Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Atakule yıkılırken tarihin tozlu sayfalarında kısa bir tur

Medyadan takip etmişsinizdir; Söğütözü’ndeki “Demir yığını” Gökçek’in bizim 74 milyon liramızı boşa harcamış olmasına karşın sökülmeye başlandı.

Yani o ucubenin sonu geldi. Paramız boşa gitti diye üzülelim mi, yoksa görüntü kirliliği son buldu diye sevinelim mi bilemiyorum ama, size yıkımı beklenen başka bir dev yatırımdan söz edeyim.
 Ankara’nın sembollerinden biri olan Atakule’de yıkım için gün sayıyor. Toplam 125 metrelik kulesi, döner restoranı, kokteyl salonu, nikah dairesi ve alışveriş merkeziyle Atakule, Ankara’nın en önemli buluşma mekanlarından biriydi. Ancak hızla artan ve yeni trendlerle bezenen alışveriş merkezi furyasında rekabete dayanamadı ve dükkânlar teker teker kapandı. Sonunda da bulunduğu bölgedeki sosyal hayatı da olumsuz etkileyerek ziyaretçilerine kapılarını kapattı.
Şimdilerde şehrimizin alışveriş merkezi serüveninin sembolü Atakule’de farklı bir hüzün yaşanıyor. Açılışının yapıldığı 1989 yılında Ankara’nın ve hatta Türkiye’nin gündem maddelerinden biri haline gelen Atakule’nin alışveriş merkezini oluşturan kısmı yenilenmek için yıkımı bekliyor.

 ÜÇ YIL SONRA KADERİ DEĞİŞECEK

Yeni projeyi üstlenen Atakule Gayrimenkul Ortaklığı AŞ ise yıkımın ardından daha modern bir alışveriş merkezi yapmak üzere kolları sıvadı. Yıkıp, yeniden yapmak için haklı nedenleri de var. AVM kısmının günümüz koşullarını karşılamaması, 5, 8, 10 metrekarelik dükkânların ihtiyaçlara cevap vermemesi, tavan yüksekliklerinin yeni AVM’lerde beş metre 20 santimin altına düşmezken, kendilerinde bu yüksekliğin ancak üç metrede kalması yeniliğe haklı sebepler sağlıyor. Yıkımın bir diğer gerekçesini de otopark oluşturuyor. Şu anki otopark 160 araçlık bir potansiyele sahip. Bu rakamın da 750 araca çıkarılması hedefleniyor. Ayrıca binada deprem yönetmeliğine uygun düzenlemeler yapılacak, yangın ve havalandırma için son teknoloji sistemler kurulacak.
Çankaya Belediyesi, projeye onay verirse yakında yıkım aşaması başlayacak. Yıkımın da tamamlanmasının ardından üç yıllık bir sürede alışveriş merkezinin yeni haliyle Ankaralıların beğenisine sunulması öngörülüyor. Atakule’de yapılacak yenilenme çalışmaları sadece alışveriş merkezinden ibaret de değil. Kule için de bir takım iyileştirmeler düşünülüyor. Kış aylarında da kuleden yararlanmak için altyapının kurulması, elektronik dürbünle bakılan yer hakkında tarihi bilgiler verilmesi ve şık restoranların kuleye taşınması düşünülen çalışmalardan sadece birkaçı. 

POPÜLER KÜLTÜRÜN ACIMASIZ ÇARKI

 Kısa adı RTGD olan Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nin geleneksel ödül töreni bu yıl da siyaset, medya, sanat ve spor dünyasının önemli isimlerini bir araya getirdi. Swiss Otel’de düzenlenen ödül gecesinde 33. yılını kutlayan derneğin başkanı Metin Özkan bu kez öncekilerden farklı olarak 12 dalda mesleğin duayenlere ödül verileceğini açıkladı. “Magazinin Duayenleri” ödülüne de şahsımı, Nurcan Sabur’u ve Kenan Erçetingöz’ü layık gördüklerini söyledi. Gecede Anchormenler Mesut Mertcan, Mehmet Ali Birand, Uğur Dündar; Anchor Womenler, Aytaç Kardüz, Gülgün Feyman, Mehpare Çelik; sinema sanatçıları Türkan Şoray, Aydan Şener, Serpil Çakmaklı, Kadir İnanır, Salih Güney, Nuri Alço gibi isimlerle beraber ödül almak çok hoşuma gitti. Bu isimleri salonda görüp, sohbet ettiğim zaman geçmiş bir film şeridi gibi gözümün önünden akıp geçti.
 Öncelikle şunu söylemeliyim, yıllardır televizyon ekranlarından, sinema perdelerinden ve gazete manşetlerinden gördüğünüz birçok ünlüyle çok eskilere dayanan dostluklarım var. İyi ya da kötü günlerimiz oldu ama hiç biriyle kırılmadık, küsmedik. Ben önce insan sonra gazeteci olduğumu hiç unutmadım, onlarsa şan şöhretin geçici olduğunu. Kendilerini çok iyi yetiştirdiler, prensipler geliştirdiler ve kişiliklerinden taviz vermediler. İşte bu yüzden de yıllarca hep tanındılar, hep sevildiler. Popüler kültürün etkisiyle zaman zaman göz ardı edilseler de, dimdik ayakta kalmayı bildiler.

 YOLA 5 DERGİYLE ÇIKTIK

 Gazeteciliğe 36 yıl önce rahmetli Çetin Emeç’in talebesi olarak başladım. Emeç, o sıralar bünyesinde Hafta Sonu, TV’de 7 Gün, Elele gibi yayınları bulunduran Hürriyet Dergi Grubu’nun başındaydı. Her biri neredeyse 100 binin üzerinde satan beş dergiyle pazarda önemli bir yere sahip dergi grubu, daha sonraki yıllar daha da gelişti ve büyüdü. Bu gün ise haftalık, aylık, dönemsel, yıllık derken yüze yakın dergiye ulaştı. Ankara Bölge Temsilcisi olarak da bu yayınların hepsine katkı sağlamaya başladım ki, halen bu görevim sürüyor. Aradaki tek fark ise magazinden daha çok ekonomi, siyaset, gezi, dekorasyon gibi farklı sektörlerdeki yayınlara ağırlık vermem. Tabii günlük gazetedeki fonksiyonlarımın yanı sıra.

 SİYAH BEYAZ YILLARIN ALIŞKANLIKLARI 

Eskiler iyi bilir, 1970’li yıllar tek kanallı TRT’nin siyah beyaz yayınlarıyla geçti. Hatta günün belirli saatlerindeki ekran buluşmasıyla... O süreçte her şey çok farklıydı. İstiklal Marşı’yla başlayan TRT yayınları, “Lütfen televizyonunuzu kapatmayı unutmayın” yazısı görünene kadar en ince detayına kadar izlenirdi. Koltuğuna mıhlanmış pozisyonda siyah-beyaz ekranına kendini kaptıran aile reisi, “Dallas” dizisinden gözünü alamayıp yemeği ateşte unutan evin hanımı ve yatmamakta direnip film seyretmeye çalışan çocuklar günlük yaşamımızdan birer kesitti. Televizyon izleme üzerine kavgalar ise kanal seçimi için değil, ses ayarı ya da televizyonun önünden eğilmeden geçip, geçmeme üzerine olurdu.

 YARIŞMACILARA EİNSTEİN MUAMELESİ

 Ben bu süreci, hem ekran önünde, hem de TRT stüdyolarında geçirme şansı bulmuş kişiler arasındaydım. Hürriyet Gazetesi’nin televizyon sayfalarına ve o zamanın en çok satan haftalık yayınlarından TV’de 7 Gün Dergisi’ne haber üreten muhabirlerden biriydim. Sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen meslektaşlarımla TRT mensubu kadar kurumun iç yapısını bilir, stüdyolar arasında mekik dokurduk. Şimdi kimsenin umursamadığı bazı programların ekran arkasını gazete ve dergi sayfalarına yansıtmak çok önemliydi. Bilgi yarışmasında bir yarışmacı üst üste kazanmaya görsün, hemen röportajlar yapar ve adeta Einstein muamelesine tabi tutardık.
 Şimdilerde çok komik gelen bu gazetecilik anlayışı o günler için çok popülerdi. Zira tek düze yaşamımızı renklendiren tek şey TRT kanalıydı ve sihirli camda kolu görünen kişi bile sohbetlerimizin konusuydu.
 TRT çalışanlarının büyük çoğunluğuyla özel yaşamımızda da arkadaştık. Beraber bir kafeye ya da eğlence yerine gidip oturduğumuz ve hesabı ortak yüklenerek zar zor denkleştirdiğimiz günler hiç de az değildi. O zamanlar, gerçekten çok idealist bir çalışma ortamı vardı. Rekabet olmadığı için reyting ya da parasal çıkarlar uğruna program yapılmazdı. Ama bu rekabet ortamının olmamasının dezavantajı da şuydu; TRT yöneticileri bir dizi yasak tedbirleri uygular, zaman zaman gazetecilerin çalışma alanlarını kısıtlarlardı. Hatta halkın merakla beklediği program akışlarını bile düzenli vermezdi.

ZARURETTEN DOĞDU EN PRESTİJLİ KURUM OLDU

Baktık olacak gibi değil, gazeteci arkadaşlarımla beraber birleşelim, tek ses olalım ve bu yasaklara, sınırlamalara karşı yek vücut olalım dedik. Derneği kurduk ve başta TRT Genel Müdürü olmak üzere, yetkililerle resmi görüşme trafiğini başlattık. Sonuçta da önce kurum içinde özel bir basın odasına, daha sonrada eksiksiz bilgi akışı sağlayan TRT basın bürosuna kavuştuk. İşte RTGD tam 33 yıl önce bu zaruretlerden doğdu.
 Dernek yıllar içinde büyüdükçe büyüdü, kapsamını ve üye sayısını geliştirdi. Şimdilerde medya dünyasının en prestijli kuruluşlarından biri oldu. İlk başlarda üye olarak sadece gazete çalışanları varken, şimdi televizyon çalışanları da bünyede yer aldı. Sonuçta da yıllardan beri siyaset, medya, sanat ve spor dünyasının başarılı isimlerine verdiği ödüller, en prestijli ödüller oldu.
 Ve geliyoruz bu günlere. Hız çağının gereği olarak saatlerce bir kanalın esiri olmuyoruz. Dakikalık, hatta saniyelik geçişlerle o kanaldan bu kanala dolaşıp duruyoruz. Bir kanalda sabit kalmamız içinse programın çok etkilemesi gerekiyor. Çıplak kadın, kan, polis ve adliye olayları, maç yayınları, saçma yarışma programları, paparazzi görüntüleri tercih listemizin başında geliyor ama televizyon halen baş tacımız.

X