Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aşkınız kaç karat?

Uzanamadığı ciğere murdar diyenleri saymazsak her kadın bayılır pırlantaya.

Marilyn Monroe’nun dediği gibi pırlanta bir kızın en iyi arkadaşı olduğu için mi? Yoksa Elizabeth Taylor’ın dediği gibi her erkekten daha sadık olduğundan mı? Yoksa komşu kızının dediği gibi “Herkeste var benim neyim eksik” mantığından mı? Emin değilim. Bence her kadının kendince farklı bir ilişkisi var pırlantayla… Ve bu ilişki elmas piyasasını elinde tutanların pompaladığı mesajlarla git gide güçleniyor.


Bilmeyenler için elmas pırlantanın işlenmeden önceki ham hali olarak tanımlanabilir. Pırlanta ise elmasın bir kesimi. Bilinen ilk elmasın izine 3.000 yıl öncesinde Hindistan’da rastlanıyor. Kimi kaynağa göre Yunanlılar elması Tanrı’nın gözyaşları olarak nitelendiriyor kimine göreyse Aşk Tanrısı Eros’un okunun ucunda bulunduğuna inanıyor.

Aşkınız kaç karat


Yüz yıllar boyunca her kültürde ayrı bir değere sahip oluyor elmas. Hatta kimileri elmasın çeşitli doğaüstü güçlere sahip olduğuna bile inanıyor. Bu inançların başında da sol kolunda pırlanta taşıyan birinin düşmanları karşısında zafer kazanacağına olan inanç geliyor. (Tıpkı bugün sol yüzük parmağına pırlantayı geçirebilen kadının evde kalmış kız kurularına karşı büyük bir zafer kazanacağını hissetmesi gibi...)


Sol yüzük parmağı demişken… Eski Mısırlılar sol elin yüzük parmağında doğrudan kalbe giden bir damar olduğuna bu yüzden de evlilik yüzüğünün buraya takılması gerektiğine inanırlarmış. Alyansı sol yüzük parmağına takılması geleneği bu inanca dayanırken elmasın aşkın simgesi olması ise 15. yüzyıllara dayanıyor. Bazı kaynaklara göre bilinen ilk pırlanta nişan yüzüğü Avusturya Arşidükü Maximilian, Burgonya düşesi Mary’e hediye ediyor. Ve evlilik tekliflerinde pırlanta yüzüğün hikayesi o günden bugüne artarak ve yayılarak geliyor.

Aşkınız kaç karat


Bugün hangi ekonomik statüde olursa olsun her kadının gönlünde pırlanta yatıyor. (Aylık ortalama geliri 2.500TL civarında olan çiftlerin %90’ınında aylık geliri 2.500TL’nin altında olanlarınsa %20’sinde en az bir tane pırlanta takı bulunuyor.)


Elmas piyasasının ne kadar kanlı ne kadar acımasız ve kirli bir dünya olduğunu bilenler bile ona hayır diyemiyor. Ve kadın bir kez pırlanta sahibi oldu mu arkası geliyor. Daha önce hiç kuyumcu vitrini kesmeyenler bile bir anda kendini pırlanta kolyelere bakarken yakalıyor. Çünkü pırlanta bağımlılık yaratıyor. Bir kere onun büyüsüne kapılan kadın ondan sonra diğer mücevherlerle tatmin olamıyor. Ve kim ne derse desin her kadın gizliden gizliye pırlanta sahibi olacağı günleri sayıyor…

Pırlantayı, az bulunması, değerli olması ve göz alıcı parlaklığının dışında bir kadın için değerli kılan pek çok sebep var aslında. En başta aşkın, asaletin, zenginliğin simgesi olması mesela.


Düşünsenize kimi kaynaklara göre en genç elmas bile en az 100 milyon kimine göreyse 1 milyar yaşında. Yani karbonun elmasa dönüşmesi, bulunması ve parmaklarımıza kadar gelmesi için geçen süre hayal edebileceğimizden bile daha fazla. Sırf bu özelliğiyle bile aşkın simgesi olmayı hak ediyor aslında elmas. Düşünsenize sevgiliniz bugün dünyadaki birçok şeyden daha önce var olmuş ve nadir bulunan bir şeyi alıyor ve aşkınızın simgesi olarak parmağınıza takıyor...

Ayrıca her ne kadar bir pazarlama mottosu olsa da “Diamonds are forever” yani “Pırlanta sonsuza kadardır” sözü de kadına ümit veriyor. Bu bağlamda her zaman hayalini kurduğu sonsuz aşkı simgeliyor pırlanta. Ve kadın tıpkı pırlanta gibi sadece bugün değil gelecekte de değerli olacağını bilmek istiyor.


Siz deyin kültürel miras ben diyeyim muhteşem pazarlama teknikleri, öyle ya da böyle kadınlar günümüzde pırlantaya hak ettiğinden çok daha büyük bir anlam yüklüyor. Sevildiğinin, istenildiğinin ve değer verildiğinin bir işareti olarak görmek istiyor pırlantayı.

Aşkınız kaç karat


Peki ama kadının böyle hissetmesi için illa ki pırlantaya mı ihtiyacı var? Maalesef ki var! İşin özünde her kadın aşkının reklamını yapmak istiyor. Sadece başkalarına değil, kendine de “Bak sevgilim beni ne kadar seviyor” demek istiyor. Ve bunu da en iyi pırlanta ile yapabiliyor. Böyle olunca da insan sormadan geçemiyor, “Sizin aşkınız kaç karat ediyor?!”

Erkekgiller


Erkekleri pırlantaya bakış açıları bakımından 9’a ayırmak gerekirse:


1. Sevgilisine taksitle pırlanta yüzük alıp ayrıldıktan sonra hala o yüzüğün taksitini ödemek zorunda kalanlar. Sevgilisine pırlanta yüzük “Saçmalık” deyip anneler gününde annesine pırlanta yüzük alanlar…


2. Sevgilisine “Kanlı Elmas” filmini izletip tek taştan soğutmaya çalışanlar…


3. İlişki durumu sorulduğunda “Tek taşa dönüyorum” diyenler…


4. “Bildiğim tek taş sensin aşkım, taş gibi karısın” tipi cümlelerle konuyu değiştirmeye çalışanlar…


5. Sevgilisinin nefesi kesilsin de çenesi de kesilsin diye pırlanta hediye edenler…


6. İçinden evlenme anlamı çıkmasın diye yüzüklerin yanından geçmeyip kolye/küpe ile oyalayanlar…


7. Sevgilisine pırlanta almayı bırak, bir demet çiçek alacak incelikten bile yoksun olanlar…


8. Karısına pırlanta alışverişi yaparken kendi küçük parmağına da pırlantalı yüzük alanlar


9. Reklamlardan örnek verip “Bunlar hep tuzak” diyerek pırlanta almamasını cimrilik değil de tercihmiş gibi göstermeye çalışan ve kendisinden başka kimseyi kandıramayan erkekler…


https://twitter.com/Sabanur




Yazarın son yazıları


#29 Ağustos 2013 Finansal aldatma da aldatmadır!
#26 Ağustos 2013 Dünyanın en güçlü silahı, bir kadının kahkahası
#19 Ağustos 2013 Erkekler neden güçlü kadın sevmez
#19 Ağustos 2013 Bir teknoloji manyağı ile çıkmamanız için 10 neden
#15 Ağustos 2013 Yer yoksa, beni de yıkın yerime AVM yapın!
#5 Ağustos 2013 Aşkım ben tatile çıkıyorum, varınca seni ararım!
#1 Ağustos 2013 Her eve bir astrolog lazım


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

X