Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avaz avaz gözyaşı çığlıkları!

Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Sınırlar ve sabırlar hep aynı tarihte mi zorlanır? Bu şekilde mi sınırların daraltılacağı sanılır, ruhu ve sabrı zorlayan sınırlar bu şekilde mi aşılır?

Öyle olduğunu sananlar varsa fena halde yanılır!

Evet canlar gidiyor, kalplere ateş düşüyor ama ne yaparsanız yapın, milli bütünlüğümüzü bu şekilde bozamaz, ülke sınırlarımızı bu şekilde daraltamazsınız.

Daha geçtiğimiz Ağustos ayında, 17 Ağustos 2011’de; Hakkari-Çukurca karayolunun 12. kilometresinde askeri konvoya patlayıcı düzenekleri ile yapılan saldırıda 11 asker ve 1 köy korucusu şehit düşmüş, 14 asker de yaralanmıştı.

Bu kez yine Hakkari Çukurca’da; 24 şehit, 18 yaralı…

Aynı yer, aynı sınır…

Ama bu kez gerçekten sınır aşılıyor.

Sabırları zorluyor.

Yürekleri dağlıyor.

Sınırımızdaki dağlarda şehit olan askerlerimizin acısı içimizi kahrediyor.

Sadece ben değil, siz değil, Türkiye ağlıyor.

Acı haberi duyduktan sonra ne bir şey okuyabildim, ne yazabildim.

Ne yediğim yemeğin, içtiğim suyun tadını alabildim.

Ne de bir şey yapmak geldi içimden.

Avaz avaz gözyaşı çığlıkları!

Güzel bir güne başlamak yerine acı haberi aldığımdan bu yana yaşamın, kelimelerin sadece dağ başında değil, İstanbul’da, kalbimde ve ruhumda yerle bir olduğu, içimdeki her şeyin sustuğu noktadayım.

İstediğim kadar susayım, susalım, içimizden, gözümüzden avaz avaz gözyaşı çığlıkları…

Sadece sınırdaki dağ başı coğrafyasında değil sınırları belli olan bedenimin canevi coğrafyasında, her bir zerresinde yaşandı bu acı, çoğalıp gözyaşlarımla taşarak.

Acı sadece o coğrafyalarda yaşanmıyor, ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Herkesi perişan ediyor.

Sadece şehitlerimiz değil ölenler. Bugün 24 anne daha öldü!

İnsanları sakinleştirmek için yapılan ama ‘Keşke hiç yapılmasaydı’ dedirten, zirveden gelen açıklamalar da, iplerin kimin elinde olduğu gerçeğiyle buluşturuyor bizi.

***

Günümüzde en çok sorulan ‘Türkiye nereye gidiyor?’ sorusuna, geçen yıl çıkardığı, ‘Demokrasimizle Yüzleşmek’ adlı kitabında, açık ve net yanıtlar veren Sayın Emre Kongar, sanki bu yaşadığımız acıların bugünlerde başımıza geleceğini bilmiş de yazmış.

‘Söz konusu ideolojik bir bütünlükse, bunu yıkmak isteyenlerin eyleme geçme imkânlarının olduğunu ve bu bir de dış destekler aracılığıyla gerçekleşiyor. Gerçekleştiriliyorsa işimiz zor” diyor Emre Kongar. Zor ama bu zorlukları aşabilme konusunda gerekenlerin uygulanması halinde, ulusal gücümüzle bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi belirterek...

Emre Kongar’ın yazdığı, bazı gerçeklerin altını çizdiği bu satırlar da acıtıyor bizi şehitlerimizin acısı gibi. Bazı gerçekler acıdır ve acıtır ya...

Ama bu acının inadına, itidalimizi kaybetmemek...

Yaşanan bu tür acı olayların son yıllarda gerçekleştiği tarihlere bakıyorum da… Ya bayramdan birkaç gün – birkaç hafta önce, ya bayramda ya da bayramdan hemen sonra…

21 Ekim 2007’de, 3 Ekim 2008’de, geçtiğimiz yıl da yine sınırda kaybettiğimiz, şehit olan askerlerimizin haberini aldığımız tarihe bakın!

Hep Ekim ayında…

Bugünkü şehit acısını alarak sarsıldığımız tarih; 19 Ekim!

Ve Cumhuriyet Bayramı’mıza yakın tarihlerde!

Bu zamanlamaya ne diyorsunuz?

***

Daha okul sıralarında başlayan ve yetişip gelirken bize aşılanan ve buna hâlâ devam ettiğimiz bir olgu vardır bilirsiniz. Ülkemizin bir gün güzel şeyler yaşayacağı, güzel günler göreceği... ‘Bir gün her şey çok güzel olacak’ inanışı…

Bu şekilde öğretildi bize.

Sabırla, her şeye rağmen umutla o günü beklerken; bıçağın kemiğe dayandığı, öfkemizi taşıran haberle karşılaşınca umutlar meçhule doğru yol aldı, moralimiz sıfırın altına indi.

Acıları paylaşarak toplumsal bilinci harekete geçiren bizler, şu an elimizden bir şey gelmiyor sansak da; bu birliktelikle, ülkenin milli bütünlüğünün bozulmayacağını ve bayrağımızın yıllarca dalgalanacağının altını öyle güzel çiziyorlar ki… Hem de içlerindeki kocaman sevgi ve umut puntolarıyla...

Göğsümüzü kabartmak üzere; yıllar önce zorlu mücadeleleri aşarak tarih yazılan o günün 85. yılını kutlayacağımız 29 Ekim’de, daha bir anlı şanlı dalgalanacak olan bayrağımız, bu tarihten on gün önce şehitlerimize sarıldı.

Ama biliyorum ki; bu yıl da –ve gelecek yıllarda da- 29 Ekim’de, ülkemin insanları o gün de bu bayrağı dalgalandıracaklar, dalgalandıracağız. Yaşanan ve yaşatılan acılara boyun eğmeyip, yenilmediğimizi belirtircesine; Cumhuriyet’imizi, Atatürk’ümüzü, vatanı için can veren şehitlerimizi selamlayacağız.

İçinde bulunduğumuz bu durum ne zaman düzelecek, yaşadığımız kötü günler ne zaman bitecek? Bu sorun ne zaman çözülecek bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da şudur:

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu yaşamaya hazırlandığımız bugünlerde, bunun yerine ulusumuza yaşatılan bu acıyı hiç hak etmedik.

Bu güzel vatanı, dalgalanan ay-yıldızlı bayrağını seven ve üzerinde yaşadığımız bu coğrafyanın insanları olarak...

Türkiye’m, ülkemin güzel insanları bu acıları hak etmiyor.

Hak et – mi – yo – ruuuzzz!

X