Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Atlara fısıldayan kız

    Ömür GEDİK
    22.01.2006 - 12:05 | Son Güncelleme:

    DREAMER
    Yön: John Gatins
    Oyn: Kurt Russell, Dakota Fanning, Kris Kristofferson, Elisabeth Shue
    Tür: Dram-Aile
    Süre: 102 dk.

    Atları ve insan-hayvan dostluğunu, bu dostluğun umudunu yitirmekte olan insanlar üzerindeki iyileştirici gücünü anlatan filmleri seviyorsanız Dreamer tam size göre.

    Atlara fısıldayan kız

    Gerçek bir olaydan esinlenilerek beyazperdeye taşınmış olan Dreamer'da sakatlanan bir yarış atının hayatını kurtarmak ve bu umut vaat eden kısrağı eski ihtişamlı günlerine geri döndürmek için neredeyse her şeyini feda eden bir ailenin öyküsü anlatılıyor. Benzer temalı Zafere Doğru'nun (Seabiscuit) izinden giden filmin başrollerinde Kurt Russell, Dakota Fanning ve Kris Kristofferson var.

    Küçük bir kız sayesinde son anda öldürülmekten kurtulan bir yarış atı düşünün. Bu kız onu çiftliklerine götürüp, tedavi edilmesine ön ayak olmakla kalmasın, her gece yanına gidip okşasın, sevsin ve de yiyeceğini paylaşsın. Aralarındaki bu dostluk, sevgi ikisine de umut olsun, yaşamlarına anlam katsın.

    Klasik bir hikaye, öyle değil mi? Üstelik kısa bir süre önce bir yarış atının benzer hikayesini anlatan Seabiscuit adlı filmi de izlemiştik.

    Ama olsun, tekrar da olsa, klişelerle de dolu olsa böyle filmlere bayılacak, ailecek izleyip, sinema saloundan mutlu mutlu çıkacakların sayısı hiç de az değil.

    Vizyona giren bu tür filmler beni de hayli heyecanlandırıyorlar. Hayvanlara iyi davranan, onlarla dost olan insanları izlerken, herkesle birlikte bir gülümseme beliriyor yüzümde.

    Yeni bir oluşum olan Metro Film-Pinema Film tarafından ülkemize getirilmiş olan ve UIP Filmcilik tarafından sinemalara dağıtılan Dreamer da işte böyle bir film.

    HAYALPEREST BİR AT

    Sonador (İspanyolca'da 'hayalperest' anlamına geliyormuş) adlı bir yarış atının, kendisini hayata döndüren aileye umut olmasının hikayesini izliyoruz.

    Ben Crane (Kurt Russell), yeteneği artık başka adamları zengin etmek için harcanan, bir zamanların harika at terbiyecisi. Yarışlara hazırladığı Sonador, bir gün fazla zorlanınca, bitime kısa bir mesafe kala ayağı kırılarak yere yığılıyor. Sahibi tarafından öldürülmesine karar verilen Sonador, son anda Ben ve kızı Cale (Dakota Fanning) tarafından kurtarılıyor. İşinden olan ve bacağı kırık bir atla çiftliğine dönen Ben'in amacı atı iyileştirip, çiftleştirerek para kazanmak. Sonador'un kısır olduğunun anlaşılmasıyla para sıkıntısı çeken ailenin bu hayalleri de suya düşmüş oluyor. Bu noktada Ben'in, babası (Kris Kristofferson) ile olan ilişkisinin daha da gerildiğini görüyoruz. Ancak ata büyük bir sevgiyle bağlanan, onu eliyle besleyen Cale'in başka planları var.  Breeders' Cup yarışlarına katılmak ve büyük ödülü almak istiyor.

    HAYVANLARIN UMUT OLDUĞU FİLMLERDEN

    Dreamer, at yarışlarını konu alan filmlerde karşımıza çıkabilecek pek çok klişeyi bünyesinde barındıran bir film. Senaryoda herhangi bir yenilik ya da bir sürpriz yok. Bu anlamda karşımızda son derece klasik, sıradan bir filmin durduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

    İşte filmin ardındaki gerçek hikaye

    Dreamer, gerçek bir öyküye dayanıyor: Umut vaat eden bir kısrak olan Mariah's Storm, Alcibiades yarışlarında sol ön incik kemiğini çatlattı. Böyle ciddi bir sakatlanma normalde yarış kariyerini sonlandırırdı ancak atın sahibi ve terbiyecisi inançlarını kaybetmediler.

    Özen ve sabırla çatlak sonunda iyileşti. Mariah's Storm, Ağustos 1994'te, üç yaşındaki kısrakların katıldığı Arlington Heights Oaks yarışını kazandı.

    Takip eden senenin Eylül ayında üç yaş ve üstü kısrakların katıldığı bir yarış olan Arlington Matron handikapını kazanarak herkesi şaşırttı. Bu zafer onu, Arlington'da yaşına göre katıldığı üç yarışı da kazanan tek at konumuna getirdi. Başarısı öyle emsalsizdi ki, artık Arlington Park'ta onun adına düzenlenen bir yarış var: Mariah's Storm Yarışları.

    Yarışı benzer konulu Zafere Doğru'nun arkasında bitiren, bir sonraki sahnede neler olacağını tahmin edebildiğimiz bu filmden zevk almamızı sağlayan şey nedir peki?

    Bu soruyu insan hayvan dostluğu ve Dakota Fanning olarak cevaplamak mümkün.

    Atları, insanlarla hayvanlar arasındaki sevgiyi konu alan filmler, çok kötü değillerse (ki Dreamer için kötü sıfatını kullanmak haksızlık olur), ailecek zevkle izlenebilen yapımların başında geliyor.

    Güzel bir kısrakla, küçük bir kızın dostluğunu ve bu atın bir ailenin yaralarını saracak güce kavuşmasının hikayesi bu nedenle sıkılmadan, zevkle izleniyor.

    Dreamer'a artı değer katan bir başka unsur ise her filminde kendisine bir kez daha hayran bırakan Dakota Fanning (Buradaki performansını görünce, Julia Roberts, Oprah Winfrey ve Robert Redford'la birlikte rol alacağı ve gelecek yaz vizyona girecek olan çocuk klasiği Charlotte's Web'den uyarlanan filmi daha da sabırsızlıkla bekleyeceksiniz). Her geçen filminde daha da güzelleşen Fanning, küçük yaşına rağmen ne yaptığını bilen ve Sonador'a sevgiyle bağlanan Cale rolünde etkileyici bir performans sergiliyor ve filmin başarısında büyük rol oynuyor.

    Hayvanların, umudunu yitirmiş insanları yaşama döndürdüğü filmleri izlemek her zaman keyif verici. Dreamer da, klasik yapısına, sürprizsiz senaryosuna rağmen, sömestr tatili devam etmekteyken, ailecek zevkle izlenebilecek bir film.

    At sahibi olanlara verdiği mesajı da gözardı etmemek gerek; ayağı kırılan bir atı ölüme terk etmeyin, bir gün iyileşip, hayallerinizi gerçekleştirebilir...

    HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ

    THE FOG/ SİS

    Atlara fısıldayan kız

    Yön: Rupert Wainwrigh
    Oyn: Tom Welling, Maggie Grace, Rade Sherbedgia, Selma Blair
    Tür: Korku-Gerilim
    Süre: 100 dk.

    Sis dağılmış

    John Carpenter'ın 1980 tarihli korku filmi Sis, yeniden çevrimiyle karşımızda. Capenter bu yeni çevrimde yönetmen değil, yapımcı olarak çıkıyor karşımıza. Yönetmen koltuğunu ise Stigmata'dan hatırladığımız Rupert Wainwrigh'a teslim ediyor.

    Sis, temelinde bir intikam öyküsü anlatıyor. İnsanoğlunun, atalarının, büyüklerinin yaptıklarından sorumlu tutulabileceğini, geçmişin günahlarını gün gelip ödemek zoruna bırakılabileceğini söylüyor.

    1871'de, tüyler ürpertici bir sis denizin üzerinde yükselirken, dört adam korkunç bir suç işlemişler. Deniz bir yelkenlinin tüm mürettebatı ve yolcularına mezar olurken, bu insanların hayatları, isimleri, bitmemiş ve anlatılmamış hikayeleri de, nesiller boyunca karanlıkta kalacak katilleri gibi, bir sis perdesinin ardına gömülmüş.

    Yıllar sonra, huzura kavuşmamış bu ruhlar tekrar su yüzüne çıkıp, maruz kaldıkları hunhar cinayeti gün ışığına çıkarmak ve intikam almak için geri geliyorlar. Küçük bir kasaba olan Antonio Bay'de yoğun ve ölümcül sis tabakasının ardına gizlenmiş ürkütücü ve kötü güç kasaba sakinleri arasında dehşet saçmaya başlıyor.
    Yeni Sis, geniş bir hayran kitlesine sahip olan orijinalinin gerisinde kalan, zorlama senaryosu ve filme adapte olamamış genç oyuncularıyla bekleneni veremeyen bir film.

    İyi bir korku filmi görmek isteyenler, DVD'sinin çıkmasını bekleyip, orijinalini, Carpenter'ın Sis'ini izlesinler.


    LE TIGRE E LA NEVE/ KAPLAN VE KAR

    Atlara fısıldayan kız

    Yön: Ropberto Benigni
    Oyn: Roberto Benigni, Jean Reno, Nicoletta Braschi
    Tür: Komedi-Dram
    Süre: 114 dk.

    Aşk, kar kadar saf, kaplan kadar vahşi

    Roberto Benigni, Hayat Güzeldir'de, Nazi toplama kampında olanları oğluna hissettirmemek için olağanüstü çaba harcayan bir adamı canlandırmış, yönetmenliğini de yaptığı bu film ile Oscar da dahil olmak üzere pek çok ödül almıştı.

    Daha sonra gelen Pinokyo ise ünlü senarist, yönetmen ve oyuncuya beklediği başarıyı getiremedi.

    Benigni, şimdi onu Oscar'a ve başarıya götüren tarzına, Hayat Güzeldir'e yakın bir filmle çıkıyor sevenlerinin karşısına.
    Arka fonda yine acılar ve savaş var. Hayat Güzeldir'de İkinci Dünya Savaşı yıllarındaydık. Benigni, Kar ve Kaplan'da daha yakın zamana Irak Savaşı'na geliyor. Bu yolculukta kendisine Hayat Güzeldir'de de birlikte rol aldığı eşi Nicoletta Braschi ve Jean Reno eşlik ediyorlar.

    Roma'daki Yabancılar Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan şair Attilio (Roberto Benigni) her gece rüyasına aşık olduğu Vittoria ((Nicoletta Braschi) ile evlendiğini görüyor. Attilio ile evlenmeyi bırakın yanında 5 dakika oturmaya bile katlanamayan bir kadın, sevimli şair ne kadar baskı yaparsa yapsın, onu reddediyor.

    Vittoria'nın üzerinde çalıştığı son kitabı, Irak'lı şair Fuad'ın (Jean Reno) biyografisini anlatıyor. Vitorria'nın, Fuad'ın ardından Irak'a gitmesiyle film savaş ortamına taşınıyor. Sevdiği kadının bir Amerikan saldırısı sırasında ağır yaralanıp, hastaneye kaldırıldığını öğrenen Atillio da soluğu Irak'ta alıyor.

    Kar ve Kaplan, Jean Reno'yu yeterince kullanamış olması, olay akışındaki zorlamaları ve Roberto Benigni'nin kendini tekrarladığı sahnelerle Hayat Güzeldir'in tadını veremeyen bir film. Ama yine de yerinde duramayan ve ağzı sürekli laf yapan Roberto Benigni'nin hiperaktif oyunculuğundan, hayata ve aşka karşı olumlu ve tutkulu yaklaşımından, beklenmedik anlarda gelip, güldüren esprilerden ve de film boyuca anlayamadığımız pek çok şeye açıklık getiren sürpriz finalden keyif almak, sinemadan mutlu çıkmak mümkün.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı