Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa’da işkence

BİZİM hapishanelerimizde tutuklu bir yabancının kılına dokunulsa o kişinin memleketinde bunun ne büyük haber olduğunu geçmişte gördük.

Yabancı basın hemen o anda ateş püskürür, ortalık derhal ayağa kalkar. Avrupa Parlamentosu devreye girer, manşetler birbirini izler. Orada çıkan haberler de bizim basında büyük puntolarla yer alır.

Yerin dibine gireriz.

Bu sefer tersine oldu. Geçtiğimiz cumartesi günü Belçika’daki bir hapishanede bir Türk’ün işkence sonucu öldüğü öğrenildi. 31 yaşındaki Mikail Tekin adındaki vatandaş park yeri sorunu nedeniyle polisle ağız dalaşına girdiği için tutuklanmıştı. Belçika polisinin elinden kaçırdığı Sabancı suikastının tutuklusu Fehriye Erdal gibi vahim bir suç işlememişti Mikail Çetin. Ölen vatandaşımıza yapılan işkencenin izleri hemşire olan kuzeninin çektiği fotoğraflarla da kanıtlandı. Ağzına cop sokulmuştu. Belçikalı savcı, Tekin’in ölüm raporuna “Fiziksel şiddete uğramıştır” diye yazdı.

Tersi oldu derken bir düzeltme yapmak gerekir. Bugüne dek Türk hapishanesinde işkence görüp ölen Türkleri biliyorum da, bir yabancının başına bunun geldiğini hatırlamıyorum.

Gelgelelim olayın ilk üç günü bizim gösterdiğimiz tepkiler son derece cılız kaldı. Nerede yabancı basının kopardığı cayırtı, nerede bizimki. Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun soruşturma açılma isteği de sıradan bir haber muamelesi gördü.

İlk akla gelen, biz işkenceye tepkisiz bir toplum muyuz? Öyleysek bunun sebebi nedir?

İkinci soru, onların vatandaşları neden bizimkilerden daha kıymetli?

Bana öyle geliyor ki bizim hâlâ millet olmakla ilgili sorunumuz var. Sorunun kaynağında bu ülkeye aidiyet duymamak yatıyor.

Kendimizi bu ülkeye ait hissetmek... En büyük eksiğimiz.

En basitinden başlarsak, nasıl oluyor da Boğaziçi Köprüsü’nden geçerken otomobilin camını açan adam bir buçuk litrelik pet şişeyi hiç fütursuz camdan dışarı fırlatıyor? O köprüyü, o şehri, o ülkeyi kendine ait hissetse böyle yapmazdı.

Güllük Körfezi’ne lağım suyunu akıtan tesislerde oturanlar yazın keyfini çıkarırken hiç suçluluk duymuyorlar. Sanırsınız ki o koy başkasının malı... Bunun gibi binlerce örnek... Kendi ormanını, kendi denizini kendine ait hissetmiyorsan, o zaman sen vatandaş da değilsin.

Ve sonunda kendi vatandaşının yabancı hapishanede öldürülmesine tepkisiz bir toplum. Tepki sivil toplumu oluşturan tüm kurumlarla verilir. Böyle bir konuda Meclis yetmez, Dışişleri’nin olayın üçüncü günü Belçika’ya nota vermesi yetmez, basının arka sayfa haberleri yetmez.

Avrupa Birliği’nin başkentini barındıran ülkede bir Türk işkence görüp ölüyor. Nasıl olur da hâlâ ortalığı ayağa kaldıramadık?

Sonra da çıkıp ağlaşırız, adamlar bize çifte standart uyguluyor diye...

Bu konuda en büyük görev Türk medyasının. Vatandaşlık bilincinin de, ulusal aidiyetlerin de oluşmasında birinci etken basındır. Bu olayın peşini bırakmayalım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI