariciye’ye girerken şöyle demiştim: ‘Zengin olmak istiyorsan hariciyede işin yok, zengin yaşamak istiyorsan babanın gittiği yoldan git. Gözümü kapadığım anda Belvin ve sen bilin ki, babanız çok mutlu bir şekilde terkidiyar etmiştir.’

KOLEKSİYONUNU HİBE EDECEĞİ MÜZE ARIYOR

-Benim sanat ve güzellik merakım, eski ve artistik değeri olan eşya toplamama neden oldu. Hepsini devletimin bana verdiği imkanlarla topladım, şimdi bunları millete iade etmek istiyorum. Hepsini bir müzeye hibe etmek istiyorum, bunun için çocuklarımın iznini de aldım. İstanbul’da Eczacıbaşı’nın yeni açtığı müzeye haber gönderdim ama, daha gelip görmediler. Belki de anlayamadılar, bunların ne kadar modern eserler olduğunu. Bu evde Çin kısmı var, diğer dairede ise Hint, Afrika, Tayland’dan eserler var, toplam birkaç yüz parça. Bunların Türkiye’de bir örneği daha yok. Büyük kütüphanemi ise Dışişleri Bakanlığı’na hibe edeceğim.

Eşinin arkasından bir şey için ‘getir’ diye bağırmak görgüsüzce

Eşinizle ilgili bir sorununuz varsa bir an önce konuşun, sakın ertelemeyin. Tartışmanızı çocuğunuzun olmadığı bir zamanda evinizde yapın.

Eşinize adıyla hitap edin, kızım, oğlum gibi sözcüklerle seslenmeniz hoş olmaz.

Onu başkalarının yanında eleştirmeyin. Başkalarının yanında, işinden, aile içi davranışlarından dolayı eleştirilen kişi savunmaya geçeceğinden, hiçbir sonuca varamazsınız.

Eşinizi arada sırada hoşunuza giden bir davranışından ötürü övmekten de çekinmeyin, zira şımaracak yaşı çoktan geçmiş olmalı.

Eşinize karşı dürüst olmanın rahatlığını yaşayın. Dürüst davrandığınızda çok zor gibi görünen sorunlar bile daha kolaylaşacaktır.

Sabah kalkınca eşinize, çocuklarınıza ‘günaydın’, akşam yatarken ‘iyi geceler’ demeyi ihmal etmeyin.

Eşinizi işyerinden sürekli arayıp rahatsız etmeyin. Onu, telefonla konuşmasını kısa kesmesi gerektiği kendisine hatırlatmak zorunda bırakmayın.

Eşinizle evde iş bölümü yapmanız, ona olan sevginizin bir göstergesidir. İş bölümü bir yana, kahve pişirmek, yemeğini hazırlamak, hatta bulaşık yıkamak gibi sürprizlerle de karınızı mutlu edebilirsiniz.

Arkanızdan terliklerinizi, dağılmış gazete ve dergilerinizi, pijamalarınızı toplayacak biri var diye düşünürseniz, sevgi anlayışınızı gölgelersiniz.

Eşinizden bir şey isterken ‘getir’ ya da ‘ver’ diye bağırmak görgüsüzlüktür. Cümlenizin başında ya da sonunda lütfen diyerek aynı isteği ince bir dille iletin, teşekkür etmeyi de ihmal etmeyin.

Kendinizden eşinize hediye alma mutluluğunu esirgemeyin, bunun için özel günleri beklemeniz şart değil.

Sofra adabı

Yemek aralarında eller dizler üzerinde tutulur, kolları masaya yaymak yanlıştır.

Peçeteyle ter kurulanmaz, tabak, çatal, bıçak veya kadeh silinmez. Peçete diz üzerine konulur, boyna asılmaz veya tabak altına iliştirilmez. Sofradan kalkarken peçete kullanıldığı belli olacak şekilde hafifçe toplanıp tabağın sol yanına bırakılır.

Yemek, servis tabağındaki servis çatalı sol elle ve servis kaşığı sağ elle tutularak tabağa alınır.

Tabak ele alınmaz, hizmetlilere uzatılmaz, hizmetli tarafından sofradan alınır.

Ekmek, sol elle her defasında küçük bir parça olarak koparılıp ağza atılmalıdır. Ekmeği önceden elle veya bıçakla küçük parçalara bölmek kibarlık değildir.

Kaşığın her türlüsü daima sağ elle tutulur. Eğer bıçakla birlikte kullanılmıyorsa çatalı sağ elinize alabilirsiniz.

Her lokma yeneceği zaman kesilmelidir. Yemeği önce keserek küçük parçalara ayırmak doğru değildir. Yemeği üfleyerek yemek doğru değildir.

Dünya nelere küfrediyor?

Amerikalı:
Ayağını veya başını bir yere vurduğu zaman, içkiliyken, kabadayılık gösterisi yaparken.

İngiliz: Otobüs veya metro kaçırdığı zaman.

Fransız: İşleri ters gidince, otoyol tıkandığında, bürokraside, at yarışında, maç izlerken.

İtalyan: Kadınlara, direksiyon başında, kırmızı ışıkta geçenlere, park ederken ve maçta.

Portekizli: Öğle yemeğinde kırmızı şarabı kaçırırsa küfürsüz cümlesi yok.

Yunanlı: Her 3 kelimeden birisi küfür.

Ya biz Türkler?..

Şampanya nasıl açılır

Şampanyanın mantarının büyük bir gürültüyle patlatarak açmak, son derece görgüsüz bir davranıştır. Önce kapağın üzerindeki koruyucu teli söküp çıkarın. Mantarı sıkı sıkı tutun ve elinizle dibinden tuttuğunuz şişeyi çevirin. Mantar yavaş yukarı doğru çıkıp yolun dörtte üçüne geldiğinde şişeye biraz hava girmesini sağlayın.
X