ATO'dan Türkiye-IMF ilişkileri araştırması

A.A
08.07.2007 - 10:09 | Son Güncelleme:

Uluslararası Para Fonu'na (IMF) 1947 yılında üye olan Türkiye, ilk stand-by anlaşmasını 1958 yılında imzaladı. Türkiye, IMF ile 1958-2007 yıllarını kapsayan 49 yıllık dönemde ise toplam 20 stand-by anlaşması yaptı.

Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan “Türkiye-IMF İlişkileri Araştırması”na göre, halen Türkiye'de 20'nci stand-by anlaşmasını uygulayan IMF'nin bu denetim ve gözetimi Mayıs 2008'e kadar sürecek.

Son 49 yılın yarısından fazlasında Türkiye ekonomisinin yönetiminde belirleyici olan IMF, özellikle 2000'li yıllarla birlikte dünyada giderek gözden düşerken, Türkiye'de ise arka arkaya 3 stand-by anlaşması yaptı.

2000 yılı başında IMF ile süresi uzatılmış anlaşmalarla birlikte toplam 26 ülkenin stand-by (SBA) ve genişletilmiş fon kolaylığı (EFF) anlaşması bulunuyordu. Bunlardan Arjantin, Bosna Hersek, Brezilya, Estonya, Kore, Letonya, Litvanya, Meksika, Papua Yeni Gine, Filipinler, Romanya, Rusya, Tayland, Zimbabwe, Bulgaristan, Kolombiya, Endonezya, Ürdün, Kazakistan, Moldova, Pakistan, Panama, Ukrayna ve Yemen, IMF ile yollarını ayırdı.

Türkiye ve Peru, IMF'nin portföyünden kurtulamadı. Araştırmada söz konusu iki ülke ile ilgili “IMF hapishanesinde tutuklu kaldı” denilirken, Türkiye ve Peru'ya süreç içerisinde altı yeni ülke daha katıldığı belirtildi.

Araştırmaya göre bugün, IMF ile yola devam 8 ülke (Türkiye, Peru, Dominik Cumhuriyeti, Gabon, Irak, Makedonya, Paraguay ve Arnavutluk) bulunuyor.

IMF halen uygulanan ve süresi uzatılan (Arnavutluk) anlaşmalarla söz konusu ülkelere toplam 12 milyar dolar borç vermeyi taahhüt ederken, bu kredinin 10,1 milyar dolarını Türkiye'ye taahhüt edilen kredi oluşturuyor.

Bu kredinin 6,6 milyar dolarını kullanan Türkiye, 3,5 milyar dolarını ise Mayıs 2008'e kadar kullanmayı planlıyor. Stand-by anlaşmaları kapsamında IMF'nin taahhüt ettiği kredilerin bundan sonra kullanılabilecek kısmının da yüzde 70'ini Türkiye'nin kullanacağı kredi oluşturuyor.

IMF'YE EN BORÇLU ÜLKE TÜRKİYE

Brezilya ve Arjantin'in borçlarını ödemesinden sonra Türkiye, “IMF'ye en fazla borcu bulunan ülke” konumuna geldi.

1999 yılından bu yılın Mayıs ayı sonuna kadar Türkiye, IMF'den toplam 43 milyar dolar borç kullandı. Bu borcun 34,7 milyar dolarlık kısmı geri ödendi. Bu dönemde Türkiye, IMF'ye faiz olarak ise 5,6 milyar dolar ödedi.

2007 Mayıs sonu itibariyle Türkiye'nin IMF'ye toplam 8,7 milyar dolar borcu bulunuyor. Türkiye, kalan borcu için IMF'ye toplam 1 milyar dolar da faiz ödeyecek. Türkiye ödediği faizle, IMF'nin cari harcamalarını finanse eden tek ülke konumuna da geldi.

31 Ocak 2007 tarihli verilerine göre, IMF'nin 73 ülkeden alacağı bulunuyor. Toplam 19,9 milyar doları bulan bu alacağın 10,2 milyar doları (31 Ocak 2007 itibariyle) Türkiye'nin borcundan kaynaklanıyor. Bir başka ifadeyle, IMF'nin her 100 dolarlık alacağının 51 dolarını Türkiye'nin borcu oluşturuyor. Türkiye'yi 1,4 milyar dolarla Pakistan, 812 milyon dolarla Ukrayna izliyor.

BORÇLU BİR TÜRKİYE ORTAYA ÇIKTI

ATO, çalışma kapsamında IMF programlarının nasıl bir makro ekonomik tablo ortaya çıkardığını da araştırdı. Araştırmaya göre, Türkiye'ye biri çok ağır iki önemli finansal ve ekonomik kriz yaşatan ve yeni krizlere açık hale getiren IMF programlarının temel amacı, Türkiye'nin “yüksek borçluluk düzeyini düşürerek, yüksek reel faiz oranlarını kabul edilebilir düzeylere çekmek” olarak açıklanmıştı.
Dünyanın en yüksek nominal faizini vermeye devam eden Türkiye, yaşanan onca krize ve ödenen yüksek faturaya rağmen hala yüzde 11-12 düzeyinde ve dünya ortalamasının oldukça üzerinde bir reel faiz ödemeyi sürdürüyor.

1999 yılı sonunda Türkiye'nin 42 milyar dolar düzeyinde bir iç borç stoku bulunuyordu. IMF gözetiminde geçen yaklaşık 7,5 yıllık sürede iç borç stoku 153 milyar dolar artarak 195,4 milyar dolara kadar yükseldi. Milli gelirin yüzde 121 oranında arttığı bu dönemde iç borç stokundaki artış ise yüzde 365,2'ye ulaştı. 1999 yılında yüzde 22,7 olan “iç borç stokunun milli gelire oranı” 2006 yılı sonunda yüzde 44,8 oldu.

Türkiye'nin 1999 yılında toplam 103,1 milyar dolarlık dış borcu bulunuyordu. IMF ile program uygulanan dönemde dış borç yüzde 107 oranında artarak 213,4 milyar dolara (Mart 2007) kadar çıktı.

Hazine'nin iç borçları ile kamu ve özel sektörün dış borçlarının toplamından oluşan “geniş anlamda borçlar” ise bu sürede 264 milyar dolar artarak 145 milyar dolardan 409 milyar dolara kadar tırmandı.

Özel sektörün dış borçları ise 49,6 milyar dolardan 125,6 milyar dolara kadar yükseldi. Şirketlerin, Türkiye'deki bankalar ve bu bankalar aracılığıyla yurt dışından kullandıkları toplam krediler ise 33,5 milyar dolardan 139,9 milyar dolara ulaştı.

DIŞ TİCARET AÇIĞI DA ARTTI

Araştırmaya göre, Türkiye'nin bu dönemde hem ihracatı hem de ithalatı arttı. Ancak ithalat, ihracattan daha hızlı arttığı için dış ticaret açığı yükseldi.

Yıllık ihracatın yüzde 212 oranında artarak 90 milyar dolara yükseldiği bu dönemde yıllık ithalat, yüzde 265 oranında büyüyerek 144 milyar doları buldu.

Dış ticaret açığı ise yüzde 410 oranında artarak 10,5 milyar dolardan 53 milyar dolara çıktı. Bu yüzden de 1999 yılında 1,3 milyar dolar olan yıllık cari işlemler açığı 2006 yılında 32 milyar dolarla GSMH'nin yüzde 8'ine yakın bir büyüklük oluşturdu.

FATURAYI TÜM SEKTÖRLER ÖDEDİ

IMF programlarının ağır faturasını tüm sektörler ödedi. Türkiye'nin sadece bankacılık sektöründe ödediği fatura bile, orta büyüklükteki bir ülkenin milli gelirine eşit bir büyüklük oluşturdu.

1999 yılında Türkiye'de 81 banka bulunuyordu. Banka sayısı 46'ya kadar düştü. Bankacılık sektöründe yabancıların yüzde 5 olan payı bu yıl Haziran ayı itibariyle anlaşmaya varılan banka satışlarıyla birlikte yüzde 24'e, borsada sahip oldukları paylarla birlikte yüzde 40.5'e ulaştı.
Araştırmada, IMF'nin dayattığı politikalar yüzünden işsiz kalanlara her geçen gün yenileri eklenirken, sıcak paraya ve ithalata dayalı büyüme modeli yüzünden ülkenin istihdam yaratamaz duruma geldiği vurgulandı.

Araştırmaya göre, 1990'lı yılları bir dizi krizlerle geride bırakıp 1988 yılında yakın izleme anlaşmasıyla IMF'ye yeniden teslim olan Türkiye, 2002 seçimlerinden sonra IMF ile yollarını ayırma şansını da kullanamadı.

3 Kasım 2002 seçimlerinden sora kurulan AK Parti hükümeti de Türkiye'nin IMF politikaları dışında seçeneği olmadığını kabul etti ve önceki stand-by anlaşmasını devam ettirmenin yanı sıra Mayıs 2008'e kadar uygulanacak ayrı bir stand-by anlaşması daha imzaladı.

ATO BAŞKANI AYGÜN

Araştırmaya ilişkin açıklamalarda bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, IMF'nin gittiği tüm ülkelere, farklı özelliklerini dikkate almadan hep aynı programları uygulattığını ve çok küçük 1-2 ülke hariç hiç birinde de başarılı olamadığına dikkat çekerek, “Türkiye, IMF programından farklı bir ekonomik program uygulayamaz mı? IMF'nin Türk halkına verdiği bunca zarara rağmen, siyasi partilerimizin bu konuda yeterince kafa yormamaları hem düşündürücü hem de çok üzüntü verici” dedi.

Ekonomik programların temel amacının, ülke ekonomisi ve özellikle de istihdamın istikrarlı bir şekilde geliştirilmesi olması gerektiğine dikkat çeken Aygün, şunları kaydetti:

“Oysa, son 8 yılını IMF tarafından belirlenen ekonomik programlar uygulayarak geçiren Türkiye'de, bunun tam tersi bir tablo oluştu. Türkiye ekonomisi spekülatif sermayenin hızlı hareketlerine eskisine göre çok daha açık ve bu sermayenin en küçük bir olayda hızla ülkeyi terk etme olasılığı yüzünden eskisinden de daha istikrarsız ve kırılgan bir hale geldi. İşsizlik ise geçen yıl yaşanan küçük düşüşlere rağmen iki haneli olarak kalmaya devam etti.”

Türkiye gibi ülkelerde ekonomi politikalarının başarısını, yalnızca milli gelirdeki (GSMH) büyümeye bakarak değerlendirmenin yanlış sonuçlar vereceğine dikkat çeken Aygün, ekonomi politikalarının başarısını, ülkede yaşayanların yaşam standardını ne ölçüde artırdığına, sürdürülebilir, dengeli ve demokratik bir kalkınmaya ne ölçüde yol açtığına bakarak değerlendirmenin daha doğru olacağını ifade etti.

 

Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı