Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Aslolan, iyi bir hayat sürmek ve sonunda öleceğinizi bilmek...

    BAHAR ÇUHADAR bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr
    02.11.2017 - 23:59 | Son Güncelleme:

    ABD’li çok satan ve ödüllü yazar Ann Patchett son romanı ‘Hep Beraber’de kalabalık bir ailenin 50 yıla ve farklı şehirlere uzanan iç içe geçmiş öyküsünü sürükleyici bir yapı kurarak anlatıyor. ‘Hep Beraber’ ile adeta hayatı kutluyor, kutsuyor ve okurunun içini tatlı hislerle dolduruyor, yazar. Sorularımızla Nashville’de yaşayan Ann Patchett’e bağlandık...

    Ann Patchett / Fotoğraf: Melissa Ann Pinney

    Size, ola ki gözünüzden kaçtıysa alıcı gözle bakmanızı gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğimiz bir romandan bahsedelim. Kitapları ‘çok satanlar’ kategorisinde yerini alan Amerikalı yazar Ann Patchett’ın ‘Hep Beraber’i. Romanları 30’un üzerinde dile çevrilen, ödüllü bir yazar olan Patchett, ‘Hep Beraber’de (New York Times’ın çok satanlar listesinde yerini alan romanın orijinal adı ‘Commonwealth’) elli seneye ve Amerika’nın farklı uçlarına yayılan kalabalık bir aile öyküsü anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde yarattığı his “Yaşamın kendisini kutlayan ve kutsayan bir öykü bu” olmuştu, tek cümleyle ifade etmek gerekirse.
    İçinde hayal kırıklıklarını, hüznü, öfkeyi, pişmanlıkları, kıskançlıkları barındırdığı kadar; neşeyi, mutluluğu, kocaman -çoğu zaman sorunlu ama bir o kadar da birbirine bağlı- bir aile olmayı, nasıl demeli, hayatın ta kendisini, olduğu gibi hayatı barındıran bir roman bu.
    Patchett kilometrelerce öteden, çok evrensel bir tatla, bize ‘yaşamanın, ayakta, bir arada kalmanın bazen fazlasıyla zor olsa da yine de bir o kadar da güzel olduğunu’ anlatmayı başarıyor. Öz ve üvey kardeşler, öz ve üvey anne-babalar, birbirine geçen aileler, çok uzun yıllar sonra karşılaşsa da bir şekilde birbirine sahip çıkan çocuklar, kayıplar, kavuşmalar, birbirine tutunmalar üzerine müthiş bir öykü anlatıyor. Dahası bu, okuru kendi içine hızla çeken hikâye, Patchett’ın kendi aile öyküsünden de izler taşıyor. Karakter ve olay açısından hayli zengin olan bu hikâyenin detaylarını dinlemek üzere, Ann Patchett’ın yaşadığı ve aynı zamanda bağımsız bir kitabevi işlettiği Nashville’e, ABD’ye bağlandık...

    ‘Hep Beraber’ hayattaki tercihlerimiz, geçmiş ve pişmanlıklar, geniş aileler, kalabalık hayatlar üzerine bir roman. ‘Yalnız insanlar’ çağında, gerçekten kalabalık aileler üzerine bir hikâye okumak çok etkileyici. Romanın finali ‘hayatın büyülü gücü’nü hissettiriyor. Bu öyküyü kaleme alırken sizin asıl motivasyonunuz neydi?
    Kendi hayatımdan bildiğim aileler, romanlarda gördüğümden çok daha kalabalıktı. Tek bir kararın -bir partideki tek bir öpücüğün- ve bunun tüm bu insanlarda elli yıl boyunca yarattığı etkiyi göstermek istedim. Gerçekten sinir bozucu olan çocukların (sinir bozucu olmak için geçerli sebepleri olan çocukların) zaman içinde ne hale geldiği, yetişkin insanlar olduklarında da çocukken asla hayal edemeyecekleri biçimde, birbirlerine bağlı olabilecekleri fikri hoşuma gitti. Geniş ölçekte bir şeyler yazmak istedim: Çok fazla insan, çok fazla mekân, zaman ve duygu.

    ‘Hep Beraber’in hikâyesinin ailenizle benzerlikler taşıdığından bahsediyorsunuz. Romanı ‘otobiyografik’ olarak tanımlıyor musunuz? Ailenizin roman hakkındaki görüşlerini de merak ediyorum...
    Beni ilgilendiren ve şekillendiren konularla alakalı tüm romanlarım otobiyografik özellikler taşıyor. Bu romandaysa olaylar kendi hayatıma çok daha yakın. İki kız çocuğu olan ve boşanmış bir anne babam var. Annem iki oğlu ve iki kızı olan bir adamla evlendi. Ama bu insanların başından geçenler bizim başımızdan geçmiş değil. Benim kız kardeşlerimin çok daha farklı hayatları oldu. Ama yine de her birimiz kendimizi bu romanda bulabiliriz. Kitabı yazarken, öncesinde ve sonrasında, ailemdeki herkesle konuştum. Hepsine hayatımın bu noktasında, kendi yaşadıklarımı ve diğerlerinin başından geçenleri yazacağımı söyledim. Hepsi beni destekledi. Romanı okurken biraz tuhaf hissetseler de sevdiklerini söylediler. Müthiş bir ailem var. Derin bir bağa sahibiz.

    ‘Üç kişilik çekirdek aileler’ çağını yaşıyoruz. İkinci bir çocuk yapma isteğimden bahsettiğimde çoğu arkadaşım hayretten açık gözlerle bakıyor. Bugünlerde kalabalık bir aile olmak ‘çılgınca’ gibi görülüyor. Siz kalabalık aileleri sever misiniz?
    Arada manavda karşılaştığım; dört, beş ya da altı çocuğu olan bir kadın var. Tek yapabildiğim, ona gözlerimi dikerek bakmamaya çalışmak. Bu nasıl mümkün olabiliyor? Kimin geniş bir aile için vakti/zamanı/parası var? Ama onlara hayranım. Bana göre zenginlik, kendinizi bir kolektifin parçası olarak görebilmekte ve sadece kendi istek ya da ihtiyaçlarınıza odaklanmamakta. Çocuğum yok ama evimi ailemle doldurabiliyorum. Sorularınızı yanıtlarken bir yandan üvey kız kardeşimden mail’ler alıyorum. Babasına, yani üvey babama bakıyor ve bana gününü, yaşlı bir ebeveynle ilgilenmenin zorluklarını anlatıyor... Hayat böyle bir şey...

    Kalabalık öyküleri sevdiğinizi tahmin ediyorum. Bugünlerde ne romanlarda ne de filmlerde bu kadar kalabalık ve farklı karaktere rastlıyoruz. Çoğu kez bir roman okurken, bir film seyrederken kendime “Ne tür hayatlar bunlar? Tek tük arkadaşları ya da akrabaları var; oysa gerçek hayat çoğu kez böyle değil” diye soruyorum. ‘Hep Beraber’ bu açıdan çok zengin bir roman. Bu kadar çok karakteri ‘beslemek’ sizin için zor oldu mu?
    Kalabalık ekiplerle çalışmayı sevdiğimi söylemem gerekiyor. Yaa Gyasi’den ‘Homegoing’i okuduğumda, yazarın 300 sayfada bir araya getirdiği ve çok güzel bir şekilde ayrıştırılmış çok sayıda insana yer vermesine hayran kalmıştım. Benim için yazmanın önemli bir kısmı büyümek ve nasıl yazabileceğim üzerine daha fazla şey öğrenmektir; çok sayıda insanı barındıran bir kitap dört kişilik bir kitaptan daha zordur. Ayrıca, karakterlerin zaman içinde değiştiği ve hem farklı hem de hâlâ kendileri olabildiği bir kitap yazmak istemiştim.

    ‘Hep Beraber’de, ‘roman içinde roman’ durumu söz konusu. Siz kendiniz de, tıpkı romanınızdaki yazar karakteri Leo Posen gibi, geçmişinizden gerçek bir hikâyeyi kullanıyorsunuz. Ama aynı zamanda, hikâyesi kullanılan Franny’ye de benziyorsunuz. Romanlarda gerçek insanların hikâyelerinin kullanılmasını -kitapta bahsedildiği gibi- ‘çalmak’ olarak tanımlar mısınız?
    Çalmak olarak görmüyorum zira bu, benim kendi hayatım... Uzaylılar hakkında yazmış olsaydım da bu, yazan ben olduğum için, bir şekilde yine bana ait olurdu. Kızkardeşimi 18. yüzyılda Paris’te yaşamış bir genç kız olarak da tarif edebilirim ya da onu kendi olduğu hale daha yakın da gösterebilirim. Birinde sorun yoksa, diğerinde neden olsun ki? Bana inanın, bu kitaptaki insanlar, benim ailemdeki insanlarınkine benzer hayatlara sahip değil.

    BİZLER SERBEST DOLAŞAN ÇOCUKLARDIK

    Romanınızdaki dört ebeveynin hayatını takip ederken, kendimi geçmişten bugüne değişen ebeveynlik üzerine düşünürken buldum. Bugün gözümüzü çocuklarımızın üzerinden ayırmadan yaşar olduk. Ebeveynlik alışkanlıkları arasındaki bu büyük farkı nasıl yorumluyorsunuz?
    Yetmişler, ebeveynlik açısından son derece farklı bir zaman dilimiydi. İnsanlar çocuklarını park yerindeki otomobillerinde bırakıp market alışverişine giderdi. Çocukken geceleri kız arkadaşlarımla, üzerimizde Katolik okul üniformaları varken piyango biletleri satardık. Ve sadece on yaşındaydık! İnsanlar bugün çocuklarının böyle şeyler yapmalarına müsaade etmiyor. O zamanlar böyle şeyler ayıp değildi, her şey daha farklıydı, pek çok açıdan daha iyiydi. Serbest dolaşan çocuklardık. Sabah çıkar, gecenin köründe dönerdik eve; çocuklar için piyano dersleri, dans dersleri, doğum günü partileri falan yoktu. Çocukluğumdaki o sonsuz özgürlüğü severdim.

    Karakterlerinizden, yaşlandığında kanser olan Fix aracılığıyla hatırlatıyorsunuz: Bizi öldürecek olan içimizdeki bir şey olacak. İnsan şu hisse kapılıyor: “Galiba dışarıdaki tehlikeler yüzünden endişe etmeyi bırakmalı...” 50’lerini süren ve bu hissi yaratan satırların yazarı olarak, nasıl hissediyorsunuz?
    Kanserden ölme ihtimalimin, bir terör saldırısında ölme ihtimalinden daha fazla olduğunu düşünüyorum. Büyük ihtimalle gerçekleşmeyecek şeylerden endişelenmek, insan doğasının parçası gibi... Uçaktan korkan ama arabalardan korkmayan insanlarız. (Hangisinden ölme ihtimalimiz daha fazla?) Başkan Trump neden göçmenlerin yarattığı tehditten bahsederken silahlanma tehlikesinden asla bahsetmiyor? Bence aslolan, iyi bir hayat sürmek, sağduyulu olmak ve eninde sonunda, ne yaparsanız yapın öleceğinizi bilmek...

    İstanbul’un da dahil olduğu pek çok kentte bağımsız kitabevleri zorluklarla boğuşuyor. Sizin bağımsız kitabeviniz nasıl ayakta duruyor?
    Yaşadığım kent Nashville, kitabevlerine devasa destek veren bir yer. Eskiden kitabevlerimiz vardı ve kapandıktan sonra herkes çok kötü hissetti. Sanırım hepimiz, yeniden bir kitabevine sahip olma şansımız olursa, onu desteklememiz gerektiğini hissettik. Bir de çok fazla yazar tanıyorum, onlarla harika etkinlikler yapabiliyoruz.

     

    ‘KIRMIZI SAÇLI KADIN’I YAKIN ZAMANDA OKUDUM

    Favori isimleriniz kimler? Türk edebiyatından okuduğunuz isimler var mı?
    Donna Tartt, Elizabeth Strout, Maile Meloy, George Saunders, Michael Chabon ve Louise Erdrich’i severim. Şu anda bir kitabevim var, çok fazla çağdaş yazarı okuyorum. Türk yazarlardan Elif Şafak ve Orhan Pamuk’u okudum. ‘Kırmızı Saçlı Kadın’ı yakın zamanda bitirdim.

    Deftersiz hiçbir yere gitmeyen ve nerede olursa olsun yazabilen yazarlardan mısınız? Ya da yazmak için illa özel bir ortama mı ihtiyaç duyarsınız?
    Asla kitapsız dışarı çıkmam. Sürekli okumam gerekir. Ne zaman bir şeyler okuma fırsatım olmayacağından emin olduğum bir yere, diyelim ki bir manava gitsem, muhakkak bir şeyler olur ve “Keşke yanımda bir kitap olsaydı” derim. Yazma konusunu çok kafama takmam. Evimde, yazı masamda yazarım... 

    HEP BERABER Aslolan, iyi bir hayat sürmek ve sonunda öleceğinizi bilmek...
    Ann Patchett
    Çeviren: Özge Onan
    Hep Kitap, 2017
    304 sayfa, 28 TL.

    Etiketler: Kitapsanat , edebiyat
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı