Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa ahlak ilkelerine nanik yapma becerimiz

<B>FRANSA’</B>da yaşanan son olaydan toplum olarak hepimizin derin dersler çıkarması gerekir.

Nedense Avrupa’nın ahlak ilkelerini ve bunların çiğnenmesi durumunda kayıtsız şartsız uygulanan kuralları aklımıza ve gönlümüze bir türlü sığdıramıyoruz.

Ya önemsemeyip görmezlikten geliyoruz, ya da şarklılığımızın baskın çıkmasıyla bağışlayıveriyoruz.

Sonuçta, yolsuzluk yapan, ahlak kurallarını çiğneyenlerle suç ortağı oluyoruz.

Önce, belki aynı alışkanlıkların sonucunda birçoğumuzun dikkatlerinden kaçan, ya da olağan karşılanan Fransa’daki skandalı özetleyelim.

Fransa’nın 44 yaşındaki yeni Maliye Bakanı Herve Gaymard, Paris’in en pahalı semtlerinden birinde, aylığı 14 bin Euro’ya kiraladığı süper lüks dairenin kirasını devlete ödettirdiği ve mal varlığı hakkında topluma yalan söylediği için kamuoyunun tepkisini bile beklemeden istifa etmek zorunda kaldı.

Gaymard niye bizde olduğu gibi bin dereden su getirip işi sulandırma cesaretini göstermedi? Niçin istifa etmek için ayak diremedi?

Çünkü Fransız halkının nasıl acımasız bir hışımla üstüne gelip onu perişan edeceğini çok iyi biliyordu.

Çünkü Avrupa’daki ahlak kuralları kendisine başka bir şans tanımıyordu.

* * *

Şimdi gelelim Türkiye’ye...

Geçmişte yaşadığımız olayları düşünün. Burada tek tek saymaya kalkarsak köşemize sığdırmakta zorlanırız.

Politikacıların mal varlıklarındaki anormal artışlar, yurtdışında çıkan mallar, çıkar amaçlı ihale kayırmaları, devlet kesesinden aile bireylerine, akraba ve dostlara dağıtılan ulufeler...

Yolsuzluklar, talanlar vesaire, vesaire...

Bütün o skandallardan sonra ne oldu? Bunları yapanlardan bir tekinin bile istifa ettiğini anımsıyor musunuz?

Hepsi uyutulup gitmedi mi? Bizler duyarsızlık içinde bu skandalları unutmadık mı?

Unuttuk, hem de bal gibi unuttuk.

Neden ahlak değerleri konusunda Avrupalılar gibi ilkeli davranamıyoruz?

* * *

Şimdi kızdığı zaman toplumun her kesiminin ağzının payını veren bir başbakana sahibiz.

Onu başımıza biz getirdik.

Ama onu başımıza getirdik diye onun her yaptığını hoşgörüyle karşılamak zorunda değiliz.

Çocuklarının yurtdışındaki eğitim giderlerinin bir işadamı tarafından karşılanmasına sesimizi çıkarmadık.

Bu giderler öyle az buz da değildi, on binlerce dolar tutuyordu. Bu işadamı hálá da bu giderleri karşılamaya devam ediyor.

Başbakan’ın iç ve dış gezilerinde ziyaret ettiği kuruluşlardan hediye istemesi, verilenleri kabul etmesi toplumsal onurumuzu incitmişti.

Ama buna bile gerekli tepkiyi göstermedik.

Bir Batılı ülkenin başbakanı bunları yapsa siyasi yaşamı noktalanmaz mıydı?

Erdoğan bu konuda medyada çıkan haberleri önemsemedi bile.

Günler sonra değerli armağanların bir kısmını iade etti, bir kısmını ise hazineye kaydettirdi.

Olay da bitti.

Bitti mi, yoksa siyasi yaşamımızda kronikleşmiş hastalığı daha da derinleştirdi mi?

İşte bunun içindir ki, Fransa’da patlak veren ve bizdekilerin yanında devede kulak kalan Herve Gaymard olayını ibretle izlememiz, dersler çıkarmamız gerekiyor.
X