"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Aşkın en dandik hali

FÜSUN Önal’ın son kitabı, müthiş ‘dandik bir hatıra’yla birlikte gündemimize girdi ve maalesef çıkartamıyoruz.

‘Dandik hatıra’ şudur:

Çok eski zamanlarda Hıncal Uluç, Füsun Önal’a hasta oluyormuş.

Fakat ne yazık ki... Bizim ‘masum áşık’ Hıncal, Füsun’dan bir türlü yüz bulamıyormuş. Derken bir gün...

Füsun ile Hıncal birlikte Egemen’in Baltalimanı’ndaki Lalezar adlı yazlık bahçesine gitmişler, Ajda’nın şovunu izlemeye. O vakitler Ajda’nın, kibar, hem de nasıl kibar bir sevgilisi varmış.

İşte bu ‘kibar sevgili’, o gece Hıncal’ın yanındaki Füsun’a yazılmasın mı? Füsun da Hıncal’ı bırakıp Ajda’nın acayip kibar sevgilisiyle mekánı terk etmesin mi? Neyse...

O gece şöyle son bulmuş:

Füsun ile ‘kibar adam’ murada ermiş ama geride gözü yaşlı bir Ajda ile durumu metanetle karşılamaya çalışan bir Hıncal kalmış.

Peki bütün bunları nereden biliyoruz? Nereden olacak...

Füsun’un son kitabından.

Peki Füsun’un son kitabının adı ne? Sıkı durun, utanarak da olsa açıklıyorum:

‘Aşk Çiş Gibidir, Tutamazsın.’

* * *

Şimdi soru şudur:

Bütün bunların bizlerde yol açtığı ‘kapanmaz yara’yı iyileştirmenin herhangi bir yolu var mıdır acaba?

Ve aşk sözcüğünün sıkça geçtiği böylesi hatıraların ardından, bizim ‘aşk’ dendiğinde köşe bucak kaçmamızı engelleyecek bir çıkış yolu bulunabilir mi? Sizi bilmem ama ben kendimce bir çıkar yol buldum.

Ahmet Altan’ın ‘aşkın değersizleştirilmesi’ne dair söyledikleri, benim açımdan ‘aşka iade-i itibar’ için gerekli doneleri veriyordu.

Ahmet Altan diyor ki:

‘İnsana ait her duyguyu ‘aşk’ başlığının altına koyduk. Bütün duygulara aşk adını veremezsiniz. Bir eskime, bir değersizleşme ortaya çıkar. Düşünün: Ölüm korkusunu bile yenebilecek bir duygudan söz ediyoruz. Bize müthiş bir altüst oluş yaşatan duygudan...’

Ve Ahmet Altan’ın şu sözleri ise ‘Aşk Çiş Gibidir, Tutamazsın’ tarzı bir değersizleştirmeye karşı mutlaka bir şeyler yapılması gerektiğini vurgular gibi:

‘Aşk kelimesini nasıl diriltiriz? Hak ettiği değeri nasıl veririz? Bilmiyorum. Ama tuhaf olan şu: Aşk kitabı dediğimiz zaman kötü bir şey söylemiş gibi hissediyoruz. Hayır, aşk kitabı demek kötü değildir. Hepimiz bu sözcüğün nasıl bu hale geldiğini düşünelim. Ve unutmayalım: Aşk, edebiyatın anlatabileceği en büyük çalkantıya işaret eder.’

Helal olsun Yaşar Nuri’ye

‘ESKİ açık sarı desene’ diye haykırır gibi bağırdık bu köşeden:

‘Zekeriya Beyaz burada, Yaşar Nuri nerede’ diye inledik.

Ve sonunda Yaşar Nuri Hoca insafa geldi ve ses verdi.

Hem de ne ses!

Hocamız, tam da ramazan ayı sona ermeye yakınken prensibini bozdu ve ekrana çıkıp halkımızın merak ettiği dini konulardaki soruları cevapladı.

Ali Kırca, bu ramazana damgasını vuran o uğursuz soruyu, hiç de eğip bükme zahmetine katlanmadan, şöyle ‘dan’ diye soruverdi:

‘Sayın Hocam... Söyler misiniz cinsel ilişkiyle oruç bozulur mu?’

Tuhaf ve gergin bir sessizlik...

Gözleri çakmak gibi olan Yaşar Nuri Hocamız, bir iki yutkunduktan sonra, sadece bu ramazana değil, bundan sonraki ramazanlara da damgasını vuracak şu yanıtı yapıştırıverdi:

‘Ben böyle bir soruya cevap vermem. Çünkü bu soruyu soran insanı muhatap almak istemem. Bu soruyu sorana verilecek olan tek yanıt, ‘Kudurdunuz mu?’ olmalıdır. Başka bir cevap daha verilebilir ama onun yeri de burası değildir.’

Bu yanıt üzerine hafiften telaşa düşen Ali Kırca, durumu kurtarmaya yönelik bir atak yapma gereğini hissetti:

‘Hocam, soruyu ben sormuyorum, bu soru çok tartışıldı da o yüzden.’

Yaşar Nuri
Hoca, hedefe kilitlenmişti.

Hedefinde ise Zekeriya Beyaz da vardı:

‘Bu soruyu soranın ya ruhsal bir hastalığı vardır, cinsellik onun beynini iyice işgal etmiştir ki bu durumda hemen kendisini bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine muayene ettirmek şarttır. Hatta soruyu soranı bırakın, bu soruya cevap vereni de muayene ettirmekte yarar vardır. Gün boyu Allah için oruç tutmuş, zikir yapmış, nefsini frenlemiş bir müminin iftar vaktinde o düşünceler içinde olduğunu düşünmek, sağlıklı bir beyin yapısına sahip olunmadığını gösterir.’
X