Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

At binenin, köprü geçenin mi?

“GARİPÇE” adını birkaç gün öncesine kadar bilen çok az kişi vardı. Şimdi bütün Türkiye tanıyor. 3’üncü boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki ayağı Garipçe’de olacak.

Garipçe, İstanbul’da, Boğaziçi’nin Karadeniz’le birleştiği yere yakın küçük ve şirin bir sahil köyüdür. Sarıyer’e yaklaşık yedi-sekiz kilometre mesafededir.
Eşim Emel ve ben, hafta sonlarında Garipçe’ye gidip, sahildeki lokantalardan birinde sabah kahvaltısı yaparız.
Havanın iyi olduğu günlerde, denize iki metre mesafede, dalgaların sesi ile birlikte kuşların neşeli cıvıltılarını dinleyerek sabah kahvaltısı yapmak çok keyiflidir.
Garipçe’de öğle ve akşam yemeklerinde balık ziyafetinin de ayrı bir zevki vardır. Ancak köyde alkollü içki bulamazsınız. Lokantalarda bira bile satılmaz!
Garipçe Köyü, alkollü içki sevenlere göre bir yer değildir. Bazı lokanta sahiplerine sebebini sordum. “Belediyeden ruhsat alamıyoruz” dediler. Yaşadığımız dönemde buna fazla şaşırmamak gerekir. İstanbul’un birçok lokantasında alkollü içki servisi yok!
* * *
Garipçe bölgesi, çayırların ve ağaçların yeşili ile denizin mavisinin birleştiği cennet gibi bir yerdir. Şimdi o cennet, yok mu olacak?
Ulaştırma Bakanı “İstanbul’a yapılacak 3’üncü Boğaz Köprüsü Garipçe’den geçecek” diye açıklama yaparken içim “cızz” etti. Yüreğimin sızısı geçmeden Garipçe ’ye gidip, o temiz havayı bir kez daha teneffüs etmek, ağaçların yeşilini, kırları çayırları bir defa daha görmek istedim.
Bölge şantiye haline gelince, bu güzelliklere “Elveda” diyeceğiz.
* * *
Ben, köprü yapımı konusunda fazla tutucu değilim.
Yıllar geçiyor, çağlar değişiyor, ihtiyaçlar artıyor. Elbette ki, köprüler de yapılacak. Fakat bu yapımlar, doğayı yok ederek olmamalı! Çevreye fazla zarar vermeden, akıllıca, ustaca inşa edilmeli. Yol güzergâhında yapılaşmayı engelleyici ciddi önlemler alınmalı.
Aksi takdirde köprünün çevresinde ve yolların her iki yanında, kırda biten mantarlar gibi, binlerce kaçak inşaatın yapılması kaçınılmaz olur.
Bu da felaket demektir.
Garipçe Köyü’nde, yılların tahribatına dayanamayıp, harabe haline gelmiş binalar vardır. Bakım yapılmazsa bunlar mutlaka yıkılacaktır. Oranın insanlarına:
“Neden deniz manzaralı bu eski fakat muhteşem binaları kaderine terk ettiniz?” diye sordum. Acı acı gülerek, “Garipçe sit alanı ilan edildi. Çivi bile çaktırmıyorlar. Böyle, elimiz kolumuz bağlı duruyoruz” dediler.
Doğayı korumak için “Sit alanı” ilan edip bölgeye çivi bile çaktırmayan devlet, şimdi aynı yere 1275 metre boyunda devasa bir köprü çakıyor!
* * *
Anlaşılan o ki, İstanbul’un en güzel ormanları ve su havzaları yok olacak!
Düşünüyorum: AKP iktidarı, Arnavutköy beldesini ilçe yaparken, 150 kilometrelik köprü güzergâhında kimlere rant sağladı? Oradan bol miktarda arazi satın alanlar, köprü yollarının bu bölgeden geçeceğini biliyor muydu? Son iki yıl içinde Arnavutköy ve civarında kimler ne kadar arazi satın aldı, kimlere tatlı kârlar sağlandı?
Açıklanan güzergâh, İstanbul’un en kuzeyidir ve Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı bölgedir. Doğrusu, 3’üncü köprüye karşı olmadığım halde, şimdi “Altına hücum” gibi “Kuzeye hücum” başlamasından ve son ormanlık alanların da talan edilmesinden korkuyorum.
X