Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Asla yalnız yurümeyeceksin

    ERAY AYTİMUR erayaytimur@gmail.com
    18 Mayıs 2017 - 13:56Son Güncelleme : 18 Mayıs 2017 - 13:57

    Besteci, piyanist Selen Gülün, kendisine 2011’de İtalya’da yapılan bir teklifi yıllar sonra Türkiye’de hayata geçirir ve ‘Kadınlar Matinesi’ konserleri başlar. Aradan geçen zamanda projeyi albüme dönüştürme fikri gelir ve nihayet albüm raflardaki yerini alır.

    Yıl 2011. Besteci, piyanist ve akademisyen Selen Gülün, ‘Donne in Musica’ için bir Avrupa Birliği projesinde çalışıyordur o sırada. Başkan Patricia Adkins Chiti, Gülün’e Roma’daki Donne in Jazz festivalinde “Türkiye’den kadın müzisyenlerin müziklerini İtalyan müzisyenlerle çalmak ister misin” diye sorar. Selen Gülün bu teklifi yıllar sonra ‘KAPI’ albümünü kaydettiği tenor saksafoncu Marcello Allulli ve davulcu Ermanno Baron ile değerlendirir. Muhteşem geçen konserin ardından aynı projeyi önce New York’ta, ardından eskiden Alt adıyla caz konserlerine yer veren güzel mekânda çalarlar. Projenin isim babası, bilgi dağarcığı ve kalemi kadar çağrışımları da güçlü Murat Beşer’dir bu arada. Ve Kadınlar Matinesi konserleri yıllar sürecek biçimde başlar. 2015 Mayıs’ta sürecin parçası olan Değer Deniz’in bir kadın cinayetine kurban gidip, herkesi derinden sarstığı günlerde A.K. Müzik’ten projeyi albüme dönüştürme fikri gelir ve Gülün, Ceyda Köybaşıoğlu (bas) ve Monika Bulanda (vurmalılar) ile çekirdek kadroyu oluşturur. Sibel Gürsoy, Ece Göksu, Başak Yavuz, Jehan Barbur, Elif Çağlar Muslu, Çağıl Kaya, Şirin Soysal ve Ayşe Tütüncü parçalarının yer aldığı ‘Kadınlar Matinesi’ albümünü projenin sahibi Gülün’le konuştuk.

    Onca konserden sonra cebinde bir dolu şarkı vardı. Albümde hangi şarkıları ve müzisyenleri seçeceğine nasıl karar verdin?
    Aslında bazılarında şarkılar bazılarında müzisyenler konu oldu albüme. Önce Değer Deniz ile başlayayım. Biz Değer’i kaybetmeden iki ay önce yani 8 Mart 2015’te birlikte ‘Kadınlar Matinesi’ yaptık. Orada ‘Bekle’yi söylemişti. Çok güzel fotoğraflarımız var o geceden. Sonra o korkunç cinayette kaybedince Değer’i, tabii ki o parçayı albüme kaydetmek istedim. Albümde yakın arkadaşı Ülkü Aybala Sunat söyledi parçayı. Ülkü’nün muhteşem albümü daha çıkmamıştı, çıksaydı muhakkak onun albümünden de şarkı olurdu bu arada.
    Albümde bizle gelip parçasını canlı söyleyen müzisyen stüdyoda öğrendi ne söyleyeceğini. Ben bunun rahatlığıyla çalışabileceğim müzisyen arkadaşlarımı tercih ettim galiba. Bu tavırdan rahatsız olmayacak, tam tersi eğlenecek kişilerle çalıştık. Altısı da gelip canlı canlı, çatır çatır söyledi! Hatta Sibel Gürsoy’un parçasını söylemeyi çok seviyorum diye ben söylemek istedim. Alınıp küsmedi, bizi ziyarete geldi. Sarıldık ettik. Değer için yaptığım parçaya vokal yaptı. Bir de tabii ki kaçınılmaz olarak bu işlerden kendime daha yakın hissettiklerim var. Bazı şarkılar albümlerden aklıma takılıyor. Mesela Şirin Soysal’ın ‘Siyah Zürafa’sını ilk duyduğumda zaten oturup notaya dökmüştüm. Henüz bir kez bile ağlamadan dinleyemedim. Albümde de kaydederken ağlayarak kaydettim tabii. Neden bilmem bana acayip dokunuyor.

    Bu konserler ve albüm sürecindeki dayanışma ruhuna erkekler nasıl yaklaştı?
    Projenin ismi erkekler arasında sürekli espiri konusu oluyor fakat projede Türkiye’nin bilinen, sevilen erkek caz müzisyenleri de çalıyor. Müzisyenlerin kadın olma mecburiyeti yok, sadece konunun yani müziklerin kadın şarkı yazarına veya bestecisine ait olması gerekiyor. Erkeklerin en çok sorduğu soru “Biz de gelebilir miyiz” oluyor. Ben aslında çok eğleniyorum bu soruyla. “Elbette gelebilirsiniz” cevabını verirken özellikle. Albüm kaydedilirkenki dayanışma ruhunun mükemmelliğini kelimelerle anlatmam mümkün değil. Şöyle düşün, Monika ve Ceyda ile aslen trio olarak prova yaptık sadece. Yaylılar ve nefesliler için yazılar yazdım. Üç günde bunca insan sürekli kayıta geldi gitti. Müziklerin hepsi başka türlü, başka hikâye. Fakat zaman sadece lehimize tıkır tıkır işledi. Herkes zamanında geldi muhteşem bir enerjiyle çalıştı. Ortamda hiç kapris yoktu. Bunca albüm yaptım, en sorunsuz kayıt süreciydi diyebilirim. Fotoğraflara bakınca sadece neşe görüyorum ve belki de haklı ama gururlu bir yorgunluk.

    ‘Kadınlar Matinesi’ konserlerini yapmaya başladığında bunun kadın cinayetlerine uzanan trajedimizin bir tarafı olabileceğini öngörmüş müydün?
    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu aktivisti olduğumda, doğruya doğru, konunun tabii ki öneminin farkındaydım. Bir şeyler yapabilir miyim diye katıldım onlara ve eylemlere katılmak dahil elimden geldiği kadarını da her zaman yapıyorum. Ama insan sorunun kendi evine kadar gireceğini düşünmek istemiyor. Çok acı şeyler yaşadık. Ben yaşadığımız olayın atlatılabilecek bir şey olmadığını, sadece form değiştirdiğini gözlemliyorum. Yani sorunun cevabı hayır, bu kadarını ön görememiştim. İtalya’dan kadın besteciler vakfı Donne in Musica ile çalışıyorum ve Türkiye ile ilgili bir kitap hazırlıyorum, yakında basılacak. Ona da konu oldu. Artık ben nefes aldığım sürece, kadına yönelik politik şiddet ve cinayetlerde azalma olmadığı sürece konu etmeye devam edeceğim.

    Asla yalnız yurümeyeceksin

    Sen dayanışma ruhu başlatan bir kadın olarak tüm kadınlara nasıl bir mesaj vermek istersin?
    Benim kadınlara mesaj vermek gibi bir gayem hiç olmadı. Kadınlar dayanışmayla hayatın zorluklarının üstesinden gelmeye alışık. Köylerimize bak, çoluğu çocuğu beraber büyütürler, kışlık erzak yaparlar, birbirlerini kötü günde iyi ederler. O dayanışma zaten var. Kadınlar birbirini çekemez, edemez, birbirlerinin kuyusunu kazar söylemlerine sinirleniyorum ben. Nereden çıkmış o rekabet hissi acaba ona bir bakmak lazım da kimsenin o kadar bu konuya kafa yorduğunu sanmıyorum. Ben biliyorum ki başıma bir şey gelse kadınlar var koşup yaramı sarmaya çalışacak, arkamdan hakkımı aramaya çalışacak. Boşuna asla yalnız yürümeyeceksin demiyoruz. Asla yalnız yürünmemiş zaten!

    Peki kadın müzisyenlere nasıl seslenirsin?
    Kadınlar kendileri üretmeye teşebbüs etsin artık. Kendi ekiplerini kursunlar. Kendi müziklerini yazsınlar. Kendi yapımcılıklarını, düzenlemelerini yapsınlar. Büyük ölçekli müziklerden, kendilerini uzun uzun ifade etmekten çekinmesinler. Enstrümanlarını kendi istedikleri gibi çalsınlar. Doğaçlamaların içine atlasınlar. Uygun gördükleri gibi giyinsinler. Ne istiyorlarsa öyle davransınlar. O ne der, bu ne dercilikten vücudumuza yeterli oksijeni çekemiyoruz derin derin. Vücudumuzu kullanamıyoruz. Öyle müzisyen olunmaz. Tamam güzel sözler güzel melodiler söylemeye başladık tıngır mıngır da haydi artık büyük düşünmeye başlayalım.

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı