Gündem Haberleri

GÜNDEM

    ATO su raporu hazırladı

    AA
    23 Ekim 2005 - 10:48Son Güncelleme : 23 Ekim 2005 - 10:48

    Avrupa Birliği'nin (AB) etki raporu ve müzakere çerçeve belgesinde yer alan, Fırat ve Dicle suları ile bölgedeki barajlar ve GAP'ın uluslararası yönetime devredilmesi ifadeleri üzerine, gözler Türkiye'nin su varlığına çevrildi.

    Ankara Ticaret Odası (ATO), dünyadaki hızlı nüfus artışı nedeniyle miktarı giderek azalan ve petrolden daha değerli hale gelen su konusunu masaya yatırdı.

    ATO'nun Birleşmiş Milletler (BM), Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ve Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü'nün verilerine dayanarak hazırladığı “Su Raporu”, Türkiye'nin sanılanın aksine “su zengini olmadığını” ortaya koydu.
    BM'nin “Gelecek İçin Tatlı Su 2003 Raporu”nda, “Türkiye'nin 2025 yılında ciddi bir su sıkıntısı ile karşı karşıya kalabileceğine” dikkat çekildiği belirtilen ATO raporunda, DSİ verilerinin de bunu doğruladığı vurgulandı. DSİ'nin verilerine göre kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yıllık bin 642 metreküp olan Türkiye, uluslararası ölçütlere göre “su sıkıntısı çeken ülkeler” kategorisinde yer alıyor.

    DİE, 2030 yılında Türkiye'nin nüfusunun 100 milyon olacağını tahmin ediyor. Bu nedenle 2030'da kişi başına yıllık su miktarının bin metreküpün altına düşmesi ve Türkiye'nin “su fakiri” bir ülke haline gelmesinden endişe ediliyor.
    Türkiye'nin yıllık ortalama akarsu potansiyeli 186 milyar metreküp civarında... Ek olarak 10 milyar metreküp de yeraltı suyu bulunuyor. Türkiye 186 milyar metreküp suyun ancak 95 milyar metreküpünü tüketim için kullanabiliyor.

    ORTADOĞU SU SAVAŞLARINA GEBE

    Rapora göre, dünyanın su bakımından en sorunlu bölgesi “petrol zengini” olan Ortadoğu... Ortadoğu, dünya nüfusunun yüzde 5'ini barındırıyor. Ancak dünyadaki temiz su kaynaklarının sadece yüzde 1'i bu bölgede bulunuyor. Üstelik bu kaynağın yüzde 90'ı sınır aşan sulardan oluşuyor.
    Birleşmiş Milletler, “Gelecek İçin Tatlı Su 2003 Raporu”nda, 2040 yılında Ortadoğu'da “su savaşları” yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Ortadoğu'nun su kaynaklarını elinde tutan Türkiye ise çatışmanın tam odağında yer alıyor.

    AB VE ORTADOĞU'NUN GÖZÜ SUYUMUZDA

    Türkiye'nin su ihtiyacının yüzde 28.5'ini Fırat, Dicle ve Asi Nehri karşılıyor. Fırat ve Dicle, Türkiye'den doğup Irak ve Suriye'den geçerek İran Körfezi'ne dökülüyor. Asi Nehri ise Lübnan'dan doğup Suriye'den geçtikten sonra Türkiye'ye giriyor.

    Ortadoğu için Türkiye'nin suyu petrol kadar değerli. Su yüzünden Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleri ile ilişkileri diken üstünde. 35 bin insanın ölümüne ve 100 milyar dolarlık ekonomik kayba neden olan PKK terörünün bölge ülkeleri tarafından desteklenmesinin en önemli nedenlerinden birisi olarak Türkiye'deki su kaynakları gösteriliyor.
    Türkiye'nin GAP Projesi ile Fırat ve Dicle'yi kullanma seviyesinin artıracak olması Suriye ve Irak'ı kaygılandırıyor. GAP kapsamında, 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.7 milyon hektarlık sulama sistemleri yapımı öngörülüyor. Yapımına 35 yıl önce başlanan projede, bugüne kadar 13 baraj, 7 hidroelektrik santrali tamamlandı. Sulama projelerinin ise yüzde 13'ü gerçekleştirilerek 222 bin hektar alan sulamaya açıldı. GAP tamamlandığında Türkiye Fırat ve Dicle'nin yüzde 29'unu kontrol altına alacak.

    Dicle üzerinde yapılan baraj ve sulama projelerinden Suriye'nin, Fırat üzerinde yapılan projelerden de Irak'ın etkilenmesi, bu ülkelerle çatışma ihtimalini gündemde tutuyor.

    Fırat sularının yüzde 98'i Türkiye'den kaynaklanıyor. Suriye'nin Fırat'a su katkısı çok az. Irak'ın ise hiç yok.
    Türkiye'nin Dicle'ye su katkısı yüzde 40, Irak'ın su katkısı yüzde 60. Dicle, Türkiye'den çıktıktan sonra, Irak'a girmeden, 50-60 kilometre boyunca, Türkiye ile Suriye arasında sınır oluşturuyor. Bu kıyıda Dicle'den yararlanma imkanını elde eden Suriye'nin Dicle'ye su katkısı hiç yok.

    FIRAT, DİCLE VE ASİ NEHRİ İLE İLGİLİ HUKUKİ DÜZENLEMELER

    Fırat ve Dicle nehirleri ile ilgili olarak Türkiye'nin yükümlülük altına girdiği ilk antlaşma Lozan Barış Anlaşması. Anlaşma, Türkiye'nin çıkar ve haklarını koruyor.

    1946, 1947, 1976 ve 1987 yıllarında imzalanan anlaşma ve protokollerde, Türkiye'nin Dicle ve Fırat'tan endüstriyel ve tarımsal amaçla yararlanmasını engelleyen ve Türkiye'yi yükümlülük altında bırakan hükümler bulunmuyor. Herhangi bir ihtilafta, tarafların eşit oranlarda temsil edilmesini öngörüyor. Türkiye suyun hakkaniyet ölçüsünden paylaşılması için hukuki düzenlemelere sadık kalıyor.

    Türkiye, Fırat ve Dicle'yi “sınır aşan sular” olarak kabul ederken Suriye ve Irak, “uluslararası sular” olduğunu öne sürerek Türkiye'nin haklarını kısıtlamaya çalışıyor.

    Asi Nehri ile ilgili olarak 1939'da Türkiye ile Suriye arasında bir protokol imzalandı ve tarafların Asi Nehri'nden “eşitlik” ilkesine göre yararlanması hükme bağlandı. Ancak, Suriye bu protokole uymuyor.

    30 GÖRÜŞME YAPILDI, SORUN ÇÖZÜLEMEDİ

    Türkiye, Irak ve Suriye arasında su konusundaki uyuşmazlığa çözüm bulmak üzere 1980 yılında “Ortak Teknik Komite” oluşturuldu. 30'a yakın görüşme yapılmasına rağmen sonuç alınamadı. Türkiye bu görüşmelerde, su ve toprak kaynaklarının envanterinin çıkarılması, hangi tarımsal projelerin nerelerde ve hangi sulama koşullarıyla en rasyonel biçimde uygulanabileceğinin belirlenmesi şeklinde üç aşamalı bir plan sundu.

    Irak ve Suriye bu plana karşı çıkarken, bu plana karşı bir alternatif de sunamadı. Türkiye'nin inşa ettiği barajlarla suyun güneye doğru akmasına neden olduğunu öne süren Suriye, 12 Haziran 2005'de 1993 yılında askıya alınan üçlü görüşmelerin yeniden başlaması için çağrıda bulundu.

    ATO BAŞKANI AYGÜN

    Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, Türkiye'nin su varlığıyla sadece Ortadoğu ülkelerinin değil, Avrupa Birliği'nin de ilgilendiğini belirterek, “Avrupa Birliği, Ortadoğu'da suyun vanasını elinde tutmayı planlıyor” dedi. Etki Raporu'nda ve Müzakere Çerçeve Belgesi'nde AB'nin niyetini satır aralarına gizlediğini belirten Aygün, şunları kaydetti:

    “Avrupa Birliği, iki belgede de, Fırat ve Dicle suları ile bölgedeki barajlar ve GAP'ın uluslararası yönetime bırakılmasını istiyor. Bunun anlamı şudur: Avrupa Birliği suyun başına geçmek ve suyumuzu bulandırmak istiyor. 9 Kasım'da açıklanacak İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'nde bu konu şart olarak önümüze getirilebilir. Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin su politikalarında söz sahibi olması kabul edilemez.”
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı