Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa, Kıbrıs’ta kendini aldatıyor

25’lerin üzerinde anlaştıkları Karşı Deklarasyon Türkiye’nin istemediği görüşlerle çıktı. Bu sonuç, Türkiye’nin 3 Ekim’de masadan kalkmasını gerektirecek kadar kötü değil. Ancak masaya oturduktan sonra Kıbrıs sorunu her kavşakta karşımıza çıkacak.

Avrupa Birliğine üye 25 ülke sonunda anlaştılar. Türkiye’nin Temmuz ayında, Kıbrıs konusunda yaptığı (Kıbrıs’ı tanımadığı yolundaki) tek yanlı Deklarasyona bir Karşı Deklarasyonla yanıt verdiler.

Türkiye’nin Deklarasyonu sadece kendini bağlıyordu ve çözüm bulunmadan önce Kıbrıs’ın resmen tanınmayacağının altını çiziyordu.

25’lerin Karşı Deklarasyonları da tek yanlı. Türkiye’yi bağlamıyor. Yaptırımı yok, ancak Avrupa’nın bundan sonra Kıbrıs konusundaki “eğilimini”ortaya koyuyor. Bağlayıcılığı olmasa dahi, Kıbrıs politikasının ipuçlarını veriyor.

1 inci mesajı da şöyle: Müzakereler sürecinde Kıbrıs’ı tanımalısınız.

Ancak, bu tanıma konusuna kesin bir tarih vermiyor. Yani son müzakere gününe kadar tanıma tartışmaları sürdürülecek.

2 inci mesaj da şöyle: Türkiye, gümrük birliği çerçevesinde, Kıbrıs ürünlerini taşıyacak Kıbrıs bandıralı gemilere limanlarını açmalı. Açmadığı taktirde, bu durum müzakereleri etkileyecek.

Bu konuda da kesin bir tarih yok. Yani ucu açık bir tartışma.

Avrupa Birliğinin yaklaşımı etik değil. Uluslararası hakkaniyete uygun değil.

Bazı ülkelerin iç politikalarından kaynaklanan yaklaşımları ve Türkiye ile müzakereleri mümkün olduğu kadar uzatma çabaları, Karşı Deklarasyona yansıdı.

Avrupa Birliği, bu tutumuyla açıkça kendi kendini aldatıyor.

Herkesin bilmesi gereken bir nokta var ki, Türkiye’de hiçbir hükümet bu dayatmayı kabullenemez. Türkiye, bu aşamaya gelindikten sonra, ne limanlarını açabilecek, ne de Kıbrıs’ı tanıyacaktır.

Avrupalılar da bu gerçeği çok iyi biliyorlar. Ancak, bir yandan Rumları ve Yunanlıları tatmin etmek, öte yandan da Türkiye ile müzakereleri -eğer mutlaka durdurmak isterlerse- engelleyebilecek bir manivelayı elinde tutmak istedikleri anlaşılıyor.
Hazırlıklı olalım. Bundan sonra her aşamada karşımıza Kıbrıs çıkacaktır. Her müzakere açılışı veya kapatılmasında Rumlar “Türkiye ne limanlarını açtı, ne de bizi resmen tanıdı” diye şikayet edecekler. Diğer üyeler diledikleri anda Rumların arkasına saklanacaklar ve Türkiye’ye baskı yapmaya çalışacaklar.

Bütün müzakereler süresince burnumuzdan getirecekler.

NE YAPALIM ? KAPIYI VURUP GİDELİM Mİ ?

Şimdi bu temel soruya yanıt vermemiz gerekiyor: Ne yapmalı? Bağlayıcı yanı olmayan bu deklarasyona bakıp 3 ekim’de masaya oturmaktan vaz mı geçelim?

Hayır.

Böyle bir tutum büyük hata olur.

Masaya oturulmalı ve karşımıza çıkacak tüm güçlüklerle mücadele etmeliyiz.

Deklarasyon bizi rahatsız edebilir, ancak kapıyı vurduracak kadar değil.

Bardağın dolu tarafına bakıldığında durum farklılaşıyor.

Örneğin, Kıbrıs’ta çözümün yine de Birleşmiş Milletler çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiği belirtiliyor. Ayrıca Kıbrıs’ın istediği gibi kesin tarihler konmadı. Papadopulos kısıtlı biçimde tatmin edildi ve orada kalınıldı.

Bardağın en olumlu yönü, yarısından fazlasının dolu olması, yani 3 ekim müzakerelerinin önünün açılması. Unutmayalım ki, 3 ekim randevusu şu veya bu şekilde iptal edilseydi, Türkiye açısından çok daha büyük ekonomik ve politik sorunlarla karşı karşıya kalacaktık.

Şimdi, kerhen veya zor dahi olsa, yine de masaya oturulacak.
* * *

ULUSLARARASI İLİŞKİLER HAKSIZLIKLARLA DOLU...

Olayların içine girdikçe, Uluslararası ilişkilerin ne kadar çifte standart, ne kadar haksızlıklarla dolu olduğunu görüyoruz. Haksızlık ve çifte standart diz boyu.

Hiç merak etmeyin, bizde yapıyoruz. Bizde, işimize geldiğinde bir önce söylediğimizi kıvırtıyoruz. Ancak bunu Avrupalılar yaptığında daha çok kızıyoruz. Nedeni de, Avrupalıların sürekli şekilde “sözünde durma” ve ”güvenilir olma” ilkeleriyle övünmeleri.

Bu konuda, bizimle Avrupalılar arasındaki temel farklılık, bizim karşımızdakinin gözüne sokarcasına yapmamız, Avrupalıların ise kılıfına uydurması.

Ancak bu defa kılıfa uydurmayı da pek başarabilmiş değiller. Minare kılıfa veya çuvala sığmadı.

Kıbrıs’ta, birleşmeye Rumlar hayır desinler... Bütün AB ülkeleri bu durumu eleştirsin... KKTC’ye uygulanan izalasyonun kalkması için harekete geçilsin, ancak Rumlar itiraz edince durulsun...

Sonra da kalkıp Türkiye’den, sanki Rumlar’ı ödüllendirir gibi, limanlarını açma taahhüdü iste...

İşte bu kadarı biraz fazla... Gerçektende minare kılıfına sığmadı...

X