ATB Başkanı Çandır, Gündeme İlişkin Ekonomiye Değerlendirdi

Güncelleme Tarihi:

ATB Başkanı Çandır, Gündeme İlişkin Ekonomiye Değerlendirdi
Oluşturulma Tarihi: Haziran 30, 2015 14:22

ATB BAŞKANI ALİ ÇANDIR, MECLİSTE SEKTÖRE VE EKONOMİYE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU.

Antalya Ticaret Borsası’nın 26’ıncı Meclisi Meclis Başkanı Hüseyin Cahit Kayan başkanlığında toplandı. Sektörel değerlendirilmelerin yapıldığı mecliste yönetimin bir aylık çalışması hakkında bilgi verildi.
Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Meclis’te gündeme ve ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ramazan ayının bereketini Serik, Elmalı, Korkuteli ve Zeytinpark’ta düzenledikleri geleneksel iftar sofralarında paylaştıklarını belirten Ali Çandır, "Soframıza katılan herkese teşekkür ediyorum" dedi. Çandır, büyük bir azim ve kararlılık göstererek tekrar süper lige yükselen Antalyaspor’a ve süper lige yaklaşan Alanyaspor’a başarılar diledi.
Geçtiğimiz ay ”Antalya Buğdayını Arıyor” projesi kapsamında buğday hasadını yaptıklarını belirten Çandır, proje ile hastalık, zararlılar, verim ve kalite açısından bölgeye en uygun buğday çeşidinin belirleneceğini belirtti. Buğday müdahale alım fiyatıyla ilgili de konuşan Çandır, "Müdahale alım fiyatlarının geç açıklanmasının piyasada durgunluk ve olumsuzluk oluşturduğunu, batı bölgelerinde üretim ve bu işin ticaretini yapanların göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz" dedi. Turizmde yaşanan durgunluğun ve turist sayısındaki yüzde 10’luk daralmanın tarım ve gıda sektörünü etkilediğini belirten Ali Çandır, şunları kaydetti:
"2, 4 ve 7’nci Meslek Komitesi üyelerinin ortak problemi turizm sektörüne girdi sağlayan şirketlerin yabancı turist sayısındaki azalmaya bağlı olarak yaşadıkları durgunluktur. Turizmdeki bu durgunluk, gerek Avrupa pazarındaki daralma gerekse Rusya’daki ekonomik krizlerle yakından ilgilidir. Türkiye’nin en önemli pazarı Rusya’da ilk 6 aylık dönemde düşüş oranı yüzde 30’a kadar yükseldi. Turizmdeki bu düşüş doğrudan ya da dolaylı olarak gıda sektörünü etkilemiştir. Yapılan araştırmalara göre, turizm geliri yüzde 10 artınca tarım sektörü üretimi yüzde 3 artıyor, gıda ve içecek üretimi ise yüzde 1,1 artış gösteriyor, ekonomide ise yüzde 2,5’lik bir canlanma yaşanıyor. Düşüşe geçen turizm rakamlarıyla birlikte gıda sektörü ve turizmle bağlantılı diğer sektörlerde ciddi bir daralmanın içine girmiştir. Türkiye’de turizm sektörü gıda ve içecek sektöründen yılda 4-5 milyar dolarlık, tarım ve hayvancılık sektöründen ise 2 milyar dolarlık alım yapıyor. Bu rakamların büyük bölümü ise yatakların yüzde 45’inin bulunduğu Antalya’da kaydediliyor. Dolayısıyla turizmdeki düşüşten en fazla Antalya’nın gıda tedarikçileri etkilenmektedir."
İSTİHDAM KAYIPLARI
Yaşanan sıkıntının otellere gıda tedariki sağlayan üyelerin istihdamını da etkilediğini belirten ATB Başkanı Ali Çandır, Meslek Komitesi üyeleriyle yaptıkları görüşmelerde, süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, lokum, şekerleme, tahin, yaş meyve ve sebze gibi otellere gıda tedariki sağlayan üyelerin satışlarında önemli oranlarda düşüş yaşandığını, otellerden sipariş alamadıklarını belirten üyelerin küçülmeye gittiklerini üzülerek ifade ettiklerini bildirdi. Bu durumun istihdamı da olumsuz etkilediğini ifade eden Çandır, turizmin ilin istihdamındaki oranının yüzde 21 olduğu göz önüne alındığında, otellere tedarik sağlayan gıda firmalarındaki istihdam kayıplarının Antalya ekonomisini zora sokacağını söyledi.
EMEĞE SAYGISIZLIK
ATB Başkanı Ali Çandır, Meclis’te yöresel ürün adı altında satılan tağşişli ürünlere de dikkat çekti. Yöresel ürünlerin hemşehri günleri adı altında düzenlenen etkinliklerde gündeme geldiğini, petrol istasyonları, dinlenme tesisleri, mahalle arası marketlerde dahi yöresel ürün adı altında taklit ve tağşişli ürünlerin satıldığına ilişkin şikayet aldıklarını bildiren Çandır, bu durumun 12 bin yıldır birikimiyle Anadolu insanının emeğine, tarihsel derinliğe, yıllarca üstüne bir şeyler koyarak ortaya çıkarılan örf, adet, gelenek ve kültüre çok büyük saygısızlık olduğunu vurguladı.
Cumhuriyet Meydanı’nda bile panayır adı altında düzenlenen etkinliklerde yöresel ürün adı altında ürün pazarlandığını hatırlatan Çandır, "Bizler yöresel ürünlerin ekonomiye kazandırılmasını, kırsal kalkınmayı ve Anadolu’nun Antalyalılara, yerli ve yabancı turistlere tanıtılmasını, kültürümüzün yaşamasını istiyoruz. Ancak bu durum böyle olmaz, olmamalı ve olmayacaktır. Nitekim konunun basına yansımasıyla çirkin etkinlik Valiliğimizce durduruldu. Valilik makamından tarafımıza iletilen Cumhuriyet Meydanı’nın Kullanımı Hakkındaki genelge ile de Cumhuriyet Meydanı’nın bu tür etkinliklere açılmayacağı belirtilmiştir. Valiliğimizin bu konudaki tavrı memnuniyet vericidir. Dileğimiz ilk olmayan bu tip etkinliklerin, son olması yönündedir" diye konuştu.
GÖREV SİYASİLERDE
7 Haziran seçimlerinin yaklaşık yüzde 85’lik bir katılımla tamamlandığını, halkın yetkiyi siyasilere verdiğini belirten Çandır, "Beklentimiz meclisin de görev süresi içerisinde layıkıyla üzerine düşen görevi yerine getirmesidir" dedi. Türkiye ekonomisinin bir taraftan kendi yapısal zorluklarını yaşarken diğer taraftan küresel ekonomik zorlukların etkisi altında olduğunu belirten Ali Çandır, şunları kaydetti:
"Aslında bu durum, dönemler itibari ile ulusal ve küresel göstergeler bakımından bazı farklıkları bünyesinde barındırsa da genel olarak benzer eğilimler söz konusu olmuştur. Bunun için, son 35 yıldaki ekonomik büyüme performansımıza özü itibarıyla bakmak yeterlidir. 80’li yıllarda otoriteler her gün bize, enflasyon içinde büyümekte olduğumuzu ve bunun zorunlu olduğunu anlatıp durdu. Sonradan öğrendik ki, çok daha düşük enflasyonlarla, çok daha yüksek büyümeleri gerçekleştiren ülkeler var. Japonya en önemli örnektir. Bu dönemde yine de tekstil, konfeksiyon sanayileri ve turizm sektörleri memlekete kazandırılmıştır. 90’lı yılların bir kabus ve kaos dönemi olduğu, otoritelerce her gün 5 kez anlatıldı. Dünyanın 3 kere ciddi krize girdiği bu dönemde, memleket ekonomisi petrokimya ve otomotiv sanayilerinde sıçrama gösterdi. Aldığımız her 1 dolarlık borç, büyümemize 50.38 puanlık katkı sağladı. 2000’li yıllar, büyümede muhteşem yıllar diye otoritelerce anlatıldı. Her gün sayısız kere. Üstelik yine aynı otoriteler, ekonomimizin borçla büyümek zorunda olduğunu, büyüyebilmek için ek finansmana ihtiyaç bulunduğunu sürekli dillendirdiler. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki, 2003-2008 arasında bütün dünya büyüme rekorları kırarken biz son 35 yılın büyüme ortalamasını bile yakalayamamışız. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak dünyanın 16. büyük ekonomisi olarak başladığımız 2000’li yıllara, şimdilerde 19. sırada devam etmekteyiz. Çünkü bu dönemde dış borçlanmamızı arttırdık ve aldığımız her 1 dolarlık borç, büyümemize sadece 20.05 puanlık katkı sağladı. Bu dönemde sanayi, tarım ve KOBİ’ler gereken payı alamamışken Banka-finans kesimi büyümelerine büyüme kattılar. 15 yılın sonunda; tasarruf yapamıyoruz, katma değer yaratamıyoruz, TL yüzde 30 devalüe olmuşken ihracatı artıramıyoruz, istihdamı artıramıyoruz, üretimi artıramıyoruz ve kaçınılmaz olarak büyüyemiyoruz. Şimdi yapmamız gereken ilk iş; şapkamızı önümüze koyup, somut ve doğru verilerle gerçekçi analizler yapmaktır. İkinci olarak da, hızını giderek artıran dünyadaki olumsuz ekonomik koşullara karşı direncimizi artırıcı tedbirleri bir an önce almaya başlamalıyız."
İçinde bulunduğumuz koşullar ve eğilimlerin iç açıcı olmadığını vurgulayan Ali Çandır, "Ekonomide, içinde bulunduğumuz ve etkisini artırmasını beklediğimiz zor koşullara karşı direncimizi artırmak zorundayız. Bunun için ilk yapmamız gereken, ekonomimizin taşıyıcı kolonları olan tarım ve imalat sanayisinin dayanıklılığını arttırmaktır. Bu dayanaklılığı artıracak çalışmalara katılımcı bir anlayışla acilen başlamak gerekmektedir" diye konuştu.
SINIR ATEŞ ÇEMBERİ
Türkiye’nin güney sınırlarımızda yaşanan hareketliliğe de dikkat çeken Ali Çandır, "Bu sınırlar tam bir ateş çemberine dönüşmüş durumdadır. Tepeden tırnağa bizi yönetenlerden beklentimiz; bir kişinin iki dudağı arasındaki politikalardan ve kararlardan uzak durmaktır. Tam bir ulusal politika alanı olan bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisi hayati bir sınav vermek durumundadır. Parti ve oy ayrımı yapmaksızın tüm meclisin; katılımcı bir anlayışla, konunun tarafları ve uzmanları ile birlikte AD-HOC türü bir çalışma gurubu oluşturarak karar üretme zorunluluğu bulunmaktadır. TBMM’den bu sorumluluğu tam olarak üstlenmesini ve inisiyatif kullanmasını beklemekteyiz" ifadelerini kullandı.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!