Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa’dan Türkiye’ye önemli mesajlar var...

Olli Rehn, sadece “AB, Türkiye’nin laik sisteminin güvencesidir” demekle kalmadı. Türk-AB ilişkilerinin önünün açıldığını, fırtınanın bittiğini söylüyor. Brüksel’de, Türkiye masası rahatlamış durumda. Almanya gibi, Fransa’nın da müzakerelerin devamına yeşil ışık yakması memnuniyet yaratıyor. Şimdi bütün gözler Ankara’ya dönmüş durumda.

İki hafta önce Brüksel’e gittim.

          

Amacım, uzun bir aradan sonra Türkiye- Avrupa Birliği İlişkilerinin Brüksel’den nasıl göründüğünü anlayabilmekti. 2006 Aralığından itibaren bu ilişkiler adeta unutulmuştu.

          

Üstelik bu süreçte, iki büyük krizle karşı karşıya kalmıştık. Bunlardan biri, Türkiye’deki krizli Cumhurbaşkanlığı seçim süreci, diğeri de Fransız Devlet Başkanı Sarkozy’nin, Türkiye’yi dışlayan, Avrupalı dahi sayılamayacağını açıklayan konuşmalarıydı.

          

Bu iki kriz, Türkiye ile Avrupa’nın ilişkilerinin kopma noktasına yakınlaştığının işaretleriyle doluydu.

 

Bir yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri “askeri muhtıra” anlamına gelen açıklamalarla siyasete müdahele ediyor ve böylece AB’ nin en duyarlı olduğu kriter çiğneniyor, öte yanda da Sarkozy, müzakereleri durduracağının tüm işaretlerini veriyordu.

 

Bütün bunlar olurken, AKP hükümeti de seçim sürecinde reform paketlerini askıya almış, MHP ve CHP’ye oy kazandırabileceği gerekçesiyle, simgeleşen 301’inci maddenin değiştirilmesini de sümen altı etmişti.

          

Brüksel’i kara bulutlar kaplamıştı.

          

Büyük bir kötümserlik hakimdi.

          

Yolun sonuna gelindiği ve yıl sonunda toplanacak olan ABdoruğunda, Türk cenazesinin çivilenip gömüleceğinden söz edilir olmuştu.

          

İşte bu aşamada (ilkbaharda), AB Komisyonu genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn, Komisyon Başkanı Barasso ile üç hedefli bir yaklaşım saptadı:

 

-       Türkiye ve AB’deki krizlerin kazasız atlatılmasını sağlamak.

-       Müzakerelerin durdurulmasını önlemek.

-       Ardından müzakereleri yeniden canlandırmak.

 

Avrupa Komisyonu Türkiye’yi korumak ve kollamak için kolları sıvadı.

 

Bir yandan, TSK açıklamalarına sınırlı bir tepki vermekle yetindi. Üstüne gitmedi. Ardından, “Türkiye’ye anlayışla yaklaşalım. Son derece önemli bir seçim sürecinden geçiyor. Demokrasi sınavı veriyor. Bu ülkeyi hırpalamayalım” diyerek, üye ülkelerin katı eleştirilerini engelledi.

 

Öte yandan da, şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde, AB’nin kurucu üyesi Fransaya açıkça karşı çıktı. Sarkozy’e , Türkiye ile müzakerelerin durdurulmaması yolunda açıkça cephe aldı.

Ve başarı kazandı.

 

Hem Türkiye kendi iç krizlerinden kurtuldu, hem de Sarkozy tutumunu esnekleştirdi. Türkiye-AB müzakerelerinin önü açıldı.

 

                                             *                               *                               *

 

BRÜKSEL’DE ZAFER MESAJLARI VERİLİYOR

 

İşte bende böyle bir havada Brüksel’e gittim.

 

Hem Komisyon, hem Konsey, hem de Parlamentonun nabzını tuttum.

 

Açıkçası, hayretler içinde kaldım.

 

Bizler ne kadar karamsar isek, onlar o kadar iyimserlerdi.

 

Ben de kimle konuşsam aynı yanıtları aldım.

 

Mesajları şöyle özetleyebilirim:

 

-       Türkiye- AB ilişkilerindeki kara bulutlar dağılmış, krizler atlatılmış ve müzakerelerin yeniden hareketlenmesi için zemin hazırlanmıştır.

 

-       Türkiye dosyası artık eski ve abartılı heyecanını kaybetmiştir. Hem üye ülkeler, hem de kamuoyu, Türkiye’yi kaybetmemek gerektiği fikrine biraz daha yaklaşmıştır.

 

-       Almanya’dan sonra, şimdi de Fransa müzakerelerin sürdürülmesini kabullenmiş ve engel kalmamıştır.

 

-       Ekim ayında bir, Aralık ayında da bir başka paragraf daha müzakereye açılacaktır. Teknik olarak, müzakere süreci, belki yavaş olabilir, ancak yürümektedir.

 

-       Şimdi, yeniden hareketlenme zamanıdır. Bunun için de, Türkiye’nin reformları yeniden başlatması, AB’nin de Türkiye’yi sorgulayan, hırpalayan yaklaşımları bırakması ve verilen sözlerin tutulması gerekmektedir.

 

Anlayacağınız, Brüksel’den baktığınızda, bambaşka bir Türkiye görüyorsunuz.

 

İstikrarlı, demokrasi sınavından başarıyla geçmiş, krizlerini atlatmış bir Türkiye. Bu Türkiye’ye Avrupa’nın bakışı da inanılmaz derecede farklı. Özellikle seçim sonuçlarının, Avrupa parlamentosu üzerindeki etkilerini, parlamentonun en eski uzmanlarından biri bana şöyle anlattı:

 

…Parlamenterler, özellikle seçim öncesinde, askerin tepkilerini ve cumhuriyet mitinglerini görüp kaygılanmışlardı. Türkiye’nin laik-anti laik kavgasına gireceğini, Kürtlerle çatışmaya kayacağından söz ediyorlardı. Seçimlerde AKP’nin- askerin uyarısına rağmen- yüzde 47 oy alması ve daha da önemlisi, Güneydoğu’da Kürtlerin de AKP oy vermeleri herkesi şaşırttı…Türk toplumunun sağduyusuna ve farklı refleks göstermesine hayran kaldılar. Türkiye meğer bizim sandığımız gibi değilmiş, diyenlerin sayıları arttı…”

Peki, bu ilişkileri canlandırmak için ne yapmak gerekiyor? Brükselne diyor?

 

Bunu da yarınki yazımda sizlerle paylaşacağım.

 

X