Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa için değil kendimiz için

HAMASET milliyetçileri, soykırım iddialarıyla ilgili konferansı yasaklatarak bir bardak sudaki fırtınaya kaptan olmaya kalktılar ama olamadılar. Bu girişim aklıma yıllardan beri sorduğum soruları yeniden getirdi. Ermenistan’da soykırım ile ilgili kitap ve yayın sayısını öğrendiğimde ne kadar şaşırmışsam, bizde konuyla ilgili en derli toplu araştırmanın sadece 20 yıl önce merhum Büyükelçi Kamuran Gürün tarafından yapıldığını öğrendiğimde de o kadar şaşırmıştım. Avrupa ve ABD’de çeşitli üniversitelere bağlı soykırım iddialarıyla ilgili araştırmalar yapan enstitüleri varken, neden bizim üniversitelerimizde Ermeni Araştırma Enstitüsü yok, neden Türklerin bakış açısı ile bilimsel çalışmalar yapılmıyor sorusunu kendime hep sordum. Soykırım iddiaları bu denli karşımıza dikilmeseydi bu konuyla ilgilenen çıkabilir miydi acaba? Sanmıyorum. Kendi tarihine meraksız bir ulus yaratmak için öyle çaba sarf ettik ki. Tarih konusundaki entellektüel çabaların esasını iddialara yanıt arama çabası içinde bir üretim faaliyeti oluşturdu. Hamaset milliyetçileri aynı çizginin devam etmesini istiyorlar. Ama artık mümkün değil. Türkiye bu dönemeci aştı. Avrupa Birliği istediği için değil, bu halk artık özgürlüklerin anlamını kavradığı için hamaset milliyetçilerinin, adalet de dahil tüm mekanizmaları kullanarak kendi inançları dışındaki görüşleri susturmak istemelerini kabul etmiyor. *** BUNU görmek için, İstanbul 4. İdare Mahkemesi kararına tepkilere bir göz atmak yeter. Türkiye’de ilk kez, ifade özgürlüğüne böylesine sahip çıkılıyor. İlk kez bir Başbakan, kendisinin de benimsediği ve uluslararası platformda savunduğu bir görüşe karşı fikirlerin ifadesinin engellenmesine bu kadar kesin tavır alıyor.İktidardan muhalefete kadar siyaset yelpazesinin etkili çoğunluğu da, mahkemenin bu kararını eleştiriyor. Üstelik de bu eleştiriler, soykırım iddiaları konusunda şüphe taşıyanlardan değil, en çok karşı çıkanlardan geliyor. Demek ki, Türkiye demokrasiyi Kopenhag kriterlerine uyum endişesi ile değil, kendisi için istiyor. ***DÜN yabancı basında Konferansın ‘milliyetçiler’in etkisiyle yasaklandığının altı çiziliyordu. Milliyetçilik, Avrupa’da faşizmi ve nazizmin referansıdır, yurtseverliğin değil. Oysa birkaç yıl önce böyle bir şeyolsaydı bu olay Türkiye’yi mahkum eden bir dille yer alırdı haberlerde. Türkiye’nin özgürlüklere sahip çıkışı, Ermeni soykırım iddialarına karşı tezlerinin ciddiyetini de artıracak. Çünkü konferansın kendisinden çok, bu süreç anlam kazandı. Ermeni diyasporası Avrupa ve Amerika’da, 1915 olaylarının soykırım olmadığını söyleyen bilim adamlarına cehennemi yaşatırken, bu konunun Türkiye’de her yönüyle tartışılıyor olması diyaspora için bir darbe, bizim açımızdan ise kazançtır.
X